Site icon

11 EYLÜL 198O TÜRKİYESİ

Spread the love

11 EYLÜL 198O TÜRKİYESİ

12 Eylül’ü kınıyoruz. Hiçbir darbe, hiçbir gerekçeyle haklı, doğru, iyi bulunamaz. Bu yüzden darbeyi ve darbecileri en acımasız biçimde lanetleyin. Ama ülkeyi o karanlıklara sürükleyenlere de hesap sormak gerekir. Demokrasi kendi sorunlarını kendi çözememiş, aksine siyaset sorunların ana kaynağı olmuştur… Darbeyi yapanlar kesin suçludur. Ancak onların suçlu olması, geri kalan herkesi, ülkeyi yönetmeye talip siyaseti sütten çıkma ak kaşık yapmaz. Onlar, en az darbeciler kadar suçludurlar. Ülkeyi yıkıma götüren, çözümsüz bırakan, devlet otoritesini yok eden, halkını koruyamayan, taraflardan birinden yana çıkarak kaosu körükleyen siyaset unutulmamalı. 

Daha garibi, banka soyan, Mehmetçik şehit eden, cinayetler işleyen, bombalamalar yapanların ve destekçilerinin hiç mi hiç günahı yok. Hepsi zulme uğramış, işkence görmüş masum kuzucuklar… Medyaya, köşe yazılarına, sosyal medyaya bakın, 12 Eylül’ün darbecilerden başka hiç suçlusu yok. 

Bu yazının amacı, asla 12 Eylül’ü aklamak değildir. O güne gelişin bütün sorumlularını ortaya koymak, bir daha yaşanmaması için dersler çıkarmak gerekir. O günleri yaşamayan, doğru kaynaklardan araştırarak öğrenmeyenler için ülkenin genel görünümü şöyleydi:

Ülkenin resmî, yarı resmî bütün kurumları önce sağ ve sol olarak ikiye, sonra kendi aralarında üçe beşe bölünmüştü. Sıradan dernekler gibi düşünmeyin, birbirlerinin can düşmanı olarak kanlı çatışmaların içindeydiler.

Mesela polis ya POLDER’liydi ya da POLBİR’li. Tarafsız olan bertaraf olurdu. Düşünün bir karakola atanmışsınız, filancalar çoğunlukta, amir de onlardan, hadi tarafsız görünün bakalım. Öğretmen misiniz ya TÖBDER ya da ÜLKÜBİR’li olmak zorundaydınız. 1978’de mezun öğretmen arkadaşlarımız o sırada CHP iktidarındaki bakanlığa başvurduklarında “Önce TÖBDER’e kayıt yaptırın.” denmiş. İşçiler DİSK, MİSK, HAK-İŞ, TÜRKİŞ olarak ayrılmış; birbiriyle vuruşuyordu.

Mahalleler, semtler, kasabalar, hatta şehirlerden bazıları kurtarılmış bölgeydi. Orada devletin otoritesi, yasası işlemezdi. Orada karşıt düşünceli kimse yaşayamazdı, tarafsıza bile yer yoktu. İstanbul’un varoşlarında yer alan semtler, Ordu’nun Fatsa ilçesi bu konuda en ileri örneklerdir.

Tarafsız olmak, ben devletten yanayım demek çok yerde mümkün değildi. Bugün de kullanılan “Bîtaraf olan bertaraf olur. (Tarafsız olan yok olur.) sözü, o zamandan kalmadır. Öğrenci yurtları  kimin elindeyse yeni gelen onlara katılmak zorundaydı. Yeni öğrenci ilk birkaç gün rahat bırakılır, sonra propagandaya başlanır, birkaç hafta sonra duvar boyamaya, afiş asmaya götürülür, bir kere polise yakalanıp fişlendiğinde artık militan olma yolunda hızla ilerlerdi. Okullarda bir tarafın hakimiyeti varsa, fazla olay çıkmaz; ama onlardan olmayan okula gelemezdi. Bir tarafın hakimiyeti kesinleşmemişse her gün olay çıkar, silahlar patlardı. İki taraftan 15-20 kişinin öldürülmediği gün yoktu.

Siz o dönemde bazı törenlerde bir araya gelmiş parti liderlerinin birlikte mütebessim fotoğraflarına bakıp iyi geçindiklerine inanmayın. Sosyal medyadaki özlenen uyum palavralarına aldanmayın. O günlerin arşivlerini araştırın. Birbirlerine akla hayale gelmeyen en ağır hakaretleri ettiklerini, milleti kavgaya yönlendirdiklerini, ateşe körükle gittiklerini, ortamı kızıştırdıklarını görürsünüz.

Çarşıya 15-16 yaşlarında bir çocuk gelir, dükkan dükkan dolaşarak “Yarın dükkanlar açılmayacak.” emrini verir, onu tek elle boğabilecek esnaf çaresiz boyun eğerdi. Sıkıyorsa ertesi gün dükkan açın. Birkaç gün içinde dükkanınız bombalanır, siz öldürülmemişseniz şükrederdiniz.

Her gün bankalar soyulurdu. En çok da bankaların önüne nöbete konan Mehmetçiklerin şehit edilmesine içim yanardı. Hangi salağın aklıysa her bankanın kapısının iki yanında iki Mehmetçik, silahları çapraz tutuşta saatlerce beklerdi. Önlerindeki kaldırımdan geçen binlerce yaya arasına karışan militanlar, aniden silahlarını çekip Mehmetçikleri vururlardı. Yirmi yaşında ana kuzusu zavallı askerlerin yapabileceği hiçbir şey yoktu. Hedef tahtası gibi, kuzu kuzu şehit edilmeyi beklerlerdi.

Beyazıt’taki bütün fakültelerde 150 öğrencinin ders gördüğü amfilerin kapısı tekmeyle açılır, parkalı bir militan “Herkes dışarı.” emrini verir, önce profesör kaçar, çıkan kızlı erkekli öğrenciler dışarıda sıraya sokulur, kortej oluşturulurdu. Kimse kaçmasın diye kortejin iki kenarında el ele tutuşan militanlar zincir oluştururdu. Kortej önce Gülhane’deki morgdan ceset almaya yürütülür, ceset alınır, bu defa kortej Topkapı’ya yürütülürdü. 15 km.yi aşan bu yürüyüşte çeşitli sloganlar atılırdı. Sıkıysa bağırma. Zavallı kız öğrenciler perişan, ağlayanlar, bayılanlar…

Dışardan bakan, on binlerce öğrenci yürüyor sanır. Aslında devletin olmadığı yerde birkaç yüz militan on binlere tahakküm etmektedir. Bir fakültede çatışma çıktığını, saatlerce silahlar patladığını, amfilerde mahsur kalan kız öğrencilerin çıldırma raddelerine geldiğini, polisin, devletin saatlerce seyirci kaldığını gördüm. Hiçbir militan yakalanmadı, bir yerlere kayboldular.

Şehir hatları vapurunda yolcu salonuna parkalı iki haydut girer, sloganlar atar, propaganda konuşması yapar, herkes pısmış vaziyette kös kös dinler. Kısacası ortada devlet yok. Devletin kolluğu ikiye bölünmüş, birbirini vuruyor. Birinin tuttuğunu öteki salıyor. Hakiminden hekimine bir taraftan yana olan ötekine düşman. Bakın bu anlattıklarım sadece İstanbul kısmı. Bütün Türkiye’de benzeri manzaralar.

Akşam ezanına yakın, sokağa çıkma yasağı varmış gibi ortalıkta kimsecikler kalmazdı. Bir gün o saatlerde karşıya geçecektim. Ahmediye’den Üsküdar iskelesine kadar sadece üç beş kişiye rastladım. Vapurda toplasan on beş kişi yoktu. Anneler, pencere önlerinde eşlerinin, evlatlarının eve dönüşünü dudaklarında dua kıpırtıları, yürek çarpıntıları içinde beklerlerdi. Bir de gecikmişlerse… Anadolu evlerinde çocuğunu üniversiteye göndermiş ebeveynler, haber bültenlerini korku içinde dinlerlerdi. Herkes bulabilirse bir de onlara sorsun 12 Eylül’ü.

Basın mı? Güldürmeyin, onların en ılımlı, en tarafsızları bile hafiften de olsa taraflardan birinin desteğinde. Köşe yazarlarının kalemlerinden kan damlardı.

Ülkeyi kan götürürken TBMM, 22 Mart 1980’den başlayarak sonuncusu 11 Eylül 1980‘de olmak üzere 124 tur oylama yapılmasına rağmen cumhurbaşkanı seçememişti. Oylamalarda laubalilik doruklara tırmanmış, sanatçı Ajda Pekkan’a bile oy çıkmıştı. Bakan araçlarında silah ve anarşist taşındı iddiaları vardı. Basiretsiz siyaset, sistemin tıkandığını, görememişti. Demokrasi olduğu iddiasındaki bir sistemde seçim yapılamıyorsa ve siyaset çözemiyorsa sistemin iflasının ilanıdır. “Biz beceremeyeceğiz, demokrasi dışı yollara ihtiyaç var.” demektir. 27 Mayıs, 22 Şubat, 21 Mayıs, 12 Mart tecrübelerini yaşamış bir siyaset, ülkeyi nereye götürdüğünü idrak edememiştir. Siyaset için bunlardan daha büyük sorumsuzluk olur mu? 

Siyasetten umut kesen millet, “Asker ne bekliyor?” diyerek ısrarla  darbeyi davet etmiştir. Darbe sabahı bütün millet büyük sevince kapıldı, darbeyi coşkuyla alkışladı. 11 Eylül günü bir referandum yapılsaydı halkın iradesi kesinlikle “Ordu yönetime el koysun.” olarak ortaya çıkardı. Anayasa oylamasında %90’ın üzerinde kabul, halkın darbeyi desteklediğinin en gerçekçi ölçütüdür. 

Darbe öncesinde sıkıyönetim vardı; ama siyaset onu etkisizleştiriyordu. Hani denir ya “13 Eylül’de olaylar bıçakla kesilmiş gibi durdu. Demek ki Ordu isteyince kesebiliyormuş.” Yanlış. Böyle üretilmiş pek çok yalan, yanlış, çarpıtılmış yorum vardır. İlk başta terör üreten herkes durdu, olaylara ara verdi ve darbenin sağ ya da sol hangi taraftan geldiğini anlamaya; buna göre tavır belirlemeye çalıştı. Kısa süre sonra aşırı sol örgütler, darbenin kendilerinden yana olmadığını görerek eylemlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Ülkücü kesim, darbe kendilerini ezse de inandıkları dava gereği eylemlerine son verdi. 

Sonuç olarak geçmişten yeni kinler üretmek yerine dersler çıkarmak için dönemi iyi araştırmak, taraf olunsa bile tarafsız gözle incelemek gerekir. Ülkenin yeniden öyle karanlık günlere düşmemesi için dikkate alınması temennisiyle…

14.09.2025

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

Exit mobile version