Site icon

YIKIK HAN DUVARLARI… (Şiir)

Spread the love

YIKIK HAN DUVARLARI…

Yağız atlar kişnerken, o yollar şen şakraktı,

Yol uzayıp giderken, yolu kesen duraktı.

Yaylılar sarsılırken, yol alırdı yayalar,

Tekerlerin sesine ses verirdi kayalar.

Gidenler o gurbeti gönlünde duyarlardı,

Çeker çileyi kahrı zamana uyarlardı.

Sevgiler ayrılıklar iç içe karışırdı,

Önlü arkalı gider, tekerler yarışırdı.

Bağrında bir bozkırın, bozkır uzar giderdi,

İnsan kaderi değil, kader onu yederdi.

Önde uzun bir ömür, soldururdu yüzleri,

Bakışlar hep geceydi, özlerdi gündüzleri.

***

Hep gariplik çökerdi, duadaydı elleri,

Kara bahta bağlıydı, inançlı gönülleri.

Yürekteki acıyı yalnız ıslık dökerdi,

Türkü uzardı dilen, ağıt kalbi sökerdi.

Kıvrıldıkça kıvrılır, dağ uzardı dağ gibi,

Sarar sarmalar kader, baht örerdi ağ gibi.

Başını bir kaldırsa, devleşirdi o boşluk,

Bakışlar kararırdı, hep esnerdi sarhoşluk.

Rüzgârlar bulutları yol boyunca sürerdi,

Burada kar yağarken, orda bahar gülerdi.

Nihayetsiz uzardı ovayla dağ baş başa,

İnsan doğa barışık, bakılmaz yaşa başa.

Neşe keder iç içe, yollar ağıt yakardı,

Bitmeyen güzellikler, o hayata bakardı.

Yürürdü hep durmadan, daha çok yürüyecek,

Hayat zamanda yolcu, ömürler sürüyecek.

Asırların kalbinden, sürüp gelirdi ahlar,

Hiç kesilmez uzardı, ard ardına eyvahlar.

Uzun yolar başını, kaldırıp bir bakmazdı,

Yol bozuk, yolcu garip kimse dönüp bakmazdı.

Alır başın giderdi, ardına bakmaz yollar,

Açık kalırdı daim, yolcu bekleyen kollar.

***

Bir sarsıntı bölerdi, yürekten uykuları,

Kan ter ile uyarır, döker soğuk suları.

Ne hisar kaldı şimdi, ne yükselen kaleler,

Bir adımda kesilir, şimdi tüm mesafeler.

Kervanlar alıp başın, çekip gitmişler bir bir,

Şimdi her kent bir handır, kervan saraydır şehir.

Alaca karanlığı, yutmaktadır neonlar,

Taştan birer yığındır, şimdi o eski hanlar.

Gurbetlik mazi olmuş, tak ordasın tak burada,

Şimdi ülkeler bile, dönmüşler ana yurda.

Ocaklar terk edilmiş, şimdi dumanı tütmez,

Evlat durmuyor köyde, anne şehire gitmez.

Bir karmaşık zamandır, şair geçti o günler,

Bu günler belli değil, mazide kaldı dünler.

Dünkü zamanlar kalmış, bir lambanın isinde,

Yol ve yordam karışmış, belirsizlik sisinde.

Yüzlerde bir çizgi yok, bakışlar gölge bilmez,

Gün güne çözüm olur, dün bugünde silinmez.

Yarınlar ne olacak, hiç bakmayız nedense,

Herkes kendince uzman, söz anlamaz ne dense.

Ağıtlar ağlamıyor, türküler küskün şimdi,

Bilinmez bir ucube, yaşayan üzgün şimdi.

***

Uyku gelmek bilmiyor, sara nöbeti sanki,

Gece yatmak bilmeyen, gündüz kalkmaz inan ki.

Handan hana gezinmiş, o yolcu meşhur şair,

Uykusunu paylaşmış, her bir handa bire bir.

Her duvarda iz bulmuş, her duvarda bir nişan,

Bazen çizgiler öksüz, bazen şair perişan;

***

Bütün ayrılıklar mazide kaldı

Baba ocakları yazıda kaldı

Bayramlar seyranlar gezide kaldı

Bir asri devire yaslanmışım ben

***

Tarihe bak tarihe, Nisan iki bin on bir,

Ey şairim görseydin, nasıl değişmiş devir.

Şimdikiler başkadır, mangalda kül bırakmaz,

Farklı bakar kendine, hem akmaz hem de kokmaz.

Kafası çok çalışır, kendi açar bahtını,

Herkes kendince aslan, kendi kurar tahtını!…

***

Yıkık bir viranedir, şimdi han duvarları,

Öyle bir gündeyiz ki, aşarız kulvarları.

Yollar artık yol değil, bir noktadan ibaret,

Ne tasa kaldı ne gam, ne de alınır ibret.

Kenar köşe karıştı, şimdi her şey ortada,

Gidiş hala sürüyor, karışacak daha da.

Köyden şehire göç var, sürüyor akın akın.

Mesafeler tükendi, merhaba kadar yakın.

Şehirleri bölüyor, devasa her yol şimdi,

Dört bir yandan vatanı, saran birer kol şimdi.

Köy, kent ve dahi mezra, bir anlık mesafede,

Bir bakmışsın kahvede, biraz sonra kafede.

Hiç kimse memnun değil, ha köylü ha şehirli,

Zengin fakir fark etmez, şükür etmek tehirli.

Dağ köpürsün, yol coşsun, etkilemez inanki

Dünya bile aldırmaz, o da duyarsız sanki.

Kar yağsın, bora çıksın, devrilsin yedi cihan,

Şimdi mevsim hep bahar, gökdelenler sanki han.

Herkes kendi keyfinde, keyiflidir dört köşe,

Zenginin sermayesi, katlanır dörde beşe.

Fakiri mi sorarsın, hiç sorma be şairim,

Bilirsin elbet sende, biraz da ben bilirim.

“Tanrı yardımcı olsun” dersin “yolda kalana”

Elbet hemfikiriz de, rastlanmaz ders alana.

***

Masallar masal oldu, çok üssüz dağ başları,

İnsanlar çok değişti, kendiyle savaşları.

Ne titreyen var artık ne de kendine gelen,

Ne bir Karem bulunur ne de dağları delen.

Herkes dimdik duruyor, sisler çekildi bir bir,

Neonlar aydınlatır, sanki bir cennet şehir.

Gözler uyku bilmiyor, değişti gündüz gece,

Şimdi hayat tozpembe, biz yaşarız böylece.

***

Gönül istese de görmek hayali

Tül tül örgü gibi örmek hayali

Bugünlere dünden sürmek hayali

Düne bakmış sanki uslanmışım ben

***

Her sabah bir umutla, ufuklar açılırken,

Tebessümler gül olur, güneşle saçılırken.

Yollar gurbet tanımaz, han olur hancı olur,

Başını alıp gider, bazen kervancı olur.

Kağnılar arabalar, müzelerde dinlenir,

Taksiler, otobüsler, temmuzda serinlenir.

Her araba çok lüküs, sanki bir han odası,

Yıllık marka değişir, hemen geçer modası.

***

Dünde güzellikler eriyip gitmiş

Bugüne kalmamış yarıda bitmiş

Yiğitlik yaşarmış herkes yiğitmiş

Kında kılıç gibi paslanmışım ben

***

Şimdiki kitabeler, altın yaprakla kaplı,

Her şeyin oluru var, her şey şimdi hesaplı.

Çıkmazların sokağı, çıkmazlarda kapandı,

Alev saçan yanar dağ, bağrı alevden yandı.

Herkes bilinçli şimdi, koruyorlar yurdunu,

Çevrecidir korurlar, çakalını, kurdunu.

***

Erciyes’ten Toros’a, yürür de gider yollar,

Ağrı’dan ta Ilgaz’a, selamın eder yollar.

Dört biryandan kucaklar, haritasını yurdun,

Ey dünde kalan yolcu, yürekleri kavurdun.

***

“Yaşaran gözlerinde” her şeyler değişmişti,

Sanki o gözlerinden, bugünkü gün geçmişti. 

Maraşlı Şeyhoğlu’na acıyordun ey şair,

Bağrında yer bulduğun, hanların hali nedir?

Sen garip çizgilerle, talihe bakıyordun,

Duvarlarla söyleşip, gariplik okuyordun.

Gönlünü sızlatmıştı, hanların garip hali,

Şimdi ahali gitti, kaldı hanın vebali

Zaman kemirdi bir bir, o taştan duvarları,

Yerle bir etti felek, sil baştan duvarları.

29 Nisan 2011 – Çankırı

Sadık SOFTA

Exit mobile version