Site icon

3 MAYIS DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Spread the love

3 MAYIS DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü

Dünya Basın Özgürlüğü Günü, UNESCO Genel Konferansı’nın tavsiyesi üzerine Aralık 1993’te BM Genel Kurulu tarafından ilân edildi. O zamandan beri, Windhoek Deklarasyonu’nun yıldönümü olan 3 Mayıs, dünya çapında Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmaktadır.

Ey insanlık! 3 Mayıs, Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak ilân edildiğinden beri, kalemlerin cesaretini, mikrofonların yiğitliğini ve kameraların gözünü kutladığımız bir gündür.

Bu gün, hakikatin peşinde koşanların destanını anmak içindir. Lâkin bu destan, bugün küresel bir trajediye dönüşmüştür. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, insanlığın son 25 yılın en karanlık basın iklimine sürüklendiğini haykırmaktadır. Ortalama skorlar dip yapmış, yarısından fazlası “zor” ya da “çok vahim” kategorisine düşmüştür.

Dünya, bir yandan bilgi çağının zirvesinde parıldarken, öte yandan hakikatin susturulduğu bir arenaya dönmüştür. Kuzey Avrupa’nın aydınlık diyarlarında –Norveç, Danimarka, Estonya gibi ülkelerde– basın, demokrasinin kutsal bir muhafızı olarak özgürce soluk alır. Yasal koruma güçlü, ekonomik bağımsızlık sağlam, gazeteciler tehditlerden uzaktır. Burada kalem, bir kılıç gibi özgürce savrulur; hakikat, zincirsiz bir kartal gibi gökyüzünde süzülür. Bu ülkeler, endeksin zirvesinde, insanlığın umut fenerleri olarak parlar.

Fakat, aynı dünyada, otoriter gölgeler altında basın, bir savaş meydanına dönüşmüştür. Çin, İran, Kuzey Kore, Afganistan gibi ülkelerde gazetecilik neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Hapishaneler düşünce suçlularıyla dolup taşar, internet sansürü devasa bir duvar örer, muhalif sesler ya susturulur ya da ortadan kaybolur. Rusya, Belarus, Myanmar gibi rejimlerde ise “devlet güvenliği” kalkanı altında eleştirel sesler boğulur. Küresel olarak 4 milyardan fazla insan, basın özgürlüğünün “çok vahim” olduğu coğrafyalarda yaşamaktadır. Ekonomi baskıları, sahiplik yoğunlaşması, dijital sansür ve fiziksel tehditler, hakikatin kanatlarını kırmaktadır. RSF’nin uyarısı nettir: Basın özgürlüğü, 25 yılın en düşük seviyesindedir.

Bu küresel tablonun içinde Türkiye, 180 ülke arasında 163’üncü sıraya gerilemiştir. 2025’teki 159’uncu sıradan dört basamak daha aşağıya düşmüştür. Skoru 27.94’e inmiş, “çok vahim” kategorisinde yer almaktadır. Siyasi gösterge 163’üncü, ekonomik 166’ncı, yasal 159’uncu, sosyal 162’nci ve güvenlik 159’uncudur. Ülke, Venezuela, Küba, Sudan ve Irak’ın hemen ardından, Yemen, Belarus ve Myanmar’ın hemen önünde yer alır. 2002’de 99’uncu sırada olan Türkiye, çeyrek asırda 64 basamak gerilemiştir. Bu, basit bir düşüş değil; bir özgürlük erozyonunun destansı hikâyesidir.

Türkiye’de basın, âdeta bir destan kahramanının sınavıdır. % 90’a yakın ulusal medyanın iktidar kontrolünde olduğu bir ortamda, bağımsız ve eleştirel sesler, halkın haber alma hakkını ayakta tutmak için canını dişine takar. Gazeteciler, “dezenformasyon”, “Cumhurbaşkanı’na hakaret”, “devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamalarla karşı karşıya kalır. Terörle mücadele yasaları, bu baskı araçlarını daha da keskinleştirir. Hapishaneler, düşünce mahkûmlarıyla dolar; tazminat davaları, ekonomik abluka yaratır; dijital sansür ve sürgün mekanizmaları, muhalif sesleri sınır ötesinde bile takip eder.

Burada gazeteci olmak, mitolojik bir kahramanın yoluna benzer: Her haber, bir ejderhayla yüzleşmektir. Her manşet, bir bedel ister. Her tweet, bir risk taşır. Bağımsız medya, ekonomik krizin pençesinde ayakta kalmaya çalışırken, kamu kaynakları tek sesli bir koroya akar. Halk, alternatif kanallara yönelir; sosyal medya ve bağımsız platformlar, hakikatin son sığınakları olur. Lakin bu sığınaklar da sürekli kuşatma altındadır.

Yine de Türkiye’de basın özgürlüğü mücadelesi, destansı bir direniştir. Tehditlere rağmen kalemini bırakmayanlar, zindanlarda dahi yazmaya devam edenler, kamerasını kapatmayanlar vardır. Onlar, Anadolu’nun yiğit evlatları gibi, karanlığa karşı ışık taşırlar. Her tutuklama, yeni bir uyanışa; her sansür, yeni bir yaratıcılığa yol açar.

Bu topraklar, tarih boyunca özgürlük şarkılarına sahne olmuştur: Cumhuriyet’in kuruluş idealleri, demokrasi özlemi, hakikat arayışı burada kök salmıştır.

Işık ve Gölge Arasında Dünya, ikiye bölünmüştür: Bir yanda özgür basının çiçek açtığı cennetler, öte yanda hakikatin zincire vurulduğu cehennemler. Türkiye, bu gölge tarafın derinlerinde yer alır. Kuzey Avrupa’nın kurumsal güvenceleri burada yoktur. Ekonomik kırılganlık, yasal silahlaşma ve siyasi baskı, küresel ortalamanın da altındadır. Ancak Türkiye’nin farkı, dinamik bir toplum ve güçlü bir muhalif medya geleneğidir. Bağımsız gazeteciler, halkın gözü ve kulağı olmaya devam ederken, uluslararası endeksler bu mücadelenin zorluğunu teyit eder.

3 Mayıs, sadece bir kutlama günü değildir; bir uyarıdır, bir çağrıdır. Dünya basın özgürlüğü tarihin en düşük noktasında gezinirken, Türkiye bu mücadelenin en ön cephesinde yer alır. Gazeteciler, modern zamanların Spartaküs’leridir; zincirleri kıran, gerçeği haykıran kahramanlardır.

Ey kalem erleri! Ey hakikat savaşçıları! Karanlık ne kadar derin olursa olsun, şafak yakındır. Zincirler paslanır, korku dağılır, hakikat ise ebediyen kalır.

Türkiye ve dünya, özgür bir basının ışığında daha adil, daha aydınlık yarınlara kavuşacaktır. Bu destan, sizin cesaretinizle yazılmaya devam edecektir.

Yaşasın özgür basın! Yaşasın hakikatin sonsuz mücadelesi!

3 Mayıs 2026
M. Hüseyin OĞUZ

Exit mobile version