VEFATININ 59.YIL DÖNÜMÜNDE HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER
Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966), Türk edebiyatçı, yazar, şair, öğretmen, milletvekili ve siyasetçi olarak tanınan, Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında önemli roller üstlenmiş çok yönlü bir isimdir. “Milli Hatip” ve “Cumhuriyet Hatibi” unvanlarıyla anılan Tanrıöver, özellikle hitabet yeteneği, Türk milliyetçiliğine katkıları, Türk Ocakları’ndaki çalışmaları ve İstiklal Marşı’nın TBMM’de kabul sürecindeki etkisiyle Türk tarihinde iz bırakmıştır.
Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1885 yılında İstanbul’un Aksaray semtindeki Abdüllatif Suphi Paşa Konağı’nda doğdu. Babası, Tanzimat dönemi devlet adamlarından ve Osmanlı Devleti’nin altıncı Maarif Nazırı Abdüllatif Suphi Paşa’dır. Annesi, Kafkasya’dan esir olarak İstanbul’a getirilmiş bir Çerkes kızı olan Ülfet Havva Hanım’dır. Dedesi ise ilk Osmanlı Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Amcası Samipaşazade Sezai, dönemin ünlü edebiyatçılarından biridir. Bu seçkin ve köklü aile, Tanrıöver’in yoğun bir kültür ortamında yetişmesini sağlamıştır; çocukluğu, dedesinin Çamlıca’daki köşkünde ve babasının Fatih Horhor’daki konağında, divan edebiyatı şairlerinin ve dönemin aydınlarının buluştuğu bir atmosferde geçmiştir.
İlk öğrenimini Kısıklı, Altunizade ve Numune-i Terakki mekteplerinde tamamladı. II. Abdülhamid’in iradesiyle parasız ve yatılı olarak Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde (Galatasaray Lisesi) okudu ve 1904’te mezun oldu. Eğitim hayatı, onun dil, edebiyat ve hitabet yeteneklerini geliştirmesinde önemli bir rol oynadı.
1905-1907 yılları arasında Reji İdaresi Tercüme Kalemi, Defter-i Hâkani Nezareti Mektubi Kalemi ve Şehremaneti Tercüme Odası’nda çalıştı. Ardından 1908’de Ayasofya Rüşdiyesi’nde hitabet, medeni bilgiler ve Fransızca; 1910’da Darülmuallimin’de pedagoji ve Osmanlıca; 1913’te ise Darülfünun’da (sonradan İstanbul Üniversitesi) Türk edebiyatı, pedagoji ve Türk-İslam sanatları tarihi dersleri verdi. Bu dönemde öğretmenlik ve akademisyenlik yaparak genç nesillerin eğitimine katkıda bulundu.
Hamdullah Suphi, edebiyata Galatasaray Lisesi yıllarında şiirle adım attı. İlk şiiri “Namık Kemal” adıyla, amcasının da aralarında bulunduğu Jön Türklerin Paris’te çıkardığı Şura-yı Ümmet dergisinde 1902’de, imzasını gizleyerek yayımlandı. Gençlik yıllarında Namık Kemal’in etkisiyle hamasi (coşkulu, kahramanlık temalı) manzumeler yazdı.
1909’da sanatı önceleyen Fecr-i Ati topluluğuna katıldı; bu dönemde Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin’in etkisinde aşk ve tabiat temalı şiirler kaleme aldı. Ancak, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’in edebiyat ortamına hâkim olmasıyla şiiri bıraktı. 1911’de dilde sadeleşme tartışmalarında Genç Kalemler dergisine Celal Sahir’le birlikte katılarak Milli Edebiyat akımına yöneldi. Aruzu terk edip hece vezniyle ve sade bir dille şiirler yazdı.
Mizaha da ilgi duyan Tanrıöver, 1908-1909’da Davul dergisinin “Vur Abalıya” sütununda ve başka platformlarda Toplu İğne, Yutmaz, Hasad, Keçiboynuzu, İstanbulin, Münekkid gibi takma adlarla mizahi manzume ve yazılar yayımladı.
Asıl ününü hitabet alanında kazandı. Coşkulu, etkileyici konuşmalarıyla Türk milliyetçiliğini ve Cumhuriyet ideallerini halka aşıladı. Şiir, hikâye, makale ve edebi tenkitleri Şura-yı Ümmet, Yeni Gazete, Servet-i Fünun, Resimli Kitap, Musavver Muhit, Türk Yurdu, Genç Kalemler, Hak, İkdam, Akşam, Rübab, Hakimiyet-i Milliye ve Muallim gibi gazete ve dergilerde yer aldı.
1912’de Türk Ocağı’na üye oldu ve 1913’te başkan seçildi. Aralıklarla toplam 34 yıl (1912-1931, 1949-1959, 1961-1966) bu kuruluşun genel başkanlığını yaptı. Türk Ocağı’nı Türk milliyetçiliğinin merkezi haline getirdi; konferansları ve ateşli hitabetleriyle Türklük şuurunu güçlendirdi. Yusuf Akçura’nın dediği gibi, “Ocağın çarpan kalbi” oldu. Türk Ocağı binasını halkın ve üyelerin katkılarıyla yaptırdı, ancak bina sonradan alınarak Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ne çevrildi. Tanrıöver, milliyetçilik anlayışını dil, din ve dilek birliği üzerine kurdu; vatanın (Anadolu’nun) Haçlılar’a karşı korunmasında milli kültürün tek yol olduğunu savundu.
Balkan Savaşı sonrası, 1913’te Edirne ve Trakya’daki Bulgar zulmünü dünyaya duyurmak için Berlin ve Petersburg’a giden heyette yer aldı. Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan işgaline karşı İstanbul’daki protesto mitinglerinde etkili konuşmalar yaptı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Saruhan (Manisa) milletvekili, 1920’de ise TBMM’ye Antalya milletvekili olarak katıldı. Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü görevini üstlendi. İstanbul’un işgali ve Türk Ocakları’nın kapatılması üzerine Ankara’ya giderek Milli Mücadele’ye destek verdi.
Milli Eğitim Bakanlığı, millî marş için yarışma açtığında, ödül nedeniyle katılmak istemeyen Mehmet Âkif Ersoy’u bizzat ikna etti. 1921’de İstiklal Marşı’nı TBMM kürsüsünden büyük bir coşkuyla üst üste dört kez okudu. Mehmet Akif’in “Ben biraz güzel yazdım mı bilmem, fakat sen çok güzel okudun, onu bilirim.” sözü, Tanrıöver’in hitabet gücünü vurgular. Marşın millî marş olarak kabulünde büyük çaba harcadı.
1920-1921 ve 4 Mart 1925-20 Aralık 1925 tarihleri arasında iki kez Millî Eğitim Bakanı oldu. Türkiye’de müzeciliğin gelişmesi için çalıştı; Ankara Etnografya Müzesi’nin temellerini attı. 1925’te TBMM’deki tekke ve zaviyelerin kapatılması yasasına itiraz etti, bu konudaki görüş ayrılığı dikkat çekicidir.
TBMM’de I, II, III, VII, VIII ve IX. dönemlerde milletvekilliği yaptı (Antalya, Saruhan, İstanbul, İçel ve Manisa’dan). 1950’de Manisa’dan bağımsız milletvekili seçildi, 1957’de siyasetten çekildi.
Türk Ocakları’nın 1931’de kapatılmasından sonra 12 Haziran 1931’de Bükreş’e Birinci Sınıf Elçi, ardından Büyükelçi olarak atandı (1931-1944). Romanya’da Gagauz Türkleri’yle yakından ilgilendi, Türkçe eğitim veren okullar açarak Türkiye ile kültürel bağlarını güçlendirdi. 1934’te Soyadı Kanunu ile Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine “Tanrıöver” soyadı verildi.
Tanrıöver Soyadının Hikâyesi
21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen ve 2 Ocak 1935’te yürürlüğe giren soyadı kanunuyla birlikte; o güne kadar isimlerin önüne gelen aile isimleri ve lakapları yasaklanmış, yerine Türkçe soyadları kullanılmaya başlamıştır. Bu dönemde Mustafa Kemal Atatürk yakın çevresine uygun gördüğü soyadları bizzat kendisi vermiştir. Bunlardan birisi de Hamdullah Suphi’dir.
Soyadı kanunu kabul edildiğinde Romanya’da büyükelçilik görevi yürüten Hamdullah Suphi, soyadı olarak baba tarafından erkek akrabalarının da ortak kararıyla eski aile isimleri olan “Kocamemi”yi almayı düşünürler. Hamdullah Suphi, bu konuyu şöyle anlatır:
– Bir gün sofrada idik, Atatürk sordu:
– Hangi soyadını aldın?
– Eski bir aile adımız var; Kocamemi
– Atatürk Memi’nin Memo gibi Arapçadan geldiğini söyledi ve ekledi;
– Ben sana tam bir Türkçe ad vereyim, Hamdullah’ın Türkçesi Tanrıöver’dir.
Atatürk bu iki ismi de kendi eliyle bir kağıda yazdı ve masanın üzerinde duran bir tasın içine koydu:
– Her ikisini de yadigar olarak sakla, dedi.
Böylece Hamdullah Suphi, isminin Türkçe karşılığı olan Tanrıöver’i soyadı olarak kabul etmiştir.
10 Haziran 1966’da, 81 yaşında İstanbul’da vefat etti. Cenazesi Merkezefendi Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedildi.
Hamdullah Suphi Tanrıöver’in eserleri, hitabetleri, makaleleri ve şiirlerinden oluşur. Milli duyguları ve Türklük bilincini yansıtan çalışmaları şunlardır:
* Namık Kemal Bey Magosa’da (1909): İlk şiir kitabı.
* La Question Arménienne et un Point de Vue Turque (1919): Berlin’de yayımlanan, Ermeni meselesine Türk bakış açısını ele alan broşür.
* Dağ Yolu I (1928): Nutuklarından oluşan ilk cilt, Türk Ocakları Hars Heyeti Yayını.
* Günebakan (1929): Coşkulu makalelerden oluşan eser, Dr. Fethi Tevetoğlu’na ithaf edilmiştir.
* Dağ Yolu II (1931): Hitabetlerinden oluşan ikinci cilt.
* Anadolu Milli Mücadelesi (1946): Rusya’nın Kars, Ardahan ve Boğazlar üzerindeki emelleri üzerine konuşmasını içerir.
* Seçmeler: Dağ Yolu ve Günebakan’dan Seçmeler (1971, Haz. M. Necati Sepetçioğlu) ve Hamdullah Suphi Tanrıöver’den Seçmeler gibi derlemeler.
Hamdullah Suphi Tanrıöver, Türk milletinin bekasını dil, din ve dilek birliğine bağladı. Ancak, vatan (Anadolu) olmadan bunların anlamı olmadığını vurguladı. Anadolu’yu Haçlılar’a karşı korumanın yolunun millî kültür olduğunu savundu. “Günaydın” ve “Tünaydın” kelimelerini Türkçeye kazandırdığı söylenir. Dilin, millî tarihin ve ataların tecrübelerinin genç nesillere aktarılmasında kilit rol oynadığını belirtti.
Türk Ocakları: 34 yıl genel başkanlık yaparak Türk milliyetçiliğini ilmî temellere oturttu. Kurumun fasılasız devamında büyük emeği geçti; Yusuf Akçura, onun enerjisi ve organizasyon yeteneğini övmüştür.
Eğitim sisteminin teorik olmaktan çıkıp pratik ve halka yönelik olmasını savundu. Osmanlı’daki maarif hatalarının yeni Türkiye’de tekrarlanmaması için çaba gösterdi.
Hamdullah Suphi Tanrıöver, edebî, siyasî ve toplumsal alanlarda çok yönlü katkılar sunmuş bir isimdir. Hitabetiyle “Millî Hatip” ve “Cumhuriyet Hatibi” olarak anılmış, İstiklal Marşı’nın kabulünde tarihî bir rol oynamış, Türk Ocağı’nı Türklük şuurunun yuvası haline getirmiştir. Atatürk’ün “en güzel eser” tanımını gençlik olarak görmüş, vatanı ve inkılâbı gençlere emanet etme idealini benimsemiştir. Türklük sevdası, diplomatik başarıları ve kültürel mirası, onu unutulmaz kılan değerlerdir.
Tin’i kut bulsun.
Durağı uçmak olsun.
Yeri uluların yanı olsun.
10 Haziran 2025
M. Hüseyin OĞUZ



