18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ ve ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ
Bir Milletin Destanı, Bir İmparatorluğun Dirilişi ve ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!
Ey aziz vatan evladı!
18 Mart… Bu tarih, sadece bir takvim yaprağı değildir. Bu tarih, Türk milletinin göğsünde taşıdığı imanla, Çanakkale Boğazı’nın sularını kızıla boyayan kahramanlığın, toprağı şehit kanıyla sulayan fedakârlığın ve “Çanakkale geçilmez!” diye haykıran azmin ebedî destanıdır.
1915 yılının o soğuk Mart günlerinde, dünya tarihinin en büyük donanmaları, İngiliz, Fransız, Rus ve Anzak gemileriyle Çanakkale’ye yöneldi. Amaçları basitti: İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı’yı dize getirmek, boğazı zorla aşmak ve “hasta adam”ı tarihten silmek. 18 büyük savaş gemisi, yüzlerce muharebe kruvazörü, destroyer ve mayın tarayıcı… Karşısında ise Türk topçusu, Türk askeri, Türk milleti ve Allah’ın inayeti vardı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte boğaz suları dalgalanmaya başladı. “Queen Elizabeth”, “Lord Nelson”, “Agamemnon”, “Irresistible”, “Ocean”, “Bouvet”, “Gaulois”, “Charlemagne”… Bu devasa canavarlar, boğazın dar geçitlerinde ilerlerken, Türk topçusu mevzilerinde sessizce bekliyordu. Nusret mayın gemisinin bir gece önce döşediği 26 mayın, tarihin akışını değiştirdi. Saat 11:00’da ilk patlama yankılandı. Fransız zırhlısı Bouvet bir anda sulara gömüldü. Ardından Ocean ve Irresistible… İngilizler’in gururu, Türk mayınlarının ve top mermilerinin karşısında birer birer eridi. O gün 5 büyük zırhlı battı, 3’ü ağır hasar aldı. Müttefik donanması, boğazın girişinde kan ve ateş içinde geri çekildi.
Ama, asıl destan burada başlamıyordu. Asıl destan, siperlerde, yaralı bedenlerle, “Allah Allah!” nidalarıyla yazıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün 57. Alay’a seslenişi, Türk tarihinin en unutulmaz emirlerinden biriydi:
“Ben, size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz öldükten sonra gelecek birlikler düşmanı durduracaktır.”
Ve o emirle 57. Alay, Conkbayırı’nda, Arıburnu’nda, Seddülbahir’de adeta ölümsüzleşti. Mehmetçik, göğsünü siper ederek, süngüsüyle, taşla, yumrukla, dişle düşmana karşı koydu. Bir asker, yaralı kolunu sargı yerine kullanıp tüfeğini omzuna dayadı; bir diğeri, son nefesini verirken “Yaşasın vatan!” diye haykırdı. Anzak askerleri bile, karşılarında duran bu “çılgın Türkler”e hayran kaldı. Bir Anzak subayı günlüğüne şöyle yazmıştı: “Karşımızda insan değil, adeta dağlar yürüyordu.”
18 Mart 1915, sadece bir deniz zaferi değildi. O gün, Türk milleti dünyaya ilan etti ki:
“Bu vatan, bu bayrak, bu din, bu namus için canımızı veririz ama bir karış toprağımızı vermeyiz!”
Çanakkale, aynı zamanda bir milletin uyanışıydı. O siperlerde yatan 250 bini aşkın şehit ve gazi, Cumhuriyet’in temellerini attı. Mustafa Kemal’in orada yükselen yıldızı, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni doğurdu. “Çanakkale geçilmez” sözü, sadece boğaz için değil, Türk milletinin ruhu için söylendi.
Bugün, aynı ruhla ayaktayız.
Ankara’dan İstanbul’a, Van’dan Edirne’ye, Çankırı’dan Gelibolu’ya kadar her karış vatan toprağında Çanakkale şehitleri için dualar yükselmekte… Şehitlik tepelerinde, Çanakkale Şehitler Abidesi’nde, her 18 Mart’ta aynı ezan okunmaktar, aynı marş söylenmekte…
“Çanakkale içinde vurdular beni,
Ölmeden mezara koydular beni…”
Ey şehitler!
Sizler toprağın altında değil, milletimizin kalbinde yaşıyorsunuz.
Ey gâziler!
Sizler, o kahramanlığın yaşayan abidesisiniz.
18 Mart, sadece anma günü değildir.
18 Mart, Türk milletinin her zaman “geçilmez” olduğunu hatırlatan bir yemindir.
18 Mart, “Vatan sevgisi imandandır” diyenlerin, “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.” diyenlerin, “İman ile donanmış bir yürek, toprağa zincir vurur.” diyenlerin günüdür.
Bu destan bitmez.
Bu destan, her Türk gencinin damarlarında akan kandır.
Bu destan, her anne-babanın evladına öğrettiği “şehitlik” ve “gâzilik” şerefidir.
Çanakkale geçilmez!
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!
Şehitlerimize rahmet, gâzilerimize minnet ve şükranla…
18 Mart 2026
M. Hüseyin OĞUZ


Kaleminize sağlık. 18 Mart ruhunu, sadece anlatmakla kalmayıp adeta yeniden yaşatmışsınız. Okurken hem gururlandım hem duygulandım.