MİLLÎ MÜCADELE’NİN GİZLİ KAHRAMANLARINDAN: YAKUP CEMİL
Yakup Cemil…
O vatanın ateşten doğmuş yiğidi, Osmanlı’nın son nefesinde bile dağları inleten aslanı, İttihat ve Terakki’nin en gözü kara fedaisi! O, Çerkes asıllı bir subay olarak 1883’te İstanbul Yenibahçe’de doğdu; fakat ruhu Rumeli dağlarında, Trablus çöllerinde ve Kafkas siperlerinde yoğruldu. Keskin nişancılığıyla, 33’lük tespih gibi tabancasını çekişiyle, düşman çetelerinin kabusu olmuştu.
Adı anıldığında Bulgar, Sırp, Yunan ve Arnavut eşkıyalar titrerdi; çünkü o, pireyi gözünden, karıncayı dizinden vuran bir fırtınaydı!
Genç yaşta Harp Okulu’nu bitirip Manastır’a atanmış, Enver Paşa’nın emrinde çete savaşlarına dalmıştı. Gayrinizamî harbin ustası olmuş, dağlarda geceleri pusuya yatıp gündüzleri hücum etmişti. İttihat ve Terakki’ye katıldığında fedaî şubesinin en önde gelenlerinden biriydi: Gönüllüydü; ama bir kez söz verdikten sonra geri adım atmazdı. 1909’da İran’a gönderildi; meşrutiyeti yeniden ilan etmek için Kürt aşiretlerini peşine takıp yeraltı faaliyetleri yürüttü, yollar aşındırdı, destanlar yazdı.
31 Mart İsyanı patladığında İstanbul’a çağrıldı, Hareket Ordusu’nda yiğitçe savaştı. Adana’da Ermeni ayaklanmalarına karşı müfettiş olarak görev aldı; adaletin kılıcı gibiydi.
1911 Trablusgarp Harbi’nde Mustafa Kemal ve Enver Paşa’yla omuz omuza koştu. Çölde gerilla savaşını örgütledi, yerel halkı ayağa kaldırdı. Casus şüphesiyle bir subayı uykusunda vurması gibi sert kararları olsa da, vatan için her fedakârlığı göze almıştı. Balkan Savaşları’nda ise efsaneleşti: Sinop zindanlarından devşirdiği 4000 mahkûmla bir ordu kurdu! Bu “belalılar ordusu”yla Bulgarlara karşı dağları inletmiş, Edirne’nin düşüşüne isyan etmişti.
Bab-ı Ali Baskını’nda ilk girenlerden biriydi; Harbiye Nazırı Nazım Paşa, “Siyasete karışmayacağınıza söz vermiştiniz!” diye haykırınca, Yakup Cemil gözünü kırpmadan “Bu herife laf anlatılır mı?” deyip şakağından vurmuştu. O kurşun, Enver Paşa’nın yolunu açan tarihî bir ateş oldu. Ordudan atılsa da gönüllü olarak Batı Trakya’da çarpıştı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın vurucu gücü haline geldi.
Doğu Anadolu’da 2000 mahkûmla Ermeni çetelerine karşı savaştı, tehcir sırasında acımasızca görev yaptı. Bitlis’te, Bağdat’ta emirleri aşan taarruzlarıyla hem zaferler hem kayıplar yaşadı. Cihan Harbi’nde siperlerden siperlere koştu; disiplinsiz ama cesaretiyle efsaneviydi. Enver Paşa’ya körü körüne bağlıydı; “Baş alıp baş veriyordu” onun için. Fakat savaşın kötü gidişatı karşısında barış fikrine kapıldı. İttihat ve Terakki hükümetini ikna edemezse darbe yapmayı düşündü, Mustafa Kemal’i başkomutan görmek istedi. Bu plânlar entrikalara kurban gitti; Talat Paşa’nın baskısıyla “hükümeti devirme ve Enver Paşa’ya suikast” suçlamasıyla tutuklandı. Enver Paşa Almanya’dayken idamına karar verildi.
11 Eylül 1916’da Kağıthane’de kurşuna dizilecekti. Beyazıt’tan yaya götürülürken karpuz arabasını durdurup “Asker evlatlarım susamışlardır.” diye mangaya ikram etti. İdam mangası, eski komutanlarına ateş edemedi; Yakup Cemil askerin ikilik çıkacağını sezdi ve bizzat “Nişan al! Ateş!” emrini verdi. Vücuduna 14 mermi saplandı, yarım saat can vermediği, kanının toprağa “Vatan” yazdığı efsaneleri dillere düştü. Son sözleri arasında “Çok şükür şerefimizle mütenasip bir ölüme mahkum edilmişiz… Gözlerimi bağlamayın, ölüme gözüm kapalı gitmek istemiyorum” ve “Yaşasın İttihat ve Terakki!” gibi ifadeler yankılandı. Mustafa Kemal’in “Eğer bir gün ihtilal yaparsam yanıma alacağım ilk adam Yakup Cemil’dir” dediği rivayet edilir.
Yakup Cemil, vatan sevgisiyle yanıp tutuşan, silahını adalet ve ideal uğruna çeken bir destan kahramanıydı. Sertliği, başına buyrukluğu yüzünden eleştirilse de, fedakârlığı ve cesaretiyle Osmanlı’nın çöküş çağında bir ışık gibi parladı. O, dağların, çöllerin ve siperlerin unutulmaz fedaisi; kanıyla yazılmış bir destanın kahramanı olarak tarihe geçti.
Ruhun şad olsun, ey namlı silahşör! Vatan için atan kalbin, hâlâ dağlarda yankılanır.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
30 Mart 2026
M. Hüseyin OĞUZ




