VEFATININ 43. YIL DÖNÜMÜNDE PROF. DR. EROL GÜNGÖR
Prof. Dr. Erol Güngör, Türk düşünce tarihinin destansı bir kahramanı gibi parlayan, kısa ama alev alev bir ömre sığdırdığı devasa fikir mirasıyla milletinin ruhuna kazınmış bir dev düşünür, sosyal psikolojinin Türkiye’deki öncülerinden biri, milliyetçi-muhafazakâr fikir akımının en parlak kalemlerinden biridir.
25 Kasım 1938’de Kırşehir’in manevî ikliminde, ilmiyeye mensup köklü bir ailenin (Hacıhâfızoğulları) bağrında doğdu. Babası Abdullah Sabri Bey, annesi Zeliha Gülşen Hanım’dır. Dedesi Hafız Osman Efendi’nin çevresinde Osmanlı Türkçesi’ni, tarihi ve kültürü soluyan genç Erol, daha lise yıllarında Arapça öğrendi, Türk kültürüne dair klasikleri devirdi ve 16 yaşında ilk yazısını gazeteye verdi. Kırşehir’in âşıklarının, âlimlerinin sohbetleriyle yoğrulan bu çocuk, âdeta Türk milletinin kadim ruhunu omuzlarında taşıyan bir nefer gibi yetişti.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladıktan sonra Mümtaz Turhan’ın teşvikiyle Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne geçti ve 1961’de buradan mezun oldu. Hocası Mümtaz Turhan’ın yanında asistanlığa başladı, sosyal psikoloji alanında derinleşti. 1965’te doktorasını (“Kelamî Yapılarda Estetik Organizasyon”), 1971’de doçentliğini, 1978’de ise “Değerler Psikolojisi Üzerinde Araştırmalar” teziyle profesörlüğünü aldı. ABD’de Colorado Üniversitesi’nde araştırmalar yaptı. Devlet Plânlama Teşkilatı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı gibi kurumlara bilimsel katkılarda bulundu.
1982’de YÖK tarafından Selçuk Üniversitesi Rektörlüğüne atandı; ancak bu görevi sırasında, 24 Nisan 1983’te İstanbul’da, henüz 44 yaşındayken geçirdiği kalp kriziyle aramızdan ayrıldı. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi. Kısa ömrüne telif ve çeviri yaklaşık 18-28 kitap, yüzlerce makale ve deneme sığdırdı – âdeta zamanla yarışan bir destan kahramanı gibi.
Erol Güngör, Ziya Gökalp-Mehmed İzzet-Mümtaz Turhan çizgisinin devamı niteliğinde, Türk sosyoloji mektebinin parlak bir halkasıdır. Onun için milliyetçilik, kuru bir siyaset değil; milletin ruhunu, tarihini, kültürünü ve değerlerini kucaklayan kutsal bir dava idi. Batılılaşma sürecini, modernleşmeyi ve kültür değişmesini sosyal psikoloji gözlüğüyle inceledi. Türk aydınının halktan kopukluğunu, taklitçi Batıcılığın yarattığı kimlik bunalımını cesurca teşhis etti. Ona göre medeniyet; politikacıların değil, âlimlerle sanatkarların eseridir.
İslâm’ı ve milliyetçiliği yeniden yorumlarken, ne körü körüne gelenekçiliğe ne de radikal kopuşlara prim verdi. İslâm’ın ahlâkî ve manevî derinliğini modern dünyanın meseleleriyle harmanladı. “Üst üste yığılan kül tabakalarını aralayacak olursanız, Türk hayatında İslâm’ın bir kor hâlinde yattığı görülür.” diyerek, Türk milletinin damarlarında hâlâ yaşayan o kadim ateşi işaret etti.
Erol Güngör’ün sözleri, kuru bir akademik dil değil; ruhu titreten, ufuk açan, destansı bir üsluba sahiptir. İşte onun fikirlerinden, kitaplarından ve vecizelerinden harmanlanmış bazı güçlü ifadeler:
- Medeniyet ve yaratıcılar üzerine: “Medeniyeti politikacılar yaratmaz, medeniyet âlimlerle sanatkarların işidir.” Bu sözüyle, gerçek ilerlemenin fikir ve sanat erbabının omuzlarında yükseldiğini haykırır – âdeta bir medeniyet mimarının manifestosudur.
- Manevî değerler ve insanlık:
“Bütün sembolik şeyler manevîdir ve insan topluluklarını hayvan topluluklarından ayırdeden en önemli özelliklerden biri, bizim cemiyetimizin sembollere dayalı olmasıdır. İşte ahlâkî değerler, manevî değerlerin en önemlilerinden oldukları için, onları daima ön plânda tutuyoruz.” - Ahlâk ve çevre:
“Ailenin ahlâkî şahsiyet üzerindeki rolü okulun rolünü daima aşar.” ve “İnsana ahlaki şahsiyetini asıl veren yer, onun yakın çevresidir.” – Ahlâkı maddî bir elbise gibi değil, içten yoğrulan bir inanç sistemi olarak görür. - Düşünce hürriyeti ve aydın sorumluluğu: “Fikir hürriyeti konusunda hiçbir sınırlamaya taraftan değilim… Fikir daima serbestlik, esneklik ve açıklık ister! Partizanlığın olduğu yerde fikir olmaz… Düşünce daima gelişmeye açık tutulmalıdır.” Aydınlara da sert uyarısı vardır: “Aydınlar en cazip ve makul görünen şeyleri bile kolay kabul etmezler… Frenklerin espirit critique dedikleri bu ihtiyatlı ve tenkitçi tavrı kaybeden bir aydın artık ruhları karartmaktan başka işe yaramaz.”
- İslam ve modern dünya: “Günümüzde ‘İslam’ın uyanışı’ denen hadise İslam ülkelerinin iktisadi veya askeri bir kuvvet olarak dünya sahnesine çıkmasını değil, bu ülkelerde İslam’a alternatif olarak ortaya çıkmış ideolojilerin başarısızlıkla sahneden silinmesini işaret etmektedir.”
“Genelin görüşünden bağımsız olmak, büyük bir şey başarmanın ilk resmi koşuludur.” ve “İnsana en acı veren şey; Tanrı’nın kendilerinden başka hiç kimseye doğru yolu göstermediğini düşünen bir kavmin içinde yaşamaktır.”
Bu sözler, onun eserlerinde (Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, İslâm’ın Bugünkü Meseleleri, Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri, Tarihte Türkler vb.) bir mozaik gibi dağılmış halde durur. Her biri, Türk milletine kendi köklerine dönerek, sahih bir modernleşme çağrısı yapar.
Erol Güngör, 44 yıllık ömründe Türk fikir hayatına silinmez izler bıraktı. Sosyal psikolojiyi bilimsel bir disiplin haline getirdi, milliyetçiliği kültürel ve manevi temellere oturttu, İslam’ı sosyolojik bir derinlikle yorumladı. Ölümünden yıllar sonra bile eserleri okunuyor, külliyatı basılıyor, üzerine tezler yazılıyor. Kırşehir’den çıkan bu mütevazı, ama dev fikir adamı, âdeta Türk milletinin vicdanı gibi yaşamış, özü sözü bir bir duruş sergilemiştir.
Onu anmak, sadece bir akademisyeni değil; milletinin geleceğine ışık tutan, destansı bir mücadeleciyi yâd etmektir. Rahmetle, minnetle anıyoruz. Fikirleri, bugün de Türk gençliğine ve aydınlarına yol göstermeye devam ediyor: Köklerine bağlı, ufku geniş, düşüncesi hür bir millet olma yolunda.
Eserlerini okumak, onunla uzun bir sohbete oturmak gibidir ve o sohbet, insanı dönüştüren cinstendir.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
26 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ












