3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ
3 Mayıs Türkçüler Günü, Türk milletinin kadim tarihinden süzülen bozkurt naralarının, demir iradelerin ve ebedi ülkünün modern çağdaki en ateşli manifestosudur. Bu gün, yalnızca bir tarih parçası değil; Türkçülüğün gafletten uyanışı, maskelerin yırtılışı ve Türk varlığının “varım!” diye haykırışının destansı bir anıdır. Taş kırılır, tunç erir ama Türklük ebedidir; işte bu inanç, 3 Mayıs’ı Türk milliyetçilerinin kalplerinde ölümsüz kılmıştır.
Tarihin Dönüm Noktası: 3 Mayıs 1944
1940’ların karanlık günlerinde, II. Dünya Savaşı’nın gölgesi Türkiye’ye de uzanmıştı. Komünist faaliyetlerin eğitim ve kültür hayatında yayılmaya başladığı bir dönemde, büyük Türkçü Hüseyin Nihal Atsız, Orhun dergisinde Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na iki açık mektup yazdı. Bu mektuplarda Atsız, vatan haini olarak nitelendirdiği Sabahattin Ali’yi ve komünist cereyanı sert bir dille eleştirdi. Bu yazı, Atsız aleyhine hakaret davası açılmasına yol açtı. Davanın ikinci duruşması, 3 Mayıs 1944’te Ankara’da görüldü.
O gün, Atsız’ı desteklemek için Ankara tren istasyonundan adliyeye kadar yürüyen Türk gençleri, “Ankara Nümayişi” olarak tarihe geçen bir uyanış başlattı. Komünizme karşı sloganlar atan, Sabahattin Ali ve Nâzım Hikmet’in kitaplarını yakan bu kalabalık, Ulus Meydanı’na yürüdü ve polisle çatıştı. Bu olay, Irkçılık-Turancılık Davası’nın fitilini ateşledi. Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nejdet Sançar, Reha Oğuz Türkkan ve daha birçok Türkçü aydın ve genç, ağır işkenceler, tabutluklar ve uzun hapis yıllarıyla imtihan edildi.
Ancak ateş, çeliği dövüyordu. Zulüm, Türkçülüğü çocuksu bir duygudan olgun bir harekete dönüştürdü. Atsız’ın kendi ifadesiyle: “Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bayram diyemeyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. Ona bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşiyi yamandan ayırmak fırsatını vermiştir.” O güne kadar tehlikelerden gafil yürüyen Türkçülük, 3 Mayıs’ta gafletten sıyrıldı; maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri gördü, dost sandığı hainleri ayırt etti ve gerçeğin sert toprağına bastı.
Bir yıl sonra, 3 Mayıs 1945’te Tophane Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Türkçüler, örtüsüz bir masa etrafında ilk anmayı gerçekleştirdi. Bu, gelenek halini aldı ve her 3 Mayıs, Türk milliyetçileri için millî şuurun ayaklanması, Türklüğün diriliş günü oldu.
3 Mayıs, Türk tarihinin destanlarıyla doğrudan bağlanır. Kür Şad’ın 40 yiğidiyle Çin sarayına yürüyüşü, Alparslan’ın Malazgirt’te “Ya zafer ya ölüm!” nidaları, Bilge Kağan’ın Orhun yazıtlarındaki “Türk milleti yok olmasın diye” feryadı, bu günün ruhunda yaşamaktadır. Türkçüler, o gün “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız.” diyerek, kan, vicdan ve kültür meselesi olan bu ülküyü sahiplendiler.
Alparslan Türkeş’in ifadesiyle: “Türkçülük öyle şerefli bir bayraktır ki, onu vatanın her köşesinde durmadan dalgalandırmak her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.” Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur; ruhsuz beden ceset olur. Bu bilinçle Türkçüler, son nefeslerine kadar çalışacaklarını, taş kırılıp tunç erise de Türklüğün ebedi kalacağını haykırdılar.
Destansı bir şiirde geçtiği gibi: “Haydi 3 Mayıs, Türkçüler Turancılar elele / Tarihler bin dokuz yüz kırk dördü gösterdi / Atsız’ım bozkurtlara buyruğu verdi / Yiğitçe buyruğa gönül verdiler.” Bu sözler, o günün ateşini, gençlerin coşkusunu ve millet sevgisini özetler. Atsız’ın “Türkçülük, dün bir kaynaktı; bugün çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır.” vizyonu, hâlâ yol göstericidir.
Bugün 3 Mayıs, sadece geçmişi anmak değil; geleceği inşa etmektir. Türk milleti, binlerce yıllık devlet geleneğiyle, dilinin, tarihinin, kültürünün ve vatanının bekçisidir. Yabancı ideolojilere, bölücülüğe ve kültürel erozyona karşı dik duruş, her Türk gencinin omuzlarındadır. Her Türkçü, bulunduğu yerde inançla görevini yaparsa, Türkçülük ülküsü sağlamlaşır ve Türklük güçlenir.
3 Mayıs, ayrılık değil, birlik çağrısıdır: Dilde, işte, fikirde birlik sağlandığında dirlik kurulur. Büyük Türkiye’yi yeniden inşa etmek, Türk dünyasının ufkunu genişletmek, atalarımızın emanetini lâyıkıyla taşımak için bu gün bir ilham kaynağıdır. Ne mutlu Türk’üm diyene! Ne mutlu Türkçü olanlara!
Taş kırılır, tunç erir; ama, Türklük ebedîdir.
3 Mayıs Türkçüler Günü, tüm Türk milletine ve Türkçülere kutlu olsun.
Ruhları şad olsun: Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve tüm dava büyükleri… Onların çilesi, bizim gücümüz; onların imanı, bizim yolumuzdur. Bozkurtlar gibi uluyarak, Alparslanlar gibi fethederek, ebediyen yürüyeceğiz. Türklük, göklerdeki bayrağımızdır; indirilmeyecektir.
3 Mayıs Türkçüler günümüz kutlu olsun.
3 Mayıs 2026
M. Hüseyin OĞUZ

