DÜŞMEDEN, DÜŞÜNMEK Mİ?
Stefan Zweig ile Viyana’da Bir Akşam Vakti makalesini okuyunca yazılarını zevkle takip ettiğim Osman Aydoğan Paşa’nın dünün, bugünlere ışık tuttuğunu anladım. İnanmak, aklıma, anlamayı yok eder mi düşüncesi geldi?
Pencere demirleri güneş ışığının içeri girmesini önlemiyor. Dünyanın her yerinde farklı olaylar, benzerliklere ışık tutuyor; ama anlayana. Gelecek felâketleri değerlendirirken sonucu yoruyor insanı. Sebebine bakılmıyor. Anlamak ve inanmak burda anlaşılıyor. Düşmeden düşünmek olsaydı da felâketleri yaşamasak fikri geliyor akla. Acılar birden gelmiyor Japonların bir felsefesi vardır; zamanın, emeğin, sahip olunan her şeyin kıymetini bilme anlayışı.
Hayatın anlamını en iyi yaşayanlar değil, onu kaybedenler daha iyi anlar. İnsanın doğru ile yanlış arasındaki ayrımı yapma yeteneğinin felce uğraması düşünce “keşke” demekle düzelmiyor. Maskeler, bazen fiilin failini göstermez. Düzen baskıyı, güvenlik korkuyu, millî birlik itaati, vicdan sadakâti getirirken kalabalıkların alkışı, bireyin muhakemesini kısar, askıya alır. Çöküş, insanların fark edemeyeceği kadar yavaş ilerler.
Özgürlük, küçük tavizlerle yok edilir. Düşünce, anlaşılır çok şey. Organize bir cehaletin iktidarının vicdanları nasıl bir sadakâte dönüştürdüğü yaşanırken pişmanlık fayda etmediği gibi, zalimde masumiyet aranmaz. İnanarak sevdiğinde kusur, sevmediğinde meziyeti onaylarsın. Yaptığın üstünden geçtiğin köprüleri yıkarsan, boğulmayı sen de yaşarsın. Anlayan insan ahlâkın, pazarlığa muhtaç olmadığını bilendir. David Hume, ”İnsanın Anlama Yetisinde” insan aklı ile var olan bir varlıktır, der. Aklıyla anlayış burda önem kazanır. Varlıktan yokluğa geçişin failleri anlamayıp, despotlara inananlardır. Beyanî – irfanî öğrenme, burhanî düşünmeyi engellememelidir.
Hayek’in Kölelik Yolu eserinde, geçim kaynağı bütünüyle, devletin veya iktidara eklemlenmiş sermayenin eline geçen birey için muhalefet etmek yalnızca fikri değil, varoluşsal bir riske dönüşür, der. Kırılmalar, insanların zihinlerinde başlar. Hakikat, mutasyona uğrar.
Ülkemizdeki olaylara bakınca dünün dünyasını anlamayanlar, bugünün acısını yaşadıkça feryat ediyorlar. Niyetleri ile, tesadüf değil, burdan kurtulma için kaygılılar bir araya geliyorlar. Çünkü sessizlik, fiile, zorbalığın lehine çalışan bir boşluk üretir. İnsanlar felâketleri yaşadıkça uyanıyor, diğerinin acısını görmüyordu. Hatta ayrı mahalledense seviniyordu .Rejim değişikliğini sorgulamıyorlar ve her olumlu, olumsuzluğa onay veriyorlardı. Yaşananların ve yaşatanların izlerini resmî anlatımlarla görüp inanıyorlardı. TRT’nin “Asırlık Gecesi” acaba güç gidince nasıl değiştirilerek yeni rol alırlar, yeni anlatımlar olur, düşünen var mı?
Başkalarının hikâyelerine figüran olan toplumlar, hakikati bulamazlar. Farklı pencerelerden aynı yangını görmek sebebi, hakikati göstermez. Araştırmak ve anlamak gerekir. Aydınlatmak gerekir rasyonel bir çizgide, yanlı değil. Cehennem ateşini insanlar kendileri yaratır. İnsanın hakikat karşısında ne ölçüde körleşebileceğini her dönemde ve her toplumda aymazların iç dünyaları ile dış dünyalarındaki gizlilikleri nasıl kapattıkları bir gün çıkar diye tedirginleri görür. Her karakterin hikâyesi kendi içinde taşıdığı gizliliklerin ortaya çıkarılması ile anlaşılır. Robert Musil’in Niteliksiz Adam romanında insan aklının, dönemin çöküşünü anlatır. Rejimin suçluları, rejim değişikliğinde yaptıkları ile hesaba çekilir.
İnsan olmak düşünerek, duyarlı olmaktır. Geçmişi anlayarak yaşamak gerekir. Akıl, bilim, hukuk, ahlâk bunu gerektirir. Her düşünen, anlayan hakikatle yol yürümelidir. Hakikat, herkesin kendi malı değildir. Kaybedilir de, kazanılır da. Körü körüne inanmak cehaletinden, anlayarak düşünmek önemlidir. Hakikati kendi arzularımıza göre değiştiremeyiz. Geçmiş kendisini hatırlayanları değil, ders alanları korur. Atatürk, “Tarih ilerisini göremeyenler için acımasızdır.” der. Anlamayanlar için de acımasızdır.
03.08.2026
Kemal ALBAYRAK
20. ve 21. Dönem Milletvekili

