VEFATININ 26.YIL DÖNÜMÜNDE EBULFEZ ELÇİBEY
Ebulfez Elçibey (asıl adıyla Əbülfəz Qədirqulu oğlu Əliyev), 24 Haziran 1938’de Naxçıvan’ın Ordubad ilçesine bağlı Kələki köyünün Halil Yurdu yaylasında, sade bir Türk ailesinin ocağında doğdu. Babası Qədirqulu Bey Güney Azerbaycan kökenliydi ve II. Dünya Savaşı’nda şehit düştü; annesi Mehrinisa Hanım ise Anadolu’dan göç etmiş bir kadındı. Yetim kalan küçük Ebulfez, yoksulluk içinde; ama millî şuurla büyüdü. Daha çocuk yaşta “Güney Azerbaycan” gerçeğini öğrendi; bölünmüş vatan fikri yüreğine ateş gibi düştü.
Bakü Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Arap Filolojisi Bölümü’nden 1962’de mezun oldu. 1963-1964’te Mısır’da Asvan Barajı’nda tercümanlık yaptı. Dönüşünde tarih okudu, “Tolunoğulları Devleti (868-905)” üzerine doktora tezini ünlü tarihçi Ziya Bünyadov’un danışmanlığında tamamladı. Üniversitede Asya-Afrika tarihi dersleri verdi. Ama onun asıl dersi başka yerdeydi: gençlere Türkçülüğü, bağımsızlık ruhunu aşılamak. KGB’nin radarına girdi. 1975’te “Sovyet karşıtı propaganda” ve milliyetçilik suçlamasıyla tutuklandı, bir buçuk yıl zorla çalışma kampında taş taşıdı. İşkencelere rağmen dimdik durdu. Yakasındaki Atatürk rozetini aldıklarında bile “Hiçbirine yanmam da, o rozeti aldılar… hâlâ içim yanar.” diyecekti.
Serbest kaldıktan sonra da durmadı. 1980’lerde gizli millî çevrelerde çalıştı. 1988’de Karabağ’daki Ermeni saldırıları ve Sovyet baskısı karşısında halk ayaklanınca meydanların lideri oldu. 16 Temmuz 1989’da Azerbaycan Halk Cephesi’ni kurdu ve ömrünün sonuna kadar başkanı kaldı. 20 Ocak 1990’da Bakü’de Kızıl Ordu’nun katliamına karşı direndi. 18 Ekim 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan eden anayasal aktın arkasındaki güçlerden biriydi.
7 Haziran 1992’de yapılan ilk gerçek demokratik seçimde halkın oylarıyla (%59-60 civarı) Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ikinci, ama ilk özgür iradeyle seçilmiş cumhurbaşkanı oldu. Bir yıl süren iktidarında (Haziran 1992 – Haziran 1993) devrim niteliğinde adımlar attı:
Rus ordusunu ve üslerini tamamen ülkeden çıkardı (Baltık ülkelerinden sonra eski SSCB’de bunu başaran ilk cumhuriyet).
Millî orduyu kurdu.
Manat’ı dolaşıma soktu.
Kiril alfabesinden Lâtin alfabesine geçişi başlattı.
Türkiye ile stratejik kardeşlik bağlarını güçlendirdi.
Demokratik kurumların temellerini attı.
Ama savaş, ekonomik çöküş, iç ihanetler ve Rusya destekli güçler (Suret Hüseynov isyanı) onu yıprattı. 1993 Haziran’ında askerî darbe ile görevinden uzaklaştırıldı, Naxçıvan’a çekildi. Yıllarca iç sürgünde yaşadı. 1997’de Bakü’ye döndü, muhalefetin başında kaldı, “Bütöv Azerbaycan” idealini savundu. Prostat kanserine yakalandı. 22 Ağustos 2000’de Ankara’da, tedavi gördüğü hastanede ebediyete yürüdü.
Cenazesine yüz binler katıldı; Haydar Aliyev bile naaşının önünde eğildi. Vasiyeti üzerine doğduğu topraklara defnedildi.
O, bir siyasetçi değil, Türk milletinin elçisiydi. “Elçibey” adını halk verdi: “elçi” – elçi, “bey” – bey. Çünkü o, Türk dünyasının vicdanı, bağımsızlık ateşinin taşıyıcısıydı. Sade yaşadı: cumhurbaşkanıyken bile kiralık evde oturdu, “Benim hiçbir şeyim olmasın. Ben sade Türküm” dedi. Makam, para, koltuk peşinde koşmadı; ideal peşinde koştu.
“Ey ulu Allah’ım, Türklüğümü benden esirgeme.”
“Ey benim Türk halkım, özüne dön! Özüne dön! ve sen büyük olursun.”
“Siz büyük bir milletin evlatlarısınız… Azerbaycan adı bize sonradan verilmiş, hepimiz Türküz ve Türkçülüğümüzle her zaman gurur duymalıyız.”
“Türk değilim diyene karşı sakın ısrar etmeyin. Allah’ın bahş ettiği şerefi istemeyen şerefsize biz zorla şeref verecek değiliz.”
“Bizim bayrağımızda üç renk var: 1. Türklük – Türk kendine dön, kendine dönersen büyük olursun. 2. Hürriyet, demokrasi ve çağdaşlık. 3. İslâm.”
“Bana diyorlar ki Elçibey insanları ölüme çağırıyor. Doğru, ölüme çağırıyorum. Vatan uğrunda, bayrak uğrunda öleceksin. Bunu yapamıyorsan zaten yaşamaya hakkın yok.”
“Biz dost değiliz… Biz gardaşız.” (Türkiye için)
“Çok işkence gördüm, çok çektirdiler. Hiçbirine yanmam da bir Atatürk rozetim vardı yakamda, onu aldılar elimden, hâlâ içim yanar.”
Anıtkabir defterine: “Ey büyük Türk’ün büyük komutanı, seni ziyaret etmekle özüm ve milletim adına şeref duyarım. Senin askerin… Ebülfez Elçibey.”
“Bütöv Azerbaycan uğrunda mübarizə həyatımın mənasıdır. Bütöv Azerbaycanın yolu Təbrizdən keçir.”
“Haqsız bir məsələdə zirvə olmaqdansa, haqlı bir məsələdə zərrə olmağı üstün tuturam.”
“Siyasi xadim olmaq yox, vətəndaş olmaq gərəkdir. Mənim üçün ən böyük and xalq qarşısında dediyim sözdür.”
“Azad olmuş yox, azad edilmiş qul nə edəcəyini bilməz – ya keçmiş qulluğunun həsrətini çəkər, ya da yeni ağa axtarar.”
“Xalqın seçdiyi prezident öz xalqına ipək ürəyini, onun düşmənlərinə isə dəmir əlini göstərməyi bacarmalıdır.”
Ebulfez Elçibey, kısa ömrüne sığdırdığı uzun bir destandı. Sovyet zindanlarından cumhurbaşkanlığı koltuğuna, oradan da ebedi istirahatgâhına uzanan yolu, bir milletin uyanışının yoluydu. O, “Türk kendine dön” diye haykıran, “Bütöv Azerbaycan” diye yaşayan, “Senin askerin” diye Atatürk’ün ruhuna selam duran bir yiğitti.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun. Türk dünyası onun adını, ideallerini ve sözlerini unutmayacak. Çünkü o, sadece bir lider değil, bir çağın vicdanıydı.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
22 Ağustos 2026
M. Hüseyin OĞUZ

