BU KERVAN, BÖYLE YÜRÜR.
Ben mısralarımı yol yaptım dert kervanlarına;
Yürüdüm asırlık çınarlar gibi an an zamana;
Yükledim sevda yükümü tüm dosta, yârana;
Yalnızlığım uzanır en azından Ergenekon’a;
Sığmaz olmuşum, dar gelen bu cihana.
***
Göbi’dir en uzun, en rahatından aldığım nefes;
Asya’nın bozkırlarıdır sesime ses veren ses;
Yoldadır kervanlarım bilsin ki herkes;
Varırım yol ayrımlarına her seferinde
Sevdamı taşırım tamamen yüreğimde.
***
Salar dört bir yöne yürüyen göç kervanlarını.
Bir şamanın yüreğinden bakar bütün Asya;
Yol ayrımlarına yaşatır gurbet acılarını;
Bir içdeniz kurumasında buğulu gözleri;
Suskunluğunda saklıdır sır dolu sözleri.
***
İpek Yolunda yol bulur ipekliler doğudan batıya;
Bir ağustos gecesi Malazgirt akşamlarına;
Altaylardan dayanır Anadolu kapılarına;
Bütün dünya bilir geldiği yeri bu sesin.
İçtenliğini sarar bir cuma hutbesinin;
***
Dağlarından aşarak yürüyen bozkır yolunun;
Açılır içten içe bütün çiçekleri Anadolu’nun.
Yüklenir bu topraklar temiz Türk ruhunu;
Ruhu siner dağlara, ovalara, yaylalara
Anadolu ruh alır, ruh verir analara.
***
Sırasını savar Bursalar, Edirneler, İstanbullar,
Vadilerinde yer alır Kızılırmaklar, Sakaryalar;
Gölgesini salar Anadolu’ya Başkent Ankara;
Şahlanan bakışlarında tek yürektir Türk.
Şahlanan bir bozkurt bakışındadır Atatürk.
14.09.2026
Sadık SOFTA

