VEFATININ 112. YIL DÖNÜMÜNDE İSMAİL GASPIRALI
İsmail Gaspıralı, Türk dünyasının uyanış meşalesini yakan, cehaletin karanlığını kalemiyle yırtan, bir milletin kalbine “Dilde, fikirde, işte birlik!” diye kazıyan destansı bir kahramandır.
Kırım’ın bereketli topraklarında, Bahçesaray yakınlarındaki Avcıköy’de 20 Mart 1851’de doğdu. Babası Mustafa Alioğlu, annesi Fatma Hanım… Soyadını babasının Gaspıra köyünden alan bu Kırım Tatarı, daha çocuk yaşta hem geleneksel mektepte hem de Rus okullarında yetişti. Moskova Harp Okulu’nda askerlik rüzgârını soludu, Paris’te İvan Turgenyev’in yanında Avrupa’nın aydınlığını gördü, İstanbul’da Osmanlı ruhunu emdi. Geri döndüğünde Kırım’ın bağrına, bir milletin uyanışı için yemin etmiş bir derviş gibi girdi.
O, sadece bir yazar, gazeteci, eğitimci değildi. O, Türk milletinin dağılmış boylarını aynı dilde, aynı fikirde, aynı işte toplayacak bir bayraktardı. 1883’te Bahçesaray’da çıkarmaya başladığı Tercüman-ı Ahvâl-i Zaman gazetesi, yalnız bir matbaa ürünü değil; Türk dünyasının kalbine akan bir nehirdi. Boğaziçi’ndeki kayıkçıdan Kaşgar’daki deve sürücüsüne kadar herkesin anlayacağı sade bir Türkçe ile yazdı. Gazetesinin başlığının altında yanan o meşhur şiar, bugün hâlâ Türk dünyasının göğsünde dalgalanır:
“Dilde, fikirde, işte birlik!”
Bu söz, onun hayatının özeti, milletin geleceğinin yol haritasıdır. Dilde birlik olmadan kalpler birbirini duyamaz; fikirde birlik olmadan kollar aynı yöne uzanamaz; işte birlik olmadan hiçbir hayal gerçeğe dönüşemez, diyordu.
Eğitimde “Usûl-i Cedîd” (Yeni Usul) adını verdiği reformla, eski ezberci medrese sistemini kökünden sarstı. Fonetik yöntemle çocuklara birkaç ayda okuma-yazma öğretti. Kız çocuklarının eğitimini savundu; ablası aracılığıyla ilk modern kız mektebini açtırdı. “Her haneye bir kadın nasıl lazımsa, her kadına ilim şöylece lâzımdır.” diyerek, milletin yarısını karanlığa mahkûm etmenin büyük bir ihanet olduğunu haykırdı. Âlem-i Nisvan (Kadınlar Dünyası) ve Âlem-i Sıbyan (Çocuklar Dünyası) dergileriyle, toplumun her damarını aydınlığa boğdu.
O, cehaletin milletleri nasıl yok ettiğini biliyordu:
“Bir devlet veya millet harap olacak ise ilk önce ilimsiz ve marifetsiz kalır. Bu hâlde koyun gibi fehmsizlenip öz başlarını özleri uzatıp dururlar!”
“Hakim bir milletin mahkûm düşmesi, mahkûm bir milletin yok olması mektepsizlikten ileri gelir.”
“Çok yaşayan bilmez, çok gezen de bilmez, çok okuyan bilir derler.”
Ve en acıklı sorusunu millete yöneltiyordu:
“Sönmüş kalpleri ne ile yandırmalı? Basireti kesmiş perdeleri ne ile kötermeli? Gaflet sahrasında serilip kalmış koca bir milleti ne ile ayağa turguzmalı?”
Cevabı kendi hayatında verdi: Okuyarak, yazarak, öğreterek, birleştirerek…
Türklük davasını her şeyin üstünde tutuyordu:
“Eğer bana ‘Hâlin bedbahttır, Türklük yani kavmiyet, milliyet fikrini bırak da saadete nail ol’ deseler, bu yüzden gelecek saadete, bedbahtlığı tercih ederim.”
“Milletin derdine aşina olmadan millete hizmet mümkün olamaz.”
“Aziz kardeşler! Satmak kolay, almak zordur. Gitmek kolay, dönmek zordur. Yıkılmak kolay, kalkmak zordur.”
1914’ün 24 Eylül’ünde (bazı kaynaklarda 11 Eylül), Bahçesaray’da, akciğer hastalığının pençesinde, altmış üç buçuk yıllık ömrünü milletinin uyanışına adamış bir er gibi veda ederken bile hâlâ pişmandı. Çünkü, daha yapılacak çok şey vardı. Son nefeslerinde şöyle fısıldadığı rivayet edilir:
“Büyük Allah’ım! Altmış üç buçuk sene yaşadım. Bu hayatın otuz beş senesini Müslümanların uyanması, terakkisi, tealisi ve tekâmülü uğrunda sarf ettim. Milletimin selâmet ve saadeti için elimden her ne geldi ise hepsini yaptım… Yarabbi! Meydana getirmek istediğim birçok şeyler daha vardı… Fakat buna muvaffak olamayacağım…”
Mezarı, Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray Han’ın türbesi yakınındadır. Ama ruhu, Türk dünyasının her köşesinde yaşamaktadır.
İsmail Gaspıralı, bir adam değil, bir çağrıdır. Bir gazete değil, bir kıyamettir. Bir mektep değil, bir uyanıştır. Onun destanı, hâlâ yazılmakta; çünkü “Dilde, fikirde, işte birlik” diyen her yürek, onun kalemini eline almış demektir.
Ruhuna rahmet, yoluna devam…
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
24 Eylül 2026
M. Hüseyin OĞUZ

