BİZ, NEDEN BÖYLE BİR DURUMDAYIZ?
Rahmetli Bülent Ecevit, eşi ile birlikte yaşadığı zorlu Londra günlerine ilişkin İngilizlerle ilgili yaptığı tespitleri hatıralarında anlatır. Hatta denilebilir ki, İngiltere’de gördükleri, gelecekte Ecevit çiftinin yaşam biçimini şekillendirmiştir.
Ecevitler; İngiltere’de yaşadıkları süre içinde İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olan İngiltere’nin nasıl ayağa kalktığına yakından tanıklık etmişlerdir.
Halbuki Türk toplumu, İngiltere’yi hep bir savaş galibi olarak görmüş ve yıkıma uğradığını pek düşünmemiştir. Ancak Ecevit’in hatıralarından anlıyoruz ki, İngiltere’de birçok ülke gibi savaş boyunca yıkıma uğramış ve savaş sonrasında değişen dengeler sonucu “süper güç” olma yeteneğini kaybetmiştir.
Bülent Ecevit, eşiyle birlikte İngilizlerin toplum bilincinden çok etkilenmiştir. Bunu da şöyle anlatmıştır:
“… İkinci Dünya Savaşı yeni bitmişti ve İngiltere’nin ekonomik sıkıntıları çok büyük ölçülerdeydi…Birkaç yıldan beri her şey karne ile veriliyordu ve çok sınırlıydı. Orada İngilizlerin bütün sıkıntıları ortaklaşa yaşamaları, ikimizi de çok etkilemişti. Meselâ, bir iki karaborsa yiyecek dükkanı vardı, sadece yabancılar giderdi; ama İngilizler gitmezdi. O toplum bilinci, sıkıntılara birlikte katlanma anlayışı mükemmeldi. Su kıtlığı vardı. Ama herkes bilirdi ki, İngiltere kralının ailesi de aynı kurallara uygun davranıyordu.”
Bülent Ecevit: “Toplum bilinci ve dayanışmayı keşfetmiş bir halkın, savaş sonrası sıkıntılarını nasıl birlikte ve sosyal adalet anlayışı içinde göğüsleyebildiğini yakından gördüm. Darlığı olan bir ihtiyaç maddesinin sıkıntısına herkes şikâyetsiz katlanırdı. Çünkü herkes; bir köylü de, bir işçi de, bir küçük memur da bilirdi ki, kendisi ne kadar et, peynir ya da yağ yiyebiliyorsa, kraliçe de, başbakan da, lordlar da o kadarını yiyebilmektedir. İngilizler savaş yıllarının ve savaş sonrasının ağır sıkıntılarına ve koca bir imparatorluğu yitirmenin yoksunluklarına rağmen kendilerini böyle bir toplum dayanışması içinde kalkındırabilmiş ve yeni koşullara ayak uydurabilmişlerdi.” diye devam ediyor.
İşte bütün bunlara bana göre “İngiliz Millîği” denir. Şimdi bize dönüp bakacak olursak “Böyle bir millîlikten söz edebilir miyiz?” sorusunu sormak zorundayız.
Türkler ise yüzyıllardır hep savaştan çıkmış gibi yaşamakta ve sıkıntılar sadece yoksul bırakılmış halkın üzerine yıkılmaktadır… Zengin ve yönetici sınıf keyif sürmekte ve halkla müreffeh yaşantısını paylaşmamaktadır.
Lafa gelince millîyiz ve milliyetçiyiz! Ne de olsa bu laflardan etkilenen bir halk var… Anlayacağınız başta ekonomi olmak üzere yaşadığımız sıkıntılardan kurtulabilmek için zihniyet devrimine ve bir “İngiliz Millîliği”ne ihtiyacımız var!
” ‘Bugün ülkemizde görülen ağır fakirliği ne kadar paylaşabiliyoruz?’ sorusu, Türkiye’nin gündemi olmalıdır.” diye yıllar evvel yazmışız!
Ülkemiz, başta ekonomi olmak üzere sosyal, kültürel, siyasî, ahlâkî büyük bir buhran içinde…
En son çok büyük bir “fon soygunu” ile karşı karşıyayız!
Yüzbinlerce vatandaşımızın parası iç edilmiş durumda.
Memleketi soymak için hırsızlar büyük bir dayanışma içinde…
İngilizlerin başta kraliyet ailesi olmak üzere yaptıkları dayanışmaya ve birbirlerine gösterdikleri saygıya bak bir de bizim içinde olduğumuz hâle bak!
Gerçekten yatacak yerimiz yok!
Nasıl düzelteceğiz?
Bu sorunun cevabını çok acil hepimiz bulmalıyız…
28 Eylül 2026 / Ankara
Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
Zafer Partisi Gn. Bşk. Yard.

