TARHANA İLE KIRKYAMA
“Afat” gibi yağmurlu bir günde annem, beden emanetini bu dünyada bize bıraktı, kendi saklandı.
Cemal Reşit Rey’in 1933’te yazdığı, şimdi seçim meydanlarında pop şarkısı biçimine sokulan marşta geçen “On yılda on beş milyon genç”ten biri daha ayrıldı, bu dünyadan.
Dünyanın neresinde olursa olsun bir devrimin arkasından gelen ilk birkaç kuşak en güzel kuşaktır. Her devrim, bir tırpan gibidir. Yapan kuşağı biçer gider; ama arkadan gelen ilk kuşak “Ülkü” kavramına en canı yürekten inanandır. Duruşları; vatan denilen toprakta tutunmak için her şeye direnen ve henüz rahata ermemiş bir fide gibi azimli, inatçı ve çalışkandır. Benim naçiz bedenim ile başlayan, ilelebet yaşayacaktır ile biten cümledeki, kendileri için “var biraz da sen oyalan” dedikleri dünyada, tepesinde bayrakları dalgalanan bir kovanın nöbetini tutup, sonrakilere bırakmaya çalışan işçi arılar misali..
Biz onların gördüğü birçok şeyi görmedik.
- Ülke elden gider mi kaygımız olmadı.
- Annemizden, düşman buradan üç kere geçti ekinleri yaktı, ben kuyuya saklandım gibi anılar dinlemedik.
- Türkçe Mevlüt dinlemenin, ilahî olarak Yunus Emre deyişlerini söylemenin nasıl bir ruhanî ve sosyal çimento olduğunu düşünmedik.
- Yaşadığımız ilin düşman işgalinden kurtuluşu etkinliklerinde gözlerimiz yaşarmadı.
- Karne ile şeker almadık. Patiska, basma, pazen bilmedik. Bakırları kalaylatmadık.
- İlaç, hastane, doktor az olunca labadanın, kantaronun hayat kurtaracağı bilgisi de bizim için gereksizdi.
- Bir anne aynı evde 7, 8 çocuğa tek tencereden tarhana içirip, birbirlerinin eskilerini yamayıp giydirdiği halde nasıl travma yaşanmadı, kırgınlıklar bir helalleşme ile savılıp hayata devam edildi anlamadık.
- Bir kurşun kalemin boyu bir iki santim kalsa bile kullanmak için alet icat etmedik.
- Cebimizde 10 lira varsa, bunun 1 lirasını Kızılay zarfına, 1 lirasını ramazan davulcusunun zarfına koymaya, kurban derimizi Türk Hava Kurumuna bağışlamaya elimiz gitmedi.
- Kara önlük sayesinde, çocukların sadece arkadaşlık ettiklerini birbirlerinin zenginliklerini fark etmediklerini kavrayamadık.
- Evdeki yemeğin kokusu gider, diye endişelenmedik.
- Coşkuyla çalışmayı, karşılıksız iş yapmayı, devlet malını korumayı bireysel konfordan daha üstün görmedik.
- Dünyayı ben mi kurtaracağım ilkesini alnımıza kazıdık, ilk kurşunu atmaya cesaret edemedik.
***
- Böyle evlerden gelen bir dönemin çocuklarının hele ki, Evlad-ı Fatihan olup kendi toprağından bir bohça bir bakraçla gelen ailelerin çocuklarının, dünyaya ilkokul ile tutunmaları,
- İlkokulda bayrama annesinin terliği ile gitmek zorunda kalmaları yine de parasız yatılılarda okuyup da dünyanın her yerinde yaşayabilecek kültür ve medeni cesarete sahip olmaları,
- Köylerde bile gazetede tefrika edilen ünlü büyüklerin hayatlarını, dinî menkıbeleri heyecanla takip etmeleri,
- Şiir ezberlemenin bir marifet olduğunu düşünmeleri, üniversite mülâkatına zengin birisinin emanet kıyafeti ile gitmeleri,
- On beş, on altı yaşında yazdıklarını edebiyat dergilerine gönderme cesareti ve kabul edilebilme saygınlığına sahip olmaları,
- Vazifeli gibi dünya klâsiklerini okumaları, ilkokulda Gılgamış’ın hikâyesini dinlemiş olmaları,
- TRT1’de merhum Sabri Tandoğan’ın Gönül Sohbetleri programında bahsedilenleri anlamaları,
- On saniye baktıkları bir motifi akılda tutup eve gelip yapabilmeleri, her şeyi merak etmeleri, bıkmadan saksıları, duvarları, tavanları kireçle boyamaları, ağıttan oyun havasına anında geçebilmeleri,
- Fotoğraflarda artist gibi çıkmak, saçları hep düzgün tutmak için çaba göstermeleri…
Şimdi bakınca bana çok başka bir evrende yaşıyorlarmış hissini uyandırıyor.
***
Onlara bakınca üç kaşık tarhanadan aş yapılıp ülkenin doyacağını, bir torba paçavradan hem de en nakışlısından kırk yama yorgan dikilip yuva yapılacağını öğrendim. Yerli malı haftasını, işten artmaz dişten artarı, kefen parasını öğrendim. Şimdi mirasyedi gibi saçıp savurduklarımızın onların kuruş kuruş biriktirdikleri olduğunu öğrendim.
Atalar; zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için türemiş demiş. Anladım ki, biz taş üstüne taşın kıymetini bilmedik, çoğaltamadık. Allah da kıymeti bilinmeyeni aldı bizden .
O tarhana bitti, o kırkyama yorgan parçalara ayrıldı. Ama mühim olan hafızaymış. O bilgiyi devam ettirebilmekmiş. Yeniden tarhana karılır, yeniden yorgan dikilebilirmiş. Belki de sıra bizde. Devrin daim olmasının sırrı buymuş.
Âyette buyurulduğu gibi Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var. O halde boş kaldığında yine kalk yorul! Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O’na yönel!
Yorulmanın külfet değil, nimet olduğunu öğrendim.
Saygılarımla…
0110.2026
Aysun ÖZGÜR

