ORGANİZE SUÇ- KARA PARA
1895 yılında Almanya’da yayınlanan bir dergide Bernardine Schulze-Smidtden isimli bir bayan yazar hakkımızdaki fikirlerini şöyle ifade ediyordu:
“Oruç ayı sonunda idrak edilen Ramazan Bayramı devam ettiği müddetçe, İstanbul’da zengin-fakir, tanıdık-tanımadık, Müslüman-Hıristiyan, içlerinde bayram yemeklerinin hazırlandığı evler herkese açıktır. Bayram yemeğine gelen hiç kimse geri çevrilmez. Umumi yerlerde, yoldan geçmekte olanlara pasta ve çörekte ikram edilir. İsteyen herkese, makam ve din farkı gözetilmeden bundan verilir. Bu, misafirperverliğin büyük saygı gördüğü ve Şark’ta, insanın sahip olması gereken ilk meziyetlerden biri olarak görüldüğü eski zamanları hatırlatan güzel bir adettir.”
Birçok hususlarda Türkler, biz Avrupalılara taklide değer örnek olabilirler. İsmen, şahısların karşılıklı saygısına büyük önem verilir. Büyük-küçük herkes buna riayet eder. Normal hayatta seviye farkı yoktur ve herkes eşittir. Ancak fakir, zengin nezdinde bir şeyler elde etmeyi arzu ediyorsa, şüphesiz onu hususi bir saygıyla selamlar.
Türklerde, asil sınıf bilinmez. Bir köle kadının çocuğunun bile Sultan olabildiği böyle bir memlekette, anlaşılacağı üzere menşe ve köke fazla itibar edilmez. İnsan kendisini sıradan bir vatandaşın oğlu olarak tanıtır. Osmanlılar da her şey fert ile başlar, fert ile biter. Onlarda akrabalık, biz Avrupalılarda olduğu gibi, aptalların ve kabiliyeti mahdut kimselerin makam ve şöhrete ulaşmalarını sağlayan bir merdiven değildir. Eğer bir Türk İnsanı karşısındakini gayretli ve şerefli biri olarak tanımışsa, onun kimlerden olduğunu sormaz bile. Eğer Boğaz’daki bir kayıkçıya, şükran ifadesi olarak, “Allah sana Sadrazamlık nasip etsin” diye dua edildiğinde, o bu komplimanı hiç de alay ve imkansız telakki etmez, bilakis gayet sakin, “İnşallah” “Eğer Allah isterse!” diye mukabelede bulunur.
Ve Allah ekseriye istemiştir ve en aşağıdakilerden bazıları, devletin en yüksek mevkilerine yükselmişlerdir. Birçok Sadr-ı Azam, bahçıvan veya oduncu olarak işe başlamışlar ve yüksek mevkilerde en küçük kibirlilik alameti göstermemişlerdir, çünkü onlar bu mevkilerin ihtişamının çabucak sona erdiğinin farkındadırlar.
Türklerin dürüstlük ve alicenaplığı dillere destandır. Eğer İstanbul’da iki Rum bir anlaşma akdederler veya hukuki bir mesele ile karşı karşıya bulunurlarsa her zaman bir Türk’ü müşahit ya da tarafsız bir hakem olarak yanlarına almaları adet olmuştur.
Türk satıcının, kendisine fazla fiyatla mal satmak istemesi halinde, müşterinin “Nasıl, Allah’tan korkmuyor musun?” demesi yeter. Bu söz onun aklını başına getirecek ve malın hakiki değerini söyleyecektir.
Satıcı buna rağmen kendisine itimat edilmediğini hissedersin, İzzet-i nefsinin rencide olduğu düşüncesiyle müşteriye mal satmaktan vazgeçer ve yoluna gitmesini söyler.
Tanınmış bir seyyah, İstanbul’da iken yolunun, bir gün Kapalı Çarşı’daki zengin bir antikacı tüccarın dükkanına düştüğünü nakleder. Bu, benzerlerinin ancak Tiflis’te yapıldığını bildiği, üzeri figürlerle süslü, güzel boyanmış bir yazı takımının fiyatını sorar. Tüccarın kendisinden iki yüz kuruş istemesi müşteriyi şaşkına döndürür. Müşteri yüz kuruş vermek ister. Bunun üzerine tüccar, yazı takımını bir kuruş bile aşağıya veremeyeceğini, fakat arzu ederse, yabancı beyefendiye bunu hediye etmenin kendisini bahtiyar kılacağını ifade eder.
Evet!… Yabancı yazarın hakkımızdaki düşünce, intiba ve beyanı bunlar. Hepimiz Türk-İslam ahlakı üzerine saatlerce konuşabilir ve yüzlerce misal verebiliriz.
Fakat…. Yukarıdaki yazının yayın tarihinden yüz yıl sonra bugün ülkemizde yolunda gitmeyen bir şeyler var. Öylesine var ki….
“Bizim Lonca döneminden kalma bir meslek ahlakımız vardı. Burada ne yazılı anlaşma ne çek ne de senet vardı. Ödeyeceğim dendiği zaman ödenir, iş yapılacaksa en doğrusu yapılır, bahşiş, katma, karıştırma olayları olmazdı. Geçmişteki sanatkâr, zanaatkar ahlakı buydu.”
Bugüne geldiğimiz de yozlaşmanın devam ettiğini görüyoruz üzüntü ile.
Yasa dışı iktisadi faaliyetler ve bunlarla mücadelenin tarihi, Devletin veya yasa ve kural koyucu otoritelerin doğuşuna kadar uzanır. Ancak yasadışı faaliyetlerin ve bunlarla mücadelenin sistematik bir araştırmaya konu olması oldukça kısa bir süre önce başlamıştır.
Günümüzdeki yasa dışı iktisadi faaliyetlerin önem kazanması çeşitli nedenlere dayanmaktadır.
Öncelikle yasa dışı iktisadi faaliyetler giderek güçlenen suç örgütleri aracılığıyla yapılmaya başlamıştır. Bazı suç örgütlerinin kadro sayıları ve buna paralel olarak hareket kabiliyetleri giderek artmaktadır.
Suç örgütleri sayısı da giderek artmakta ve bazı ülkelerde kamu otoritesi ile rekabet edebilecek boyutlara ulaşabilmektedir.
Bu örgütlerin faaliyetleri uluslararası düzeye taşmaktadır. Böylece hem uluslararası düzeyde iktisadi ve finansal faaliyetlerin serbestleşmesinden azami ölçüde yararlanmakta, hem de uluslararası düzeydeki yasal, idari, siyasi çelişki ve farklılıklardan istifade ederek konumlarını güçlendirmektedirler.
Gelirleri giderek artmaktadır. Sadece uyuşturucu madde kaçakçılığından elde ettikleri gelir 500 Milyar dolar düzeyine ulaşmıştır ki bu dünya toplam petrol ticaret hacminin üzerindedir.
Suç örgütlerinin faaliyet alanları da genişlemektedir.
Uyuşturucu madde kaçakçılığı
Silah ve mühimmat kaçakçılığı
Organ kaçakçılığı
Bebek, çocuk, kadın, işçi veya göçmen ticareti
Stratejik Malzemeler ve maddeler kaçakçılığı (uranyum, biyolojik ve kimyasal diğer malzemeler)
Alkollü içecekler
Altın ve diğer kıymetli madenler
Tarihi eserler
Nesli tükenmiş canlılar
Çeşitli dövizler ve sahte paralar
Lüks otomobil ve diğer dayanıklı tüketim malları
Plakalar ve kasetler
Bilgisayar programları
Markalı lüks mallar
İlaçlar, çeşitli kimyevi mamuller
Çeşitli yedek parçalar, alet ve ekipmanlar
Diğer taklit mallar kaçakçılıkları
Kamu mülkiyetinin korunması ve yaygınlığı sonucu ortaya çıkan arazi mafyaları
Çek, senet veya tahsilat mafyaları
Kamu ihalelerinin sübjektif değerlendirmelere dayalı olması ve şeffaflık eksikliğinden faydalanan ihale mafyaları
Hayali ihracat, hayali yatırım amaçlı teşvik mafyaları
İstihdam mafyaları
Kredi mafyaları
Terör örgütleriyle iş birliği
Suç örgütleri bir yandan yasadışı iktisadi faaliyet alanlarını genişletirken, diğer yandan da yasal faaliyetlere yönelmekte ve bu alanda sanayi, bankacılık, taşımacılık vb. Iktisadi faaliyetleri kontrol etmektedirler.
Bazı suç örgütleri yasadışı iktisadi faaliyetleri yürütürken bazı etnik, sosyal, dini çelişkileri de istismar ederek toplumsal ve siyası destek arama yoluna gitmekte ve bu alanda önemli ölçüde başarı sağlayabilmektedirler.
Nihayet bazı ülkelerde, suç örgütleri günümüzde bireysel özgürlükleri, ulusal ve uluslararası düzeyde iktisadi düzeni tehdit eden, kamu otoritesini ve kamu düzenini sarsan ve yasal düzeni işlemez hale getirebilecek büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır.
Öte yandan yasadışı iktisadi faaliyet yürüten suç örgütleri rüşvet olgusunu yaygınlaştırmakta, rüşvet alan kamu personeli kamu düzenini korumak yerine suç örgütlerinin çıkarlarını koruyabilmekte ve bu hareket su yüzüne çıktığında kamuya güvenin sarsılması yanında, radikal çözüm üreten Siyasi Partilerin güçlenmesine ve antidemokratik düzen özleminin artmasına yol açmaktadırlar.
Yasadışı iktisadi faaliyetlerin gelişmesi normal yollardan kamu düzeninin işleyişini zorlaştıran ve kamu düzeninin sağladığı bazı hizmetlerin paralel mekanizmalarla suç örgütleri aracılığıyla yapılmasına yol açar. Bu çerçevede adalet hizmetleri, Emniyet Hizmetleri, tahsis hizmetleri gibi bazı hizmetler suç örgütleri aracılığıyla ya da görevlendirecekleri “güvenilir” bazı kişiler aracılığıyla gerçekleştirilir.
En önemlisi siyasi erk içine sızarlar ki, siyasi koruma organize suçun olmaz ise olmazıdır.
Bilinmektedir ki, iyi polis kötü polisi yakalar, iyi hakimler kötü hakimleri mahkûm eder…
Siyasi erk, elde edilmiş ise, kamu görevlilerine gerekir ise atama, terfian atama, komplolar ile cezalandırarak pasivize eder.
Organize suç ve terör örgütlerinin güvenilir kişileri; babalar, bürokratlar, sözde din adamları, basın mensupları, etki ajanları, hatırı sayılır kişiler vs’. dir.
Yasadışı iktisadi faaliyetlerin ve buna bağlı olarak suç örgütlerinin gelişmesi zaman içinde bunların yıkıcı ve bölücü ve dış destekli faaliyetler ile bütünleşmesi hatta onlara öncülük etmesi açısından müsait bir zemin oluşturur. Bu açıdan yasadışı ekonomik faaliyetler yürüten suç örgütlerinin ihtiyaçları ve imkanları ile yıkıcı ve bölücü terör örgütlerinin ihtiyaçları ve imkanları arasında etkili bir tamamlayıcılık ilişkisi mevcuttur. Yasadışı ekonomik faaliyetlerin sahip olduğu maddi imkanlar terör örgütlerinin faaliyetlerinin finansmanı için sürekli ve yeterli bir kaynak oluştururken, terör örgütlerinin sağlayabildiği güvenilir personel, gizlenme, tehdit ve yaratabildikleri destabilazyon imkanları da yer altı ekonomisi açısından riski azaltıcı faktörler olarak değerlendirilir. Bu şekilde zamanla iktisadi amaçlarla siyasi amaçların bütünleşmesi, dolayısıyla örgütlerin bütünleşmesi imkânı da gündeme gelebilir. Öte yandan her iki faaliyet uluslararası bir faaliyet ve istihbarat ağı geliştirme ihtiyacı ve bunu sağlayıcı imkanlar açısından da bütünleşebilirler.
Özetle yer altı ekonomisi; belli bir safhadan sonra elindeki parayı kayıtlı ekonomiye kaydırarak normal kayıtlı ekonomiyle bütünleşmeye ve bu şekilde elinde oluşan büyük maddi kaynakları aklama ihtiyacındadır.
Diğer yandan kayıtlı ya da normal iktisadi faaliyetlerle bütünleşerek ve ona destek vererek, ihaleler, kredilendirme ve oto finansman konularında haksız rekabeti arttırıcı bir unsur olabilir.
İster yasadışı iktisadi faaliyet gösteren suç örgütleri olsun, ister yıkıcı ve bölücü, dış veya iç kaynaklı örgütler olsun, amaca ulaşmak için araç olarak kullandıkları öncelikli hareket şiddet yani terördür. Bu ortak noktadan hareketle terör veya şiddet olgusunun Sosyo-Psikolojik sebeplerini incelemek ve anlatmakta fayda vardır.
Devam edecek..
