Sadık SOFTA
Çankırı’da sosyal hayatın bazı mühim noktalarını görmek için galiba bayağı eskilere gitmek gerekiyor gibi. İnsan zevkinin inceliklerinin yansıması bu tarihlerdeki sosyal yaşantıda yatıyor olmalı diye düşünüyorum. İçtimai hayat içerisinde birlikteliğin ve sohbetin önemi, bulunduğu ortamın nezihliği 1930’ların Çankırı’sında daha bir başka güzel diye düşünüyorum.
Yokluktan yeni çıkan memleketin, savaş sonrası imar faaliyetleri ve güzelleştirme çalışmaları, sağlıklı bir ortamın yaratılması çabaları içinde insanların kendilerine de zaman ayırarak, en azından kendilerini dinlemeleri ve hayattan zevk almayı bilmelerinin yanında hayata sıkı sıkıya bağlı olmanın güzelliğini düşünüyorum. Bu düşünceler içinde günümüz insanının yalnızlığa mahkûm tutumları, çok katlı evlere ya da gökdelenlere kendilerini hapsedişi ile bir arada ikisini düşünmek bile istemiyorum. Onun için geriye dönüp baktığımızda hayatın güzel ve zevkli yanlarını, kıymet bilirliği, birlik ve beraberlik içinde yaşamadan zevk alınmasının yansımaları burada yatıyor olmalı.
Beni bu düşüncelere salan “Çankırı’da Havuzculuk” başlığı ile 1932’de Çankırı’da yayınlanan bir gazetedeki şu satırlar oldu: “İnsanların başlıca zevkini teşkil eden üç tane Atasözü vardır.
“Altın tıkırtısı,
Su şırıltısı,
Kadın Fıkırtısı”
Henüz iktisadiyatımız yükselmediği için Altın tıkırtısından hisse yâp olamıyoruz.
Fakat su imareti bize üç atasözünden ikincisinden olsun, zevk almayı temin etmiştir
Bugün evlerine su alan hanenin miktarı hemen hemen yüze yakındır. Bundan şu iki ay içerisinde belki kırkı mütecaviz evde havuzlar yapılmıştır.
Suya çok meraklı olduğum için hemen küffesini görmüş gibiyim.
Her havuzun başında saatlerce kabına sımayan koç yiğitler gibi yukarıya fışkırarak mukannen irtifaına yükseldikten sonra kemale yetişmiş insanlar gibi vaazı tevazuane ile aşağıya dökülüşünü seyretmekten kendimi alamadım. Kanunu tabiatın bol yeşillikleri arasına gömülen şirin, Çankırı’ya su teşkilatı başka bir güzellik vermiştir. O güzel ağaçlar yapraklarının rengini bozan tozların temizlenmesini semanın lütfundan değil insanların gayretinden bekliyor.
Çankırılılarında bundan sonra bu himmeti eksik etmeyeceğini şahidi bulunduğum teşkilatlardan anlıyorum.
Hele havuzların etrafını çeviren çiçek tabakalarının kokuları elektrikle tezyin edilen kameriyelerin rengârenk ışıklar altında henüz başlamak üzere bulunan aile içtimaileri memleket içtimaiyatını günden güne asri bir surette yükseltmesine amil olmaktan hali kalmıyor.”
Yine “Sevimli Çankırımızın soğuk sulu havuzlarının, göklere doğru yükselen bol, yeşilliklerinin arasındaki batı kurununun gönüllerde doğurduğu genişliği, ferahlığı, doya, doya görmek ve bu anda tabiatın yarattığı şairane duyguları almak…” diye dile getirilen bu satırlar günlük telaş içindeki insanların hayata bakış tarzını çok güzel yansıtıyor.
Su, hayattır, temizliktir; uygarlığın baş tacı ettiği, canlıların onsuz yapamadığı ve hatta medeniyetlerin gelişmesinde bile tek amil olarak bakılan su, insanları hep kendine çekmiştir. Sadece insanları mı, bütün canlıları…
Su, bilindiği gibi tarihin derinliklerine gömülüp gelen bir özellik göstermiş, Selçuklu dönemi eseri olan Taş Mescit’te tedavi amaçlı kullanılmış, ruhların derinliklerine kadar inen su sesi insanın kendisini bulmasına, kendine gelmesine vesile olmuştur. Çankırı’da su belki de bu yönüyle de bir anlam kazanmış, Türk kültürü içine sinip gelen kutsiyeti daha bir vurgulanmış olmalı. Onun için de subaşına varırken, su içerken, hatta elini su tasına uzatırken besmele ile yaklaşılmıştır.
Havuz başı sohbetleri Çankırı evlerinde çok rağbet gören bir durumdur. Evin avlusuna küçük de olsa, minik bir havuz yaptırılması 1930’lu yıllardan itibaren yaygınlaşan bir durumdur. Bu durum günümüz Çankırı’sına kadar gelmiştir.
“-Ne zamana kadar?”
diye açık bir soru sorulursa, çağın modernliğini simgeleyen yüksek katlı evlerin inşasının moda oluşuna kadar diye bir cevap vermek de en doğrusudur. Bu da Çankırı’da 1970’li yıllardan itibaren çok hızlı bir şekilde kendisini göstermiş, bu tarihten itibaren havuzlu küçük bahçeler ve avlular evlerin kenarlarını yavaş yavaş terk ederken bu havuzları da beraberlerinde götürmüş, dolayısı ile sıcakkanlı insanların samimi havasını da peşinde sürükleyip gitmiştir.
Bunlarla birlikte daha neler neler de gitmiştir?!.
Akrabalık ilişkileri, komşuluk ilişkileri, insanların saygınlığı, hoşgörü, davranış kalıplarının yozlaşmalarına sebep olan anlayış, hatır, gönül ve daha nice değerlerin asilliği. Hepsi de bir bir ya kabuğuna çekilmiş, cüceleştikçe cüceleşmiş ya da tamamen ortadan kaybolmuş veya kaybolmak üzere yolu eline almıştır. Yaygın bir tekerleme vardır biliriniz:
“-Bindik bir alamete,
Gidiyoruz kıyamete!”
Samimiyetin ve dostlukların yaşayıp yaşatılacağı, hatır, gönül gibi değerlerin hatırlanacağı bir hayat tarzının yeniden benimsenmesi, geri gelmesi dileği ile…
