Sadık SOFTA
Sosyal hayatta kendine güvenen ve daha küçük yaşlardan itibaren kişiliğine yön vermek, zaten toplumsal düşüncede bu vardır. Terbiye adı altında görenek, gelenek ve ananeye uygun davranışlar çerçevesine alınan, sosyal hayatta da kendisine güven duyan, hatta onun bu durumuna karşı duranlara da karşı duran bir güven anlayışı söz konusudur. Bu toplumun, aile içinde yani küçük yaştan itibaren kavrayan, yoğuran ve yönlendirerek milli terbiye çemberi içine alarak sosyal alanda hareket ve düşünceyi etkileyen bir yöntemle gerçekleşmektedir. Öyle olmasa, sosyal hayatta kendi varlığını kabul ettiremeyen, başarılı olamayacağına inanılan ve buna göre uygulanan milli bir yöntem, milli bir metottur. Bireyler de buna inanmış, bunu küçük yaştan itibaren zihne yerleştirmiş, hal ve hareketlerinde sürekli uygulayıcı olduğu için sorgulama yeteneğini de bir tarafa bırakmış ve hayatını bu yöntem doğrultusunda sürdürmektedirler. Çünkü bu yöntemi farkında olmadan benimseyen ve uygulayan bir düşünce yapısı ile yaşamaktadır. Yalnız burada belirtmemiz gerekir ki, genelde benliğini öne çıkaran davranışlarda kendince kabul görmektedir. Bu sosyal yönün bireyi incitmeden yok edilmesi de bazan bulunduğu ortamda, bazan de daha değişik bir ortamlarda (örneğin yâren meclisinde) giderilmesine yönelik uygulamalar da yok değildir. Yani çeşitli yönlerden bu benlik yok edilmekte ve hatta bireysel, fevri davranışlar ve çıkışlar; horlanarak, küçük görülmek, yani onu belli seviyedeki diğer insanlar tarafından uyarmak vasıtası ile bu eksikliğin giderilmesi de söz konusudur. Çünkü sosyal hayatta –halkın deyimi ile- sapmalar ve yanlış davranışlara yol açacak kişiliklere yer ve yön verilmeyen bir toplum yapısı vardır. Aslında bu yapının gözetimi ve yol yöneticiliğinde bireyin tecrübesi artar ve oturmuş bir kişilik geliştirmesine vesile olur. Yani sonuçta insan, kendine mahsus değerleri bulunan, sosyal hayatında toplumla uyuşan ve kültürel değerlerle, ahlâk, görenek, anane ile tam örtüşen, bu yolda bilgi birikimi olan bir insan görürüz. Bu insan tipi ise zevklerine, duygularına yön verenlerdir.
İnsan tabiatını her insan kendine göre oluşturur ve olgunlaştırır. Millî kültür öğeleri içinde değer bulan, bu yönde kendisini bilgilendiren insan, hayatının iyileşmesine yardım eden unsurlar ve bunu kabullenmiş sosyal çevre içinde öğrenir, geliştirir ve özümser. Bu doğrultudan hareketle insan; aktif hale getirdiği davranışlarında, kendi duygu, düşüncelerine göre yani kendi içinde bulunduğu çevrenin itibar ettiği görüşler doğrultusunda hareket kabiliyetini geliştirir, benimser ve bu yönde davranış sergiler. Bu onun için gerekli olan davranış biçimidir. Onun için değerlidir ve hatta değeri de büyüktür. Çünkü bu durum ve tutumu hem kendince fikri yapıda, hem de kalben kabul edip tasdiklediği bir seçimi gerçekleştirmenin ruhi hazzını da yaşar.
Bütün bu davranışlar aslında, hoşa giden, doğru, emin olduğu erdemli davranışlardır. Bu onlarda doğal davranış halini alır. Günlük karşılaşmalarında seçtiği bu tutum ve davranışı sergilerler. Bu tavır kendisinin hoşuna gidip benimsediği kadar, toplumun da benimseyip hoşuna giden, tasvip ettiği davranışlardır. Bu da doğaldır ki, fert olarak o toplumun içinden gelmiş, toplumun kabullenip, benimsediği, hayat prensipleri haline getirdiği temel prensiplerle hayatına yön vermiştir. Bu seçim toplumla çatışan ya da ona zıt düşen aktif davranışları dışlayarak, toplumca olgunlaşmış, gerekli görülen davranışlarla pişmiştir. Bu arzu edilen, emin, doğru, onurlu ve bizzat kendisine de onur ve gurur veren erdemi ve erdemliliği bahşeden yoldur. Zaten, sosyal çevrede adım adım ilerleyen bireyi bu son noktaya çekmek gayesi vardır ve akabinde yol bu son noktaya çekmektedir. Çünkü sağlıklı, bu yönde duyarlı ve önünde dopdolu örnekleri olan bir zemininde oluşturulmuş olması ile sabittir. Yani milli kültür umdeleri, gelenek, anane ve bunların uygulanmasında bireyin önünde bir kılavuz vardır. Bu kılavuz, görenek, gelenek ve ananeye uzanan ve bu değerler ile hedefine ulaşmış yani bunların uygulayıcısı olan, yaşayan insanlar da vardır. Bu da toplumsal tecrübenin, bireysel tecrübeyle birleşmesi, ferdin düşünce sisteminde özdeştirmesi ile meydana gelen bir yapılanma olarak görülmelidir.
