ZURNANIN SON DELİĞİ
Doğu kültüründe, dolayısıyla Türkiye’de istenmeyen herhangi bir olay olduğunda sorumluluk daima “zurnanın son deliği” denen en alt düzeyde birilerinin başına yıkılır. Yargılama, ceza gerekiyorsa en altta kalana yüklenilir. Onur duyulacak, pay kapılacak bir başarı olduğunda ise en altta birinin kişisel özverisinden kaynaklansa bile tam tersine en tepedeki yönetici her şeyi sahiplenir.
Çalışma hayatım bunun örnekleriyle dolu. Başarı varsa sahiplenmek için hiç ilgisi olmayanlar başta, birileri akbabalar gibi üşüşür; sonunda parsayı en tepedeki toplar. İnsaflıysa birilerine de bir şeyler koklatır. Başarısızlık varsa, herkes çil yavrusu gibi dağılır. Ortada topu taca ya da başkasına atamayacak durumdaki en garibanlar kalır.
Her gün örnekleriyle karşılaşırız. Bir üniversitenin tıp fakültesinde bir ana bilim dalında dünyada alkışlanacak bir başarı ortaya konmuştur. Bir bakarsınız tıpla hiç ilgisi olmayan, sosyal bilim alanında profesör olan rektör konuyu sahiplenmiş, medyanın karşısında rol kapma yarışında.
Bir bakanlığın genelgeleri ve emirleriyle yapılan düzenlemenin kusurları ve yukarının baskıları yüzünden bir kaza olur; hiç kimse üstüne alınmaz, kabak en altta gelmesi kaçınılmaz kazayı yapanın başında patlar.
Savaşta da böyledir. Yanlış gerekçelerle yanlış bir savaş başlatılmışsa, yanlış strateji uygulanıyorsa, yanlış planlama ve emirlerle bir harekata girişilmişse kaçınılmaz (mukadder) yenilginin sorumluluğu aşağıdan yukarıya değil yukarıdan aşağı doğru azalarak yüklenilmelidir. Stratejiniz yanlışsa, taktik başarısızlığın ilk nedenini orada aramak gerekir.
Terörle mücadelede bir yerlerde şehit verilmişse, suçlanacak birilerini aramak en yanlış ve en son başvurulacak şeydir. Herkesin suçlu aramaya çıktığı durumlarda, herkes ders çıkarıp önlem alacağı yerde varsa yanlışlarını savunmaya, yanlışları ısrarla sürdürmeye yönelir. Doğru olan ders çıkarmak, yanlışları düzeltmek, çözüm üretmek amacıyla olayın nedenlerini aramaktır. Kırk yıl önceden başlayarak “terörle mücadele politikası ve bu politikada değişiklikler”, “terör üreten coğrafyayla ilgili stratejik planlama”, “dış politika ve uluslar arası ilişkilerin teröre etkisi” gibi hususlar sorgulanmalıdır. “Dün yediğin hurmalar, bugün seni tırmalar.” atasözü akıllardan çıkarılmamalıdır. Suçlamanın yararı yok, o çok sonraki iş; ders çıkarılmalı.
Çağdaş kültürde herhangi bir organizasyonda olumlu ya da olumsuz yaşanan her olayın sorumlusu en tepedeki yöneticidir. Bu sorumluluk hiyerarşik sıralamadaki konuma göre azalarak ast yöneticilerce paylaşılır. Japonya’da bu yüzden yönetici harakiri yapar. Osmangazi köprüsünün mühendisi Japon, bu yüzden intihar eder. Batı ülkelerinde bakanlar, bu yüzden istifa eder.
Aslında bizde de en azından bazı yasalar bu çağdaş yaklaşımla hazırlanmıştır. Bir iş yerinde bir kaza olmuşsa kazaya yol açan işçi ve başında bulunan ustabaşı sorumlu tutulmakla yetinilmez. Yasa gereği iş veren iş yeri güvenliğiyle ilgili önlemler konusunda sorgulanır. Her zaman öyle mi olur? Hayır, öyle başlar; ama çoğunda bir biçimde iş veren paçayı sıyırır.
Çağdaş olmak kolay değil. Modern yollar, köprüleri binalar, AVM’ler çağdaş görüntü verebilir; ama yetmez. Çağdaşlığın temeli, kültürdedir.
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

