Site icon

AHLÂK, SİYASETİN NERESİNDE?

Spread the love

AHLÂK, SİYASETİN NERESİNDE?

Siyasi Ahlâk mı, Ahlâklı Siyaset mi?

Siyaset, ideallerle gerçekler arasında sürekli bir gerilim alanıdır. “Siyasi ahlâk” kavramı, iktidar mücadelesinde araçsallaştırılan ahlakı; “ahlâklı siyaset” ise ilkeleri, tutarlılığı ve kamusal yararı ön plânda tutan bir yaklaşımı işaret eder. Türkiye’nin son 26 yılında (2000’lerden 2026’ya) bu ikilem net bir şekilde yaşanmıştır. 2002’de “dürüst, temiz siyaset” vaadiyle tek başına iktidar olan AKP dönemi, hem önemli başarılara hem de derin hayal kırıklıklarına, söylenmiş yalanlara ve kırılan sözlere sahne oldu. Gerçekler, ne mutlak zafer ne de mutlak felâket anlatır; karmaşık bir tablo çizer.

2001 ekonomik krizi sonrası 2002 seçimlerinde AKP, % 34,3 oyla tek başına iktidar oldu. Vaadleri nettir: Yolsuzlukla mücadele, AB üyelik süreci, demokratikleşme, ekonomik istikrar, vesayet rejiminin tasfiyesi, yoksulluk ve yasaklarla mücadele.

2002-2010 arası dönemde somut ilerlemeler kaydedildi. Ekonomide ortalama % 5-7 büyüme sağlandı, kişi başına millî gelir yükseldi, enflasyon tek hanelere indi, bankacılık ve mâlî disiplin reformları yapıldı. Altyapı yatırımları (yol, hastane, konut), sağlıkta erişim artışı ve yoksulluğun azaltılması gerçek başarılar arasındaydı. AB ile müzakereler başladı, Kıbrıs’ta Annan Plânı’na destek verildi, “demokratikleşme” söylemi geniş kesimleri kapsadı. Vesayetçi yapılar (askeri vesayet) büyük ölçüde geriletildi. Bu dönemde “ahlâklı siyaset” iddiası, geniş bir toplumsal mutabakat yarattı.

2010’lardan itibaren, özellikle Gezi Parkı protestoları (2013), 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları ve 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte üslup ve politikalar değişti. “Paralel yapı” anlatısı, muhalifleri tasfiye aracı haline geldi. Bağımsız yargı, medya özgürlüğü ve kurumların tarafsızlığı giderek erozyona uğradı.

Ekonomik vaatler ve gerçekler: 2011’de ilan edilen “Hedef 2023” programı çarpıcı örnekler sunar. Kişi başına millî gelir 25 bin dolar, dünya ekonomileri arasında ilk 10’a girmek, düşük enflasyon, % 5 işsizlik, 500 milyar dolar ihracat gibi hedefler konmuştu. 2023’te kişi başına gelir yaklaşık 10 bin dolar seviyesinde kaldı, enflasyon kronik yüksek seyretti (2020’lerde %50-80 bandı), TL değer kaybetti ve dış borç arttı. İhracat hedefleri tutmadı. Büyüme devam etti; ancak sürdürülebilirlik ve refah artışı vaat edildiği kadar güçlü olmadı.

Ekonomik yönetimde “faiz sebep, enflasyon netice” tezi uzun süre uygulandı; ortodoks politikalardan sapma, 2018 kur krizi ve yüksek enflasyonla sonuçlandı. Son yıllarda Şimşek dönemiyle kısmî düzeltme olsa da, enflasyon ve yaşam pahalılığı vatandaşın en büyük sorunu haline geldi. Bunlar, “her şey yolunda” söylemiyle örtülmeye çalışıldı.

17-25 Aralık 2013’te bakan çocukları ve iş insanları yolsuzluk/rüşvet soruşturmasına uğradı. Hükümet bunu “paralel yapı operasyonu” diye niteledi, dosyaları kapattı, savcı ve polisleri tasfiye etti. Bakanlar istifa etti; ama Yüce Divan’a gönderilmedi. Ses kayıtları ve iddialar kamuoyunda derin iz bıraktı.

“Çözüm süreci”nde barış vaadi verilip, süreç 2015’te çatışmaya döndü.

Referandumlarda ve seçimlerde “başkanlık sistemiyle her şey düzelecek”, “yeni anayasa”, “ileri demokrasi” vaatleri yapıldı. 2017 referandumu sonrası güçler ayrılığı zayıfladı, kurumlar tek elde toplandı. Muhalif medya ve iş insanları üzerindeki baskılar arttı.

“Yolsuzlukla mücadele” vaadi, kendi içindeki iddialarla çelişti. “Kimse aç kalmayacak” söylemine rağmen, hayat pahalılığı rekor kırdı.

Gezi olaylarında “dış mihraklar” vurgusu, protestoların meşru taleplerini örtbas etmek için kullanıldı. 15 Temmuz sonrası OHAL ve tasfiyeler, darbe girişimini önleme gerekçesiyle haklı gerekçeler taşısa da, geniş kesimleri kapsayan mağduriyetlere yol açtı.

Başarılar: Savunma sanayii (SİHA’lar, yerli üretim), altyapı (köprüler, havaalanları, şehir hastaneleri), sosyal yardımlar, deprem sonrası yeniden imar çabaları, bölgesel güç olma iddiası ve bazı dış politika hamleleri (örneğin göç yönetimi). 2002-2022 arası ortalama büyüme ve yoksulluk azalması gerçek verilerle sabittir.

Maliyetler: Hukuk üstünlüğü endekslerinde gerileme, basın özgürlüğü sorunları, kutuplaşma, gençlerin umutsuzluğu ve beyin göçü, ekonomik istikrarsızlık. “Tek adam” yönetimi, kısa vadeli popülist kararları kolaylaştırdı; ama uzun vadeli kurumlaşmayı zedeledi. Seçimlerde yüksek katılım demokrasinin gücü olsa da, eşit şartlar ve âdil rekabet tartışmalı hale geldi. 2024 yerel seçimlerinde AKP’nin ilk kez ülke genelinde ikinci parti olması, toplumsal tepkinin bir yansımasıdır.

SONUÇ: Ahlâk Siyasetin Neresinde?

Türkiye siyasetinde son 26 yıl, “siyasi ahlâk”ın (iktidarı koruma adına her yolun mubah görülmesi) sıkça ağır bastığını gösterir. Vaatler tutulmadığında “dış güçler” veya “paralel yapı” suçlamaları devreye girdi; yolsuzluk iddiaları örtbas edildi; kurumlar siyasallaştırıldı. Ancak halkın büyük kısmı, istikrarı ve hizmetleri tercih ederek aynı iktidarı uzun süre destekledi.

Bu, demokrasinin bir gerçeğidir: Seçmen, idealleri değil, algıladığı faydayı veya korkuyu oylar.

Ahlâklı siyaset ise mümkün ve zorunludur. Bu, yalana, yolsuzluğa, kurumları ele geçirmeye karşı durmak; vaatlerde tutarlı olmak; muhalefeti düşman değil, rakip görmek; hukuku ve özgürlükleri kalıcı kurumlarla güvence altına almaktır. Ne sadece “eski Türkiye” nostaljisi ne de “yeni Türkiye” övgüsü yeterlidir. Gerçek, verilerde ve tarihtedir: İktidarlar değişir, ama güçlü, âdil ve kurumlaşmış bir devlet kalıcı olmalıdır.

Türkiye, bu 26 yılın dersleriyle daha olgun bir siyasete ihtiyaç duyar. Siyasi ahlâkı araçsallaştırmak yerine, ahlâklı bir siyaset kültürü inşa etmek, geleceğin anahtarıdır. Bu, ne bir partinin tekelinde ne de muhalefetin sloganıdır; hepimizin sorumluluğudur.

İYİ parti Genel Başkanı Sayın Musavat Dervişoğlu‘nun dediği gibi “Türkiye’nin ciddî bir siyasi ahlâk yasasına ihtiyaç vardır.”

Evet… Ahlâk, siyasetin neresinde.?

09.05.2026
M. Hüseyin OĞUZ

Exit mobile version