Site icon

ÂLİMİN UYKUSU, CAHİLİN BİN YILLIK İBADETİNDEN HAYIRLIDIR!

Spread the love

ÂLİMİN UYKUSU, CAHİLİN BİN YILLIK İBADETİNDEN HAYIRLIDIR!

“Âlimin uykusu, cahilin bin yıllık ibadetinden hayırlıdır.” Bu meşhur hadis, İsla▼m düşüncesinin en çarpıcı vecizelerinden biridir. Yüzeysel bir okumada “uyku” ile “ibadet” arasında garip bir tezat gibi durur; oysa derin mânâsı şudur: İlim sahibi bir insanın dinlenmesi bile, cahilin uzun yıllar boyunca gösterdiği; ama temelsiz kalan çabasından daha hayırlıdır. Çünkü ilim, âmeli aydınlatır; cahillik ise en samimi gayreti bile heba eder.

Siyaset, bu hakikatin en acımasız sınav alanıdır. Siyasetçi, sadece kendi hayatını değil, milyonların kaderini yönetir. Burada “âlim”, bilgiye, tarihe, ekonomiye, sosyolojiye ve insan tabiatına vakıf olan; “cahil” ise sloganlarla, duygusal tepkilerle ve kısa vadeli popülizmle hareket edendir. Cahil siyasetçi, ne kadar “ibadet” edercesine çalışırsa çalışsın –mitingden mitinge koşsun, vaat üstüne vaat yağdırsın, gece gündüz kameraların önünde dursun– sonuç genellikle felâkettir. Âlim siyasetçi ise, bazen “uyur”; yani stratejik susar, danışır, düşünür, veriyi inceler. Ve işte o “uyku”, binlerce boş vaatten daha değerli olur.

Tarih, bunun sayısız örneğiyle doludur.
Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’da hiperenflasyon ve ekonomik çöküş yaşanırken, cahil popülistler “millî onur” ve “intikam” söylemleriyle halkı coşturuyordu. Ama 1923’te Hjalmar Schacht gibi iktisat bilen bir “âlim” ekonomi bakanı olarak göreve geldiğinde, ilk yaptığı iş “acele etmemek” oldu. Yeni para birimi Reichsmark’ı devreye sokmadan önce aylarca veri inceledi, uluslararası uzmanlarla görüştü, hatta “uyudu” denilecek kadar sessiz kaldı. Sonuç: Enflasyon durduruldu, ekonomi rayına oturdu. Oysa aynı dönemde “cahil ibadet” yapan, sürekli nutuk atan, ama ekonomi bilmeyen siyasetçiler ülkeyi uçuruma sürüklemişti. Schacht’ın “uykusu”, milyonların hayatını kurtardı.

Türkiye’de de benzer bir tabloyu Cumhuriyet’in ilk yıllarında görmek mümkün. Atatürk, Nutuk’ta ve karar alma süreçlerinde sık sık “durup düşünmeyi” ve “ilim ehliyle istişare etmeyi” vurgular. Lozan’da, ekonomik krizlerde ve harf devriminde aceleci değil, derinlemesine çalışan bir zihniyet hâkimdi. Karşı tarafta ise, Osmanlı’nın son dönemlerinde “cahil” bir yönetim anlayışı vardı: Saray, sürekli “ibadet” gibi görünen törenler, fermanlar ve hamasi nutuklarla meşguldü; ama ne ekonomi ne diplomasi ne de teknoloji biliniyordu. Sonuç, imparatorluğun çöküşü oldu. Atatürk’ün “uykusu” (stratejik plânlama ve geceleri kitap okuma saatleri), cahilin binlerce nutkundan daha kalıcı eserler bıraktı.

Günümüz siyasetinde de bu ayrım net görülüyor. 2008 küresel finans krizinde bazı ülkelerin liderleri “cahil ibadet” moduna girdi: Sürekli televizyonlarda görünüp “her şey yolunda” mesajları verdiler, popülist harcamalarla oy toplamaya çalıştılar. Sonuç, krizin derinleşmesi ve yıllarca süren yoksulluk oldu. Buna karşılık, Kanada Başbakanı Stephen Harper gibi daha “âlim” bir yaklaşım sergileyen liderler, kriz patlak verdiğinde ilk iş olarak Merkez Bankası ve ekonomistlerle kapalı kapılar ardında uzun toplantılar yaptı, acele karar almadı, veriyi bekledi. Harper’ın “uykusu” (kamuoyuna sessiz kalma dönemi), ülkesinin krizi en az zararla atlatmasını sağladı.

Türkiye özelinde de yakın tarihten çarpıcı örnekler var. 1990’ların koalisyon hükümetlerinde “cahil siyaset” zirvedeydi: Her parti kendi tabanına “ibadet” edercesine vaat yağdırıyor, enflasyon %100’leri aşıyor, bütçe açıkları rekor kırıyordu. 2001 krizi tam da bu cehaletin meyvesiydi. Oysa 2002 sonrası dönemde ekonomi yönetiminde “âlim” bir yaklaşım benimsenince –yani uluslararası standartları, verileri ve uzman görüşlerini önceleyince– Türkiye 2002-2007 arasında tarihinin en uzun büyüme dönemlerinden birini yaşadı. O dönemde ekonomi bakanlarının geceleri “uyuduğu” (yani popülist taleplere kulak tıkayıp makro dengeleri koruduğu) anlar, milyonlarca insanın refahını artırdı.

Bugün de aynı mesele devam ediyor. Bir siyasetçi, “her mahalleye bir fabrika” vaadiyle gece gündüz miting yapabilir; ama iktisat bilmiyorsa, o fabrikalar ya kapanır ya da ülkeyi borç batağına sürükler. Başka bir siyasetçi ise, sessizce üniversitelerin ve think-tank’lerin raporlarını okur, iklim değişikliği verilerini inceler, tarım politikalarını bilim insanlarıyla tartışır ve “uyur”. İşte o uyku, cahilin binlerce nutkundan daha hayırlı bir tarım reformuna, daha sürdürülebilir bir enerji politikasına dönüşür.

Sonuç olarak, siyaset “ibadet” yeri değil, “ilim” yeridir. Seçmenlerin asıl sorması gereken soru şudur: Bu siyasetçi, ne kadar “çalışkan” görünüyor olursa olsun, gerçekten biliyor mu? Tarih okudu mu? Ekonomi anlıyor mu? İnsan doğasını biliyor mu? Yoksa sadece mikrofonu eline alıp “ibadet” mi ediyor?

Hadis, bize şunu hatırlatıyor: Gerçek hayır, cehaletle yapılan bin yıllık çabadan değil, ilimle aydınlanan tek bir uykudan doğar. Siyasette de, millet için en hayırlı olan, o “âlimin uykusu”dur.

“Âlimin uykusu, cahilin bin yıllık ibadetinden iyidir.”

28 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ

Exit mobile version