CESARET, TÜKETİCİ OLMAKTAN VAZGEÇMEMEKTİR!
Bu ülkede tüketici olmak, çoğu zaman sessiz kalmayı öğrenmekle eş anlamlı hâle getirildi.
“Uğraşma”, “boş ver”, “kim takar seni” cümleleri kulaktan kulağa dolaştı; zamanla insanın iç sesine dönüştü. İşte asıl mesele tam da burada başladı: Tüketici haklarını kaybettiği için değil, hak talep etme cesaretini yavaş yavaş unuttuğu için zayıfladı.
Ama, şunu net söyleyelim:
Tüketici çaresiz değildir.
Yalnız hiç değildir.
Ve asla önemsiz değildir.
Bir haksızlığa uğradığında susmak zorunda kalan her insan, aslında tek başına değildir; sadece yanında duranların farkında değildir. Oysa bu ülkede milyonlarca insan aynı sözleşmelere imza attı, aynı küçük puntolarla karşı karşıya kaldı, aynı “sistem böyle” cümlesiyle susturuldu. Bu, bireysel bir başarısızlık değil; ortak bir deneyimdir.
Hak aramak bir kavga değildir.
Ses yükseltmek değildir.
Bağırmak, çağırmak hiç değildir.
Hak aramak;
“Ben buradayım” demektir.
“Bu kadarını kabul etmiyorum” diyebilmektir.
Ve bazen sadece bir dilekçe, bir itiraz, bir kayıt altına alma iradesidir.
Bugün tüketiciyi güçlü kılacak olan şey mucizevi yasalar değil; kendine duyduğu güvenin geri gelmesidir. Küçük bir başvurunun, tek bir şikâyetin, yalnızca “ben razı değilim” demenin bile sistemde bir iz bıraktığını bilmektir. Çünkü hiçbir düzen, iz bırakmayan itirazlardan korkmaz; ama ısrarlı ve bilinçli duruşu ciddiye almak zorunda kalır.
Bu yüzden mesele “kazanmak” değildir.
Mesele, oyunda kalmaktır.
Her tüketici, attığı her adımla yalnız kendisi için değil; kendinden sonra gelecek olanlar için de alan açar. Bugün yapılan küçük bir itiraz, yarın bir başkasının cesareti olur. Dayanışma tam olarak böyle başlar: sessiz ama kararlı.
Tüketici, bu hikâyenin edilgen figürü değildir.
Ne kenar süsüdür, ne dipnottur, ne de “mecbur kalan”.
Tüketici öznedir.
Ve özne olan, er ya da geç sözünü söyler.
Bu metin, tüketiciyi yere bastırmak için değil, ayağa kaldırmak için yazıldı.
14.01.2026
Av. Fahrettin ÖNDER
TBF Yürütme Kurulu Üyesi


