Site icon

EĞRİSİNİ DOĞRUSUNU HİÇ ARAŞTIRMADAN

Spread the love

EĞRİSİNİ DOĞRUSUNU HİÇ ARAŞTIRMADAN

Okumayı sevmeyiz, üç beş satırı aşan metinlere şöyle bir göz atmaya bile yeltenmeyiz. Okuma böyle olunca araştırmanın lafı mı olur, elbet ondan da uzak dururuz. Bize ezberlenecek kıvamda kısa cümleler yeter. Önünü ardını hiç merak etmeden, dolayısıyla hiç araştırmadan sloganları düşünce olarak benimseriz. Öyle benimseriz ki, bir süre sonra kendi kafamızın ürünü sanmaya bile başlarız. 

Az eğitimli, sıradan insanlar için bile kabul edilemez bu özellik yüksek eğitimli insanlarda karşıma çıktığında inanamıyorum. Ya bilerek, bir amaç uğruna gerçeği saptırdıklarını ya da aldıkları eğitimin boş olduğunu düşünüyorum.

Günümüzde bilgiye ulaşmak son derece kolay. Evet bilgi kirliliği de var; ama kuşkulanılan yerde araştırma alanı biraz genişletildiğinde, birkaç farklı görüş dikkate alındığında doğruya ulaşmak mümkün. Herkesin internet bağlantılı cep telefonları, bilgisayarları var. Arama motorları birkaç saniyede bütün dünyayı önünüze seriyor.

Siyasette gördüklerimizin haddi hesaba yok. Dolayısıyla onlara dalar, açıklamaya çabalarsak ciltler yetmez. Siyasetin propaganda amaçlı, “…-acak / …-ecek-”li iddialarını bir yana bırakıp sadece sıkça karşılaştığım iki örnekten söz edeceğim. 

Okul müdürlükleri yapmış, yüksek fen bilimleri eğitimli bir arkadaş bir gün “Ahmet Bey, bu genelkurmay başkanları neden hep suyun öteki tarafından?” diye sordu. Şaşkınlıktan, inanamamaktan nutkum tutuldu, dondum kaldım. Neden sonra Bu bilgiyi nereden edindiğini, doğruluğundan nasıl emin olduğunu, araştırıp araştırmadığını sordum. “İşte sana sorup araştırıyorum.” dedi. Cevap olarak aşağı yukarı şunları söyledim:

“Rumeli, Osmanlı’nın anavatanıdır. Osmanlı, Anadolu’dan önce Rumeli’de gelişmiştir. Rumeli’ye geçişin hemen ardından Payitaht (başkent) Bursa’dan Edirne’ye taşınmıştır (1361). Üsküp’ün Fethi (1392), Konya’nınkinden (1465) öncedir. Biz Balkan harbinde vatan yitirdik. Suyun öteki tarafı, yani Rumeli ile beri tarafı Anadolu’yu ayırmak; birbirine hasım görmek bölücülüğün yeni bir oyunu. Bunda Atatürk’ün Selanik doğumlu olmasının, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının izlerini görüyorum. 1908 İkinci Meşrutiyet ilanına giden taşların Rumeli’deki Ordu birliklerinde döşenmesinin de payı var. Yine Meşrutiyet karşıtı 31 Mart ayaklanması Rumeli’den gelen Hareket Ordusu tarafından bastırılmıştır. Eh, Rumeli düşmanlığı için bu kadarı yetmez mi?

Cumhuriyet dönemi genelkurmay başkanlarının nereli olduklarına gelince, hepsini bilmiyorum, hiçbir zaman merak da etmedim. Google arama motoruna adlarını girince bütün generallerin memleketlerine, özgeçmişlerine ulaşılıyor. Ben; Çankırılı, Afyonlu, Manisalı, Erzurumlu, Malatyalı, Merzifonlu, Kilisli olan bazılarını biliyorum. Sen bilim yönü güçlü bir insansın, lütfen araştır.”

Yine bir gün epey eğitimli biri, bir dükkanda esnafla sohbet ederken, hiç yeri olmadan “Türk generallerinin hepsi Ermeni.” deyiverdi. Adeta bir bomba patladı. Öfkemi zar zor yenerek. Bu sözü neye dayanarak söylediğini, nereden bildiğini sordum. Kazım Karabekir’in tehcirde kırılan Ermenilerin yetimlerini toplatarak açtığı askerî okullarda okuttuğunu, o Ermeni çocuklarının hep general olduklarını, bugünkülerin onlar olduğunu söyledi. Karabekir Paşa, Gürbüz Çocuklar Ordusu konularında birkaç soruma cevap veremedi, konu halkında en küçük bir bilgisi yok. FETÖ kumpaslarının TSK’yi darmadağın ettiği, TSK düşmanlığının yükseldiği yıllardı. Sebep anlaşıldı.

Yetimler babası olarak anılan Karabekir Paşa; uzun savaş yillarında, Rus işgalinde, Ermeni çetelerinin, General Andranik Ozanyan kuvvetlerinin katliamlarında bölgede kimsesiz kalmış yetimlerimize kendi inisiyatifiyle sahip çıkmış; 1919-1920 yıllarında bir tür çocuk esirgeme kurumu oluşturmuştur. Bunlar resmî, programlı, düzenli askerî okullar değildir. Yetimleri yok olmaktan koruyan, okuma yazma ve basit bilgiler öğreten birer yuvadır. Bölge halkı ve esnafının desteği ve ordunun imkanlarıyla yaşatılmaya çalışılmıştır. Araya karışmış birkaç Ermeni yetimi var mıdır, belki, iyi araştırmak, belgelemek, işkembeden atmamak gerekir. Bir an için araya karışanlar olduğunu varsayalım; ne kadar olabilir? Ne kadarı Cumhuriyet döneminde oradan askerî lise ve Harp Okullarına geçebilmiş ve ne kadarı yüksek rütbelere ulaşmış olabilir? Tut ki birkaç tane araya karışmış, kaçı yediği ekmeğe ve vatanına ihanet etmiş? Vatana büyük hizmeti dokunmuş Ermeni vatandaşlarımız yok mu? O günlerde beş ila on yaşlarında olan o yavruların Ermeni olduğunu, generalliğe yükseldiklerini ve aradan yüz yıl geçtikten sonra hâlâ görevde olduklarını, bütün generallerimizin Ermeni olduğunu iddia etmek eblehlikle filan açıklanamaz. Vatan haini oluvermek için çok şey yapmaya gerek yok. İşte böyle bir fitneyi ortaya atmak, ona inanmak, yaymaya çalışmak yeter. 

Kişi kendini aydın sayınca sorumluluğunu da duymalı. Aydın kişi, karşılaştığı bilgiden emin değilse, kabullenmeden önce araştırmak zorundadır. Bilimin temelinde kuşku vardır. Bilim, “niye, nasıl, neden, niçin” vb sorulara cevap aranırken doğar. 

13.01.2026

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyaçı / Stratejist

Exit mobile version