GÖRDÜĞÜNE İNANMAYAN, GÖRMEDİĞİNE NASIL İNANIR?
Özgürlük, hür düşünmeyi sağlar; ancak özgürlüğü sadece otoriter rejimler kısıtlamaz. İnsan, geçmişinin izlerini taşıyan olaylar nedeniyle de kısıtlanır. Akıl ve bilgi sayesinde irrasyonellikten kurtulmak mümkündür. Sebebi bilinmeyen acıların ise şifası olmaz.
Günümüzde özellikle, siyasette normal olan şeyler anormalleşti, anormal olan şeyler ise normalleşti. Faillerin fiillerine bakıldığında bunu sayısız olayda görmek mümkündür. Dün söylediklerinin bugün tersini söylemeleri, zihinlerin sefilleştiğinin göstergesidir. Burada zihinleri etkisi altına alan çıkar ilişkileri, kirlilik, ekonomik çıkmaz, vesayetin hükmü ve daha pek çok unsurdan söz edilebilir. Faillerin işledikleri olumlu ya da olumsuz eylemlerin görünen yönünü ve görünmeyen arka plânını bilmek önemlidir. İşte akıl, kör tutkulara karşı koyandır.
Dostoyevski, “İnsanın içi bazen öyle karanlıktır ki, orada ışık bile yanmaktan korkar.” der. Bu korku özgürlüğü yok ediyorsa sebebi kişinin kendisindedir. Özgürlük, insanı hapseden tutkularından kurtulmasıdır. Özgürlüğü engelleyen sebepler elbette vardır; ancak bilgi ve ahlak, bu engelleri aşabilecek güçtedir.
Sosyal medyada popüler bir kişi, uyuşturucu ve benzeri konular nedeniyle suçlandığında hukuksuzluktan şikâyet ediyor. Ne zaman? Başına gelince. Oysa ülkede gördüklerine inanmayıp aksini savunanlar, önceki zamanlarda bu durumları normal gibi gösteriyorlardı. Bunları görünce, görmediğine inananları sorgulamak gerekiyor. Köle, efendisinin zırhına güvenerek suç işler. Rahat zamanda ahlâklı yaşamayan, çile zamanında ahlâksızlığın bedelini anlar. O zaman kurtuluşu düşünmeye başlar. Düşlenen hayat ile gerçek hayatın acılarını karşılaştıran kişi, özgürlüğün seçiminde bilginin etkisini fark eder.
Köle ahlâkı, efendisine hizmet gibi görünse de aslında efendisinin özgürlüğünü yok eden ahlâksızlığa göz yummaktır. Her kötülüğü gördüğü hâlde onu normal kabul eden ve ona inanan çürümüş zihinlerden ahlaki bir duruş beklenebilir mi? TBMM’de hukuksuzluk ve kayırmacılık yapan bir sorumluya “Bunlardan utanmıyor musunuz?” denildiğinde verilen “Utanmıyoruz, bunlarla gurur duyuyoruz”. cevabı; “gördüğüne inanmayanın, görmediğine nasıl inandığını” gösteren bir tablodur.
Ahlâk ve inanç, doğru olanı yapmaktır. İnsan olmayı anlamak, geleceği daha iyi düzenlemeye götürür. Hırslar, ihtiraslar, saltanat tutkusu ve kişinin kendi yarattığı putlara tapması karakterini belirler; insan bunların tutsağı olur. Dış giyimle iç örtü korunamaz. Aklın hilesi ahlâksızlık üretir. Her ahlâkî olan dinî olabilir; fakat her dinî olan ahlâkî değildir. Aklın ve özgürlüğün tutsaklığının en belirgin özelliği, kişinin kendi doğrularına tapmasıdır.
Tehlike, her kötülüğü gördüğü hâlde ona inanmayan, sorgulamayan, menfaat uğruna her haksızlığa onay verenlerin ikiyüzlülüğüdür. Aziz Nesin böylelerine “Bu ülkede kimse, kazık kendine gelmeden başkalarının yediği kazıkla ilgilenmez.” derdi.
Bugün güçlü olan yarın düşebilir; alkışlanan kirli düzen yarın susturulabilir. Ülke her alanda yok edilirken, kötülükler sıradanlaşmışken, ganimet düzeninden yararlananların iştahı her geçen gün kabarıyor. Bu anlayışı, ne acıdır ki, destekleyen tuzu kuru adaletsizlere sorum şudur:
Gördüklerinize inanmadan, görmediğinize nasıl inanıyorsunuz?
Bunu sorgulamak gerekir. Usulün usulsüzlüğü, usulsüzlüğün ise usul hâline gelmesi, ancak bu türlere yakışır. İnsanın insan olarak işlevi, ahlâklı yaşamaktır. Özgürlüğün tercihi de bu olmalıdır ki, vesayetin kölesi olmayasın. Adaletsizliğinizi kutsayıp boynunuza sarılanlar, gün gelir boğazınızı sıkacaklardır.
12.12.2025
Kemal ALBAYRAK
20. ve 21. Dönem Milletvekili

