İSTANBUL’U GEZERKEN
İstanbul’da gezdikçe, taşlar dile geliyor
Binlerce asırlardan tarih dile geliyor
Sultanahmet meydanı, roma bizanstan anı
Vahşet sahnelerinde, can çekişen insanı
Kral ve kralcılar eğlence tertipliyor
Aç arslanlar bekliyor, insanı katlediyor
Bir yanda masum öanlar bir yanda kralcılar
Bu işkence sahnesi sürer sonuna kadar
Yürüdükçe yollarda her taş dile geliyor
Osmanlı zamanında At Meydanı olurken
Aynı anda infazlar! Kafalar kesilirken
Bu garip gelenekler devam etmiş kaç asır
İbret-i âlem diye kaydedilen nice sır
Büyük hanedanların köşkleri sarayları
Eskinin sırlarını anlatan harayları….
Müze devlet dairesi okul olmuş bazısı
Sultanların gönlünde kanayan ince sızı
Karşımda sessiz duran bu büyük Ayasofya
Biraz aşağısında var küçük Ayasofya
Bir asırlık arayla inançların harmanı
Beş yüz yirmi yedide kilisenin fermanı
Osmanlı geldiğinde bir minare ekliyor
Karşısında külliye medreseler ekliyor
İlim ışığı ile Fatih Sultan zamanı
Herkes Özgür inançta yoktur isyan gümanı
Her paşa ganimetle dönerken cami yapar
Fatih de dadısına küçük kilise yapar
Adı Aya İrini, Ayasofya yanında
Dadı da çok mutludur Sultan Fatih yanında
Mısır’dan getirilen sütunların sırları
Yılanlı burguların binlerce asırları
Yeri de pek bir güzel bu Alman Çeşmesi’nin
Osmanlı’ya minnet ve teşekkür Lehçesinin
Yaşıyor tarihleri asırlardır sessizce
Cevri kalfanın yeri beni de yaz der gibi
Türk Edebiyat Vakfı’nın olduğu yerde yeri
İkinci Mahmut henüz on yaşındadır ancak
Saray’da ayaklanma! kan akar ocak ocak
Cevri kalfa Mahmud’u gizlemiş dolaplarda
Kimsecikler bilmemiş çamaşır dolabında
Üçüncü yıl da geçmiş ortalık sakinlemiş
Şehzademiz de hazır tahta çıkacak artık
İşler yolunda iken dadısını çağırır
Dile benden ey dadım, ne istersen vereyim
Beni sen ihya ettin, sevincini göreyim
Bana sübyan mektebi yaptırsanız sultanım
Ömrümce yavrulara ilim vermek muradım
Hemen kabul edilir kalfasının isteği
Ana okulu gibi o yılların gerçeği
Savaş zamanlarında yetimhane olmuştur
Şehit yavrularını süt ile beslemiştir
İstanbul’da işgal ve savaşın mağdurları
Burada beslenmişler canlı şahidi tanı
Nimet anne anlattı, anlattıkça ağladı
Asırlar boyu yıllar seller gibi çağladı
Uzun yıllar gitmiştik edebiyat vakfına
O bir Gönül Okulu kimse varmaz farkına
O kadar çok şey var ki, hangisini anlatsam
Yere batan sarnıcı kayıklarla yol alsam
Ya milyon taşlarımız! İngiltere müzede!
Hızlı geçelim hemen Gülhane’den aşağı
Sirkeci postanesi ilk radyo evimizdi
Bayramlar öncesinde hep uğrak yerimizdi
Tebrik kartları ile dostlar yad edilirdi
Cağaloğlu vilayet Sirkeci karşımızda
Köprü altında balık, şalgam var aşımızda
Galata köprüsünden uzun yıllar yürüdük
Sirkeci Karaköy’e adımları sürüdük
Yetmişli yıllardayız ihtilal öncesinde
Bomba silah katliam yaşadık nicesinde
Tren vapur minibüs otobüsler ha keza
Nice canlar perişan , raporlar basit kaza
Böyle zor yıllar ile İstanbul da değişti
Şehrin giysisi başka diller bile değişti
İstanbul’u anlatmak öyle sıradan değil
Bir virane kapıya usulca bak ve eğil
Anlatıyor asırlar boyu yaşadığını
O tozlu çizgilerde neler sakladığını
Nice sevdalar gizli nice acı ihanet
Biraz dinlen istersen, noktayı koy Nihayet
(18.12.2018) / 18.12.2025
Nihayet AĞÇAY

