Site icon

KADİM KÜLTÜRÜMÜZDE KADININ STATÜSÜ

Spread the love

KADİM KÜLTÜRÜMÜZDE KADININ STATÜSÜ

Tarihî kaynaklara göre Türkler, kadına hep değer vermiştir. Kadının statüsü, en eski kaynaklarımız olan Türk destanlarında ve Türk felsefesinde yüce bir mertebededir.

Türk kültüründe kadını yücelten vasıflar:

Eski Türklerde kadın toplum ve aile içinde önemli haklara ve yetkilere sahiptir.

İslamiyet öncesi Türk toplumlarında kadınsız bir iş görülmezdi. Kadın erkeğin tamamlayıcısı, sürekli erkeğin yanındaydı. Tarihi kaynaklar Hunlardan itibaren kadın-erkek ayrımı yapılmadığını göstermektedir.

Kadına kutsallık, haklar ve özgürlükler veren Türk töresinde onun dövülmesinin, horlanmasının imkânı yoktur. Zaten Türk kültüründe ve destanlarında böyle bir durum göze çarpmamaktadır.

DİĞER TOPLUMLARDA KADIN

Aynı dönemlerde kadınların diğer toplumlardaki durumunu ise içler acısıydı.

İSLÂMÎ DÖNMEDE TÜRK KADINI

Türk kadını sosyal hayatta sahip olduğu haklarını, İslâmî dönem devletleri ve toplumlarında da -eskisi kadar olmasa da- korumuş ve devam ettirmiştir. Ailede anne nüfuz sahibidir ve görüşleri dikkate alınmaktadır [[17]].

Abbasi Döneminde Türk Kadını:

çeteler kurarak ya da kurulmuş çetelere katılarak savaşan ünlü kadınlardan bir bölümüdür. 

TÜRKİYE’DE CUMHURİYET ÖNCESİNDE VE CUMHURİYETLE KADINLARIMIZA VERİLEN HAKLAR KRONOLOJİSİ

Yakın tarihimizde Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyetle birlikte kadınlarımıza verilen haklar oldukça dikkat çekicidir. Bilhassa muhteva açısından bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti, kadın haklarının verilmesinde pek çok ülkenin önünde yer alır.

Ancak son yıllarda “kadına şiddet” ve “kadın cinayetleri”ndeki artış, bu alandaki mevzuatın uygulanmasında çok yetersiz kalındığını göstermektedir. Bunda din ve töre kisvesi altında toplumumuza bulaştırılmış zararlı gelenekler, halkımızın eğitim seviyesi gibi faktörler etkili olmaktadır. Kadın hakları konusundaki problemlerin çözümü için;

ilk akla gelen hususlardır. Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet döneminde kadınlarımıza verilen haklar kronolojik olarak aşağıda verilmiştir. [[25]]

Cumhuriyet Öncesi Dönemi

1843: Türk kadınları, Tıbbiye Mektebi bünyesinde aldıkları ebelik eğitimi ile sosyal yaşamda yerlerini almaya başladı.

1847: Kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanıyan İrade-i Seniye yayımlandı.

1856: Osmanlı topraklarında kadınların köle ve cariye olarak alınıp satılmaları yasaklandı.

1858: yılında yayımlanan ‘Arazi Kanunnamesi’nde mirasın kız ve erkekler arasında eşit olarak paylaştırılacağı hükmü yer alırken, kadınlar miras yoluyla mülkiyet hakkını kazandı. Aynı yıl Kız Rüştiyeleri açıldı.

1869: Kadınlar ilk dergilerine 1869 yılında kavuştu. Kadınlar için ilk sürekli yayın olarak nitelenen haftalık ‘Terakk-i Muhadderat’ dergisi yayımlanmaya başlandı.

1869: Kızların eğitimine yasal zorunluluk getiren ‘Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ 1869 yılında yayımlandı. Bundan bir yıl sonra da kız öğretmen okulu ‘Dar-ül Muallimat’ açıldı.

1871: Evlilik sözleşmesinin resmi memur önünde yapılması, evlenme yaşının erkeklerde 18, kadınlarda 17 olması ve zorla evlendirmelerin geçersiz sayılmasını düzenleyen Hukuk-ı Aile Kararnamesi 1871’de çıkarıldı.

1876: 1876’da ise ilk anayasa olan Kanun-i Esasi ile kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale getirildi.

1897: Giderek sosyal yaşamda daha çok yer almaya başlayan kadınlar, iş hayatına ilk olarak 1897 yılında ‘ücretli işçi’ olarak atıldı. Kadınların devlet memuru olmak içinse bu tarihten itibaren 16 yıl beklemeleri gerekti.

1913: Kadınlar ilk kez 1913 yılında devlet memuru olarak çalışmaya başladı. Bunun ardından bir yıl sonra kadınlar, tüccar ve esnaf olarak da iş hayatına girişti.

1914: Kızlar için ilk yüksek öğretim kurumu, 1914 yılında ‘İnas Darülfünunu’ adı altında açıldı.

1922: Kadınlar bilim dünyasıyla ilk kez 1922 yılında tanıştı. Bu tarihte yedi kız öğrenci, Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırarak eğitime başladı.

Cumhuriyet Dönemi (1923-1950)

1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği) çıkarıldı Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başladı.

1926: Türk Medeni Kanunu’nu ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı.

1930: Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.

1930: Doğum izni düzenlendi.

1933: Kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu.

1933: Köy Kanunu’nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.

1934: Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.

1936: İş Kanunu yürürlüğe girdi. Kadınların çalışma hayatına düzenleme getirildi.

1937: Kadınların yeraltında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını yasaklayan 1935 tarihli 45 sayılı ILO sözleşmesi kabul edildi.

1945: Analık sigortası (doğum yardımı) 4772 sayılı yasa ile düzenlendi.

1949: Yaşlılık sigortasının kadın ve erkekler için eşit esaslara göre düzenlenmesi 5417 sayılı yasa ile sağlandı.

Cumhuriyet Dönemi (1950-2008)

1952: Sağlık Bakanlığı bünyesinde ana çocuk sağlığı hizmetleri verilmeye başladı.

1965: Gebeliği önleyici araçların satış ve dağıtımının serbest bırakılmasını ve tıbbi zorunluluk halinde kürtaj hakkı tanınmasını düzenleyen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarıldı.

22 Aralık 1966: Eşit değerde iş için kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan 1951 tarihli 100 sayılı ILO sözleşmesi onaylandı.

27 Mayıs 1983: 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesi ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin verilmesi Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle sağlandı. Kürtaj için evli kadınlara kocadan izin alma koşulu getirildi.

1985: Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) imzaladı ve sözleşme ertesi yıl yürürlüğe girdi.

1985: 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kadınlar konusu ilk kez ayrı bir başlık olarak yer aldı ve bu konuda politikalar belirlendi.

1987: Kadınlar konusuna odaklanmış ilk resmi kurum olan Devlet Planlama Teşkilatı Kadına Yönelik Politikalar Danışma Kurulu kuruldu.

1989: İstanbul Üniversitesi’nde ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. Bugün üniversiteler bünyesinde kurulan bu merkezlerin sayısı yurt çapında 13’e ulaştı.

24 Ocak 1989: İçişleri Bakanlığı kaymakamlık sınavlarına kadınların da alınacağını açıkladı.

29 Kasım 1990: Kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi. İptal kararı 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

1990: Mağdurun hayat kadını olması halinde tecavüz cezasının indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu 438. maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürürlükten kaldırıldı.

14 Nisan 1990: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, ilk kadın kütüphanesi ve bilgi merkezini açtı.

1990: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere ilk Kadın Konukevleri açılmaya başlandı. 2000 yılı itibariyle bu sayı yediye yükselirken kapasiteleri 170’e ulaştı.

1990: 422 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kadının Statüsü ve Sorunları Başkanlığı kuruldu. 25 Ekim 1990 tarihinde kadın sorunları konusunda ulusal çapta bir mekanizma olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü (KSSGM) 3670 sayılı kanunla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olarak kuruldu ve 24 Haziran 1991tarihinde de Başbakanlığa bağlandı.

Eylül 1990: Yerel yönetimler kadın konusunda özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başladı. Türkiye’deki ilk kadın sığınma evi Bakırköy Belediyesi tarafından açıldı.

20 Şubat 1992: Birleşmiş Milletler Uluslararası Kadının İlerlemesi İçin Araştırma ve Eğitim Merkezinin (INSTRAW) toplantısında, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Türkiye’de kadın konusunda irtibat noktası olarak kabul edildi ve BM ile işbirliği içinde program ve projeler uygulanmaya başlandı.

1992: Cinsiyete dayalı veri tabanı oluşturulması amacıyla Devlet İstatistik Enstitüsü’nde Toplumsal Yapı ve Kadın İstatistikleri Şubesi kuruldu.

1993: İstanbul Üniversitesi’nde ilk Kadın Araştırmaları Ana Bilim Dalı açıldı ve yüksek lisans programı vermeye başladı. Bugün Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı açarak Yüksek Lisans Programı veren üniversite sayısı dörde ulaştı.

1993: Kadın Dayanışma Vakfı, Altındağ Belediyesinin desteğiyle kadın danışma merkezi ve kadın sığınma evini açtı.

1993: Halk Bankası’nca kadınları girişimciliğe özendirmek amacıyla kadınlara özel, düşük faizli kredi uygulaması başlatıldı.

1994: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik danışmanlık, girişimcilik ve el emeğinin değerlendirilmesi konularında hizmet vermek amacıyla Bilgi Başvuru Bankası (3B) kuruldu.

5 Nisan 1994: Dünya Bankası ile kadın konulu projeler yürütülmeye başlandı. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nde bir Dokümantasyon Merkezi kuruldu.

1994: Türkiye Kahire’de yapılan Birleşmiş Milletler Nüfus ve Kalkınma Konferansına katıldı. Konferans’da kadının statüsü ve sağlık ilişkisini vurgulayan “üreme sağlığı” kavramı üzerinde özellikle duruldu ve kadın sağlığında “bütüncül” bir yaklaşım benimsendi. Bu yaklaşım doğrultusunda Sağlık Bakanlığı koordinatörlüğünde ilgili kesimlerden sağlanan katılımla “Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması Ulusal Eylem Planı” hazırlandı. 1998 yılında kamuoyuna sunulan Eylem Planı 6 ana çalışma grubu tarafından oluşturuldu. Kadının Statüsü grubunun koordinasyonunu Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü üstlendi.

1995: Kurulduğundan bu yana, açtığı kadın danışma merkezi ile şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık hizmeti veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, ilk kadın sığınağını açtı.

Kasım 1995: Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından bölgedeki kadınların durumunun iyileştirilmesi ve kalkınma sürecine entegre edilmesi amacıyla planlanan Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin (ÇATOM) ilki Urfa’da açıldı. 2000 yılı itibariyle bölgedeki sayısı 21’e ulaştı.

1996: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde “Kırsal Kalkınmada Kadın Daire Başkanlığı” kuruldu.

1997: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda 13 il valiliği bünyesinde “Kadının Statüsü Birimleri” kuruldu.

22 Mayıs 1997: Kadının evlendikten sonra kocasının soyadını almakla birlikte, kendi soyadını da kullanabilmesi Medeni Kanun’un 153. maddesinde yapılan değişiklikle sağlandı.

19 Kasım 1997: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün önerisi üzerine İçişleri Bakanlığı’nca nüfus cüzdanlarında medeni hal kısmında “evli/ bekar/ dul/ boşanmış” gibi ifadelerin yerine sadece “evli” veya “bekar” ifadelerinin kullanılmasını düzenleyen genelge yayımlandı.

13 Kasım 1997: Türkiye Cumhuriyeti, amacı uzman bakanların çalışma alanları ile ilgili konularda Avrupa Konseyi faaliyetlerine etkin bir şekilde katılmalarını teşvik etmek olan Kadın-Erkek Eşitliğinden Sorumlu Avrupa Bakanlar Konferansı’nın dördüncüsüne ev sahipliği yaptı.

23 Haziran 1998: Anayasa Mahkemesi kadının zinasını suç olarak düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 440. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. Gerekçeli karar 13 Mart 1999 tarih ve 23638 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.

17 Şubat 1998: Yeni Türk Medeni Kanunu Tasarısı Adalet Bakanlığı ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün ortaklaşa yaptığı bir toplantı ile kamuoyunun bilgisine sunuldu.

21 Ekim 1998: Adalet Bakanlığı, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, ve kadın kuruluşlarının oluşturduğu gündem sonucunda bekaret kontrolünün, ancak takibi şikayete bağlı suçlarda, mağdurun rızası alınarak, ırza geçme gibi re’sen takip edilen suçlarda ancak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısının yazılı izni ile yapılabileceğini düzenleyen bir genelge yayınladı.

1998: İçişleri Bakanlığı’nca nüfus cüzdanlarında yapılan düzenlemeye paralel olarak Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nce verilen dul ve yetim tanıtım kartlarındaki “Emekliye Yakınlığı” bölümünde yer alan “dul kadın vb.” ifadelerin yerine sadece “eşi, kızı, oğlu, annesi, babası” gibi ifadelerin kullanılması sağlandı.

17 Ocak 1998: Aile içi şiddete uğrayan kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını düzenleyen 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlüğe girdi.

1998: Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle aile reisinin beyanname vermesi esası kaldırılarak kadınların kocalarından ayrı olarak beyanname vermesi sağlandı.

1998: Kadınlara yönelik danışma merkezleri çalışmaları başta Ankara ve İstanbul olmak üzere Barolar tarafından da başlatıldı. Barolar bünyesindeki Kadın Hakları/Hukuku Komisyonları arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla “Türkiye Barolar Birliği Kadın Hakları Komisyonları Ağı (TÜBAKKOM)” kuruldu. Giderek artan komisyonların sayısı 2001 yılı itibariyle kırk civarına vardı.

Eylül 1999: Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi’ni onaylarken koyduğu aile hukukunu ilgilendiren 15 ve 16. maddelerine ilişkin çekinceleri kaldırdı.

1999: Kadın erkek eşitliği açısından önemli değişiklikler içeren Medeni Kanun Tasarısı hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu.

8 Eylül 2000: Ek İhtiyari Protokol Türkiye tarafından imzalandı. Onay aşaması için Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alındı. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Ek İhtiyari Protokol ile Sözleşmenin taraf devletler tarafından ihlali durumunda kişilere ve kişilerden oluşan gruplara başvuru hakkı tanınmakta ayrıca uygulamaları denetlemek üzere Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine yapılacak şikayetleri kabul etme ve inceleme yetkisi tanınmaktadır.

24 Kasım 2000: Türkiye’de giderek artmakta olan töre cinayetlerine karşı kamuoyu oluşturmak üzere “25 Kasım Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Günü” nedeniyle Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Şanlıurfa Valiliği işbirliği ile “Kadına Yönelik Şiddet” konulu bir panel düzenlendi. Panel resmi düzeyde töre cinayetlerine karşı duruşun zeminini oluşturdu.

17 Şubat 2001: Türk Medeni Kanunu’nun yıldönümü nedeniyle TBMM Adalet Komisyonunda görüşülmekte olan Medeni Kanun Tasarısının eşitlikçi özünün korunarak yasalaşması için Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve kadın kuruluşları tarafından kamuoyu oluşturma faaliyetlerinde bulunuldu. Kadın dernekleri ve diğer sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla “Medeni Yasa Tasarısı İçin Hep Birlikte” yürüyüşü gerçekleştirildi.

21 Haziran 2001: TBMM Adalet Komisyonunca kabul edilen Türk Medeni Kanunu Tasarısı Genel Kurula sevk edildi.

22 Kasım 2001: Yeni Türk Medeni Kanununun TBMM tarafından kabul edildi.

1 Ocak 2002: Yeni Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdi.

30 Temmuz 2002: CEDAW Ek İhtiyari Protokolünün onaylanması

7 Ocak 2008: Avrupa Konseyi bünyesinde oluşturulan Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Gücü tarafından yürütülecek “Aile İçi Şiddet Dahil, Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Kampanyası” çerçevesinde Avrupa Konseyi’nce nakdi hibe verilmesine ilişkin anlaşmanın yürürlüğe girmesine dair karar 26749 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

TÜRKİYE’DE MESLEKLERİNE GÖRE İLK KADINLAR LİSTESİ

1892: İlk Türk kadın romancı Fatma Aliye Hanım “Muhadarat” adlı ilk romanını kendi adıyla yayımladı.

1909: İlk Türk kadın siyasetçi Emine Semiye Hanım Osmanlı Demokrat Fırkası yönetim kuruluna seçildi.

1913: İlk kadın devlet memuru Bedriye Osman Hanım Telefon İdaresinde göreve başladı.

1913Belkıs Şevket Hanım uçağa binen ilk Türk kadın unvanını aldı.

1920: İlk Türk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu (Ahmet Ağaoğlu’nun kızı)) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu.

1920: İlk Türk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale İstanbul’da sahneye çıktı.

1921: Dr. Safiye Ali Almanya’da tıp eğitimini tamamlayarak ilk Türk kadın hekim olarak tarihimizdeki yerini aldı.

1922: Yedi kız öğrenci Tıbbiye’ye kayıt yaptırarak eğitime başladı.

Haziran 1923Nezihe Muhittin‘in başkanlığında Kadınlar Halk Fırkası’nın kurulması girişiminde bulunuldu. Kadınlara oy hakkı tanımayan Seçim Kanunu gereğince valilikçe partinin kuruluşuna onay verilmediğinden dernekleşmeye gidildi.

1924: İlk kadın diş hekimi (Ferdane Bozdoğan Erberk) diplomasını aldı.

1925: Suat Hilmi Berk ilk kadın sulh hukuk hâkimi oldu.

1930: İlk kadın belediye başkanı (Sadiye Ardahan) Artvin-Yusufeli/Kılıçkaya Beldesi’den seçildi.

1930: İlk kadın yargıçlar atandı.

1933: Aydın (il)’inin bugün ilçe statüsü taşıyan Karpuzlu köyünde ilk kadın muhtar Gül Esin yaklaşık 500 oy alarak seçildi.

1933: Sabiha Güreyman Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi olarak Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun oldu. Güreyman ayrıca Fenerbahçe Spor Kulübü’nün ilk kadın voleybolcusudur.

 8 Şubat 1935: Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. Dönem seçimleri sonucunda başta Satı Çırpan olmak üzere 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi, ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı.

1935: İlk kadın doğum uzmanı Dr. Pakize İzzet Tarzi kadın hastalıkları ve doğum alanında uzmanlık eğitimini tamamladı. Tarzi, İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçen ilk kadın unvanını da taşıyor.

 1936: Eskişehir Askeri Hava Okulu’ndan mezun olan Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu. Gökçen ertesi yıl Dersim Harekâtı’na da katıldı.

1947: Türk basınının ilk kadın foto muhabiri Eleni Küreman, Associated Press Ajansı’nda gazeteciliğe başladı.

1954: Prof. Dr. Nüzhet Toydemir Gökdoğan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi dekanlığına seçilerek ilk kadın dekan oldu. Gökdoğan Fen Fakültesi’nin Astronomi Enstitüsü’ne tayin edilen ilk Türk doçenti olmuştu.

1957: Türk ordusunun ilk kadın doktor subayı Dr. Sema Aran teğmen rütbesiyle göreve başladı.

1971: İlk kadın bakan Dr. Türkan Akyol atandı. Akyol aynı zamanda ilk kadın rektördü.[21]

1981: Türkiye’nin ilk kadın eksperi Diler Cesur.

1991: İlk kadın vali Lale Aytaman Muğla (il)ine atandı.

1993: Alev Kılıçkeser Hottin, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu Pilotaj Bölümü’nden mezun olarak ticari havayollarındaki ilk Türk kadın pilot oldu.

25 Haziran 1993: Türkiye’nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller hükümeti kurdu.

1996: İlk kadın deniz subayları Deniz Harp Okulu’ndan mezun oldu.

2001: Denizli Belediye Başkanı Ali Aygören  tarafından işe alınan Fatma Kasapoğlu  Türkiye’nin ilk kadın belediye otobüsü şoförü oldu.

2002: İlk kadın Adalet Bakanı Prof. Aysel Çelikel göreve atandı.

2003: Nükhet Hotar Merkez Yürütme Kurulu’na getirilen ilk kadın üye oldu.

30 Ağustos 2004: Kıdemli üsteğmen Songül Yakut Türkiye’nin ilk kadın ilçe jandarma komutanı olarak görevine başladı.

2005Tülay Tuğcu Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın başkanı seçildi ve dolayısıyla Yüce Divan’ın da ilk kadın başkanı oldu.

2006: Dünyanın en yüksek noktası Everest’te zirveye tırmanan ilk Türk kadın dağcı Eylem Elif Maviş oldu.

2007: Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) ilk kadın başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ oldu.

***

EY İĞNEM DİK

Yazımıza burada nokta korken, yıllar öncesinden bize “Türk Kadını”nı tasvir eden Mehmet Emin Yurdakul’a kulak verelim:

İlk nineler ecdatla bir Tanrıya tapmışlar.

İlk alevli ocağı,

İlk hakanlar tahtının kurulduğu otağı;

Erleriyle birlikte ter dökerek yapmışlar.

Eğer erkek demirse, kadın dahi ateştir;

Onu aşkla, ümitle ısıtıcı güneştir.

Kadınlarsız memleket öçten, kinden mahrumdur;

Düşmanların önünde ölümlere mahkûmdur.

Ben doğduğum vatana sonsuz yıllar dilerim.

İsterim hayatta hür açılan gözlerim;

Ay yıldızlı bayrağın,

Nurlarının altında saadetle kapansın;

Şu mübarek toprağın,

Her çocuğu Tûran’ın ninnisiyle sallansın.

Bunun için bende iş görecek kuvvet var,

Kılıçların yanında iğnelerde parıldar.

                                   ……

Lâkin ey kalb, ey benim genç göğsümde çırpınan!

Ey altından taçların üstündeki elmastan;

Asil olan Türk kalbi!

Vatan senin aşkından büyük bir şey gözetmez.

                                   ……

Yirmi yaşın aşkı mı? Ben bu şeyden uzağım;

Tûran için yaşamak,

Genç ruhumu ırkımın rüyasıyla okşamak,

Ümit etmek, inanmak işte benim hayatım.

Bana anayurtlardan iniltiler gelirken;

Mümkün mü ki dünyanın sefasından bugün ben,

Mısrın meşhur kadını gibi zevk alayım;

Bir sedefli rübabla aşklarımı çalayım.

Büyük Türklük… Bu bana saadetler saçıyor.

Sanki bana her gece,

Gökten inen ilahi melek gibi gizlice;

Sekiz yeşil cennetin kapısını açıyor:

İşte güzel Kafkaslar, kırk saraylı Kazanlar;

İşte Ceyhun suları, altın Tebriz bağları,

Gümüş Baykal gölleri, zümrüt Altay dağları.

Burda her yer mor sümbül, sarıçiçek kokulu.

Bu ellerde bir çoban kızı olmak ne mutlu!

Ey sevgili Tûranım!

Gözlerimden kaybolma güneşlerin parlasın;

Özlüyor bil vicdanım,

Ayağımın altında kevserlerin çağlasın.

Bu uğurda günlerim, gecelerim senindir;

Parmaklarım, göz nurum, alın terim senindir.

                                   ……

Ey Oğuz’un genç nesli, ey Osman’ın askeri!

Ey Kaflara at süren,

Ey bastığı yerlere hürriyeti götüren

Altın kalbli ordumuz rüzgâr gibi ileri!

Bu gün senin ardında yardım için biz varız;

Hepimiz ateşli ve imanlı kızlarız;

Biz de büyük dileğe ömrümüzü nezr ettik;

Kalbimize zaferi ve ölümü öğrettik.

And içtik ki döneceğin güne dek,

Bütün gençlik, kadınlık sana hizmet edecek;

Türkân yüzlü güzeller,

Şiirlerde, ruhlarda büyük aşklar yakacak;

Gül koparan nur eller,

Bağırlarda kanayan yaralara bakacak;

Her kız Büyük Tûran’a ya sırmalı bir sancak

Veyahut ki kendine kanlı kefen yapacak!

Ey iğnem dik!

Giyecekler yetiştir,

Sınırdaki erlere;

Hizmet aziz bir iştir.

Ey iğnem dik! Biçtiğin ay yıldızlı Albayrak,

Bütün Tûran iline gölgesini yayacak!

***

08.03.2025

Gürbüz MIZRAK

Araştırmacı / Yazar

KAYNAKLAR

BTT. 2012. http://www.bilinmeyenturktarihi.com/islam-oncesi-turklerde-kadinin-yeri.html

AYDOĞAN, Metin. 2014. Eski Türklerde Aile Düzeni ve Kadının Toplumdaki Yeri: http://www.guncelmeydan.com/pano/eski-turklerde-aile-duzeni-ve-kadinin-toplumdaki-yeri-metin-aydogan-t36872.html

ALTINBAŞ, Zehra (Odyakmaz). 2013. Anayasalarımızda Kadın Hakları: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-14/anayasalarimizda-kadin-haklari

 GÜNDÜZ, Yrd. Doç. Dr. Ahmet. 2012. Tarihî Süreç İçerisinde Türk Toplumunda ve Devletlerinde Kadının Yeri ve Önemi. International Journal of Social Science, Volume 5 Issue 5, p. 129-148, October 2012.

Türkiye’de Kadın Hakları. Vikipedi, özgür ansiklopedi.


[[1]] Nihal Atsız, Türk Edebiyatı Târihi (İstanbul, 1943)

[[2]] Muharrem Ergin; Dede Korkut Kitabı, TTK Basımevi, Ankara, 1958, s.27.

[[3]] Çin kaynaklarına göre; “pazara gittiklerinde, paketleri kocaları taşır (Orta Asya-Tarih ve Uygarlık” J.Paul Roux, Kabalcı Yay., 2001, sf.273)

[[4]]Tarihte Türklük” Prof. Dr. Laszlo Rasonyı, Türk Kültürü Araştırma Ens. Yay., Ankara 1988, sf.58

[[5]] Orta Asya-Tarih ve Uygarlık” J.Paul Roux, Kabalcı Yay., 2001, sf.273

[[6]] AL-BALHÎ, Abu Zayd b-Sahl al-Balhî, Kitab al-bad’ val-tcirih, kitabın Fransızcaya çevirisi Huart tarafından, Paris, 1919.

[[7]] Bahaettin Ögel; Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Kömen Yayınları, Ankara, 1979, s.179.

[[8]] Bahaettin Ögel; “Türk Ailesinde Kadın”, Tercüman Kadın Ansiklopedisi, I, İstanbul,1984, s.76.

[[9]] Orta Asya-Tarih ve Uygarlık” J.Paul Roux, Kabalcı Yay., 2001, sf.273 (Irk Bitig, tahminen 930 yılında Göktürk harfleriyle kaleme alınmış kitaptır.)

[[10]] Avrupa Hun ülkesine gelen elçileri Attila’nın eşi Arıg-Han kabul edip devlet işlerini görüşülebilmiştir.

[[11]] Necdet Sevinç; Eski Türklerde Kadın ve Aile, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1987, s,31

[[12]] Şecere-i Terâkime: Ebülgazi Bahadır Han, 1659’da tamamladığı bu eserini Türkmen ileri gelenlerinin ricaları üzerine ve herkesin anlaması için sade Türkçe ile yazdığını belirtmektedir. Eserde Türkmenler’e dair bilgiler bulunmakta, Oğuz Han ve neslinden, Türk damga ve ongun kuşlarından bahsedilmekte ve âdeta bir “Oğuznâme” metni verilmektedir. Ebülgazi Bahadır Han Şecere-i Terâkime’yi yazarken sözlü ve yazılı kaynaklardan faydalanmış, özellikle Türkmen boyları arasında dolaşan rivayetleri, beylerin ve hocaların ellerinde bulunan şecereleri değerlendirmiştir.

[[13]]  İskitlerde, her kadının İskit erkekleri gibi savaşçı ve asker olarak yetiştirilmesi geleneği vardı. İskitli göçebe kadınlar her savaşta erkekleriyle birlikte çarpışıyorlardı.

[[14]] Orta Asya-Tarih ve Uygarlık” J.Paul Roux, Kabalcı Yay., 2001, sf.273

[[15]]  İbn-i Batuta, Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır.

[[16]] Necla Arat; Kadın Sorunu 2. Baskı, Say Yay., İstanbul, 1986, s.26.

[[17]] Mehmet Altay Köymen; Alp Aslan ve Zamanı II, TTK Yay., Ankara, 1983, s. 306.

[[18]] Ceyhan Öztürk; Türk Kadınının Tarihteki Yeri ve Önemi, http://www.izedebiyat.com /yazi.asp?id=74855 18.5.2012.

[[19]] Erdoğan Merçil; Selçuklularda Saraylar ve Saray Teşkilatı, Bilge Kültür Sanat Yay., İstanbul, 2011, s.246.

[[20]]Osman Turan; “Terken Ünvanı”, Türk Hukuk Tarihi Dergisi, I, Ankara, 1944, s. 67.; Osman Turan; Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, Nakışlar Yay., İstanbul, 1998, s. 127.

[[21]] Ahlâka, ilme, sanata, zanaata ve ticarete son derece önem verilen Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran’in eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan “Bacıyan-ı Rum” teşkilatını yani Anadolu Kadınlar Birliği’ni kurmuştur. 

[[22]] Abdurrahman Kurt; “ Osmanlı Kadınının Sosyo-Ekonomik Konumu”, Osmanlı Ansiklopedisi, C.V, Ankara,1999, s.445.

[[23]] Mikail Bayram; Fatma Bacı ve Bâcıyân-ı Rûm, Konya 1994 s.47-53.

[[24]] Kurtuluş Savaşı’nda Kadın Askerlerimiz”, Fevziye Abdullah Tansel, Cumhuriyet Aydınlanma Dizisi 190, sf.10

[[25]] Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi

Exit mobile version