Site icon

KAHRAMANLIKTAN HAİNLİĞE ÇERKES ETHEM GERÇEĞİ

Spread the love

KAHRAMANLIKTAN HAİNLİĞE ÇERKES ETHEM GERÇEĞİ

Çerkes Ethem, kimine göre hain, kimine göre kahraman, kimine göre ajandır.
Tarih, daha kararını vermiş gözükmüyor.

Çerkes Ethem (tam adıyla Ethem Bey veya Çerkes Ethem Psheu), Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlarında önemli bir rol oynamış, tartışmalı bir kişidir. Circassian kökenli bir gerilla lideri, sosyal haydut ve asker olarak tanınan Ethem, başlangıçta Millî Mücadele’ye katkı sağlamış ancak daha sonra düzenli orduya katılmayı reddederek isyan etmiş ve hainlikle suçlanmıştır.
Çerkes Ethem’in hayatı kronolojik ve tematik olarak detaylı bir şekilde özetlenmektedir. Bu bilgiler, güvenilir tarihi kaynaklardan derlenmiştir; özellikle resmi Türk tarih yazımında “hain” olarak nitelendirilse de, bazı tarihçiler ve Circassian milliyetçiliği perspektifleri bunu bir güç mücadelesi olarak görür ve işbirliği iddialarını reddeder.

Çerkes Ethem, 1886 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Hüdavendigâr Vilayeti’nde (günümüz Balıkesir, Türkiye), Bandırma’ya bağlı Emre köyünde doğdu. Ailesi, Dipsheu Hanedanı olarak bilinen bir Circassian klanıydı ve 1860’larda Rus İmparatorluğu’nun Circassian soykırımı sırasında Ubykhia bölgesinden Osmanlı topraklarına sürgün edilmişti. Bu aile, korsanlık ve haydutlukla ünlü bir klan olarak biliniyordu. Babası Psheu Ali Bey‘di ve Ethem, beş oğlun en küçüğüydü. Ağabeylerinden İlyas ve Nuri, Rum çeteleriyle çarpışırken ölmüş; Reşit ve Tevfik ise 1901-1902 yıllarında Harbiye Mektebi’ni bitirerek subay olmuşlardı. Reşit Bey, çeşitli cephelerde savaşmış, Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına Saruhan (Manisa) mebusu olarak katılmış ve ardından Birinci TBMM’ye geçmişti. Ethem’in fiziksel görünümü, Halide Edib Adıvar tarafından sarı saçlı, açık mavi gözlü, çok soluk tenli ve 2 metre boyunda olarak tarif edilmiştir.

Çerkes Ethem, 14 yaşında evden kaçarak Bakırköy Süvari Küçük Zabit Mektebi’ne girdi. Bu dönemde askerî eğitime yöneldi ve disiplinli bir yapı kazandı. 1912-1913 Balkan Savaşları’nda Bulgar cephesinde savaştı, yaralandı ve kıdem zammı ile madalya aldı. Bu deneyimler, onun gerilla taktikleri ve hızlı süvari operasyonları konusundaki becerilerini geliştirdi.

I. Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’ya (Özel Teşkilat) katıldı ve Eşref Kuşçubaşı’nın komutası altında İran, Afganistan ve Irak’ta akınlara katıldı. Bu operasyonlarda tekrar yaralandı ve savaş sonunda köyüne çekildi. Bu dönemde edindiği deneyim, onu bir “sosyal haydut” (efe) olarak da şekillendirdi; yerel çetelerle ilişkileri güçlüydü.

İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunan işgali üzerine vatan savunması için harekete geçti. Kuvâ-yi Seyyâre adlı birliği kurdu; bu birlik, Circassian ve Abhaz gönüllülerden oluşan İslamcı sosyalist bir yapıydı ve Mondros Mütarekesi ile Sevr Antlaşması arası dönemde (1919-1920) Anadolu’daki tek organize askerî güçtü. Umum Kuvâ-yi Milliye Komutanı olarak, Ankara’daki Ali Fuat Paşa ile koordineli çalıştı ve İngiliz ile Yunan birliklerine karşı gerilla operasyonları düzenledi. Bu dönemde, Yunan ordusunu yavaşlatan hızlı süvari saldırılarıyla ünlendi ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Millî Kahraman” unvanıyla ödüllendirildi.

Kurtuluş Savaşı sırasında TBMM’ye karşı çıkan isyanları bastırmada kritik rol oynadı: Anzavur Ayaklanması, Çopur Musa Ayaklanması, Gerede ve Yozgat isyanlarını ezdi. Bu başarılar, Ankara Hükümeti’nin erken dönem istikrarını sağladı. Ancak isyancıları yargılamadan infaz etmesi, TBMM üyeleri tarafından eleştirildi ve insan hakları ihlalleri olarak görüldü.

1920’de Ali Fuat Paşa ile Gediz Muharebeleri’ne katıldı. Bu dönemde, Kuvâ-yi Seyyâre’nin gücü zirveye ulaştı ve Yunan ilerleyişini geciktirdi.

Çerkes Ethem’in İslamcı sosyalist görüşleri, Türk milliyetçiliğiyle çelişmeye başladı. Düzenli ordu kurulduğunda, kuvvetlerini İsmet İnönü’nün komutasındaki düzenli orduya katmayı reddetti. Circassian ve dağ klanı askerlerinin sadece kendine itaat edeceğini iddia etti ve komutanlık rütbesi talep etti. Mustafa Kemal, Ethem’i olumlu görse de, İsmet Paşa ile aralarında gerginlik vardı. Birinci İnönü Muharebesi sırasında Ethem’in kuvvetleri Yunanlarla çarpışırken, İnönü’nün ordusu geldi ve Ethem iki düşman ordusu arasında kaldı. Yunanlarla ateşkes anlaşması yaparak Anadolu’dan kaçtı.

Bu olay, “Çerkes Ethem İsyanı” olarak adlandırıldı. İnönü, Ethem’in Yunan ordusuyla işbirliği yaptığını iddia etti; ancak Ethem hatıralarında bunu reddetti ve çoğu tarihçi bu iddiayı tartışmalı bulur. TBMM, onu vatana ihanetle suçlayarak vatandaşlığını iptal etti ve persona non grata ( İstenmeyen kişi ) ilan etti.

İsyan sonrası Yunanistan’a sığındı, ardından Ürdün’e geçti. Sürgünde sessiz bir hayat yaşadı. 21 Eylül 1948’de, 61-62 yaşında Amman’da, Ürdün Nehri yakınlarında öldü. Vasiyeti üzerine Amman’daki Al-Misdar İslam Mezarlığı’na (veya Habjouka Mezarlığı’na) işaretsiz bir mezara defnedildi. 2015’te naaşının Türkiye’ye getirilmesi planland; ancak gerçekleştirilmedi.

Çerkes Ethem, Türk tarih yazımında “KAHRAMAN”dan “HAİN”e dönüşen bir kişidir. Resmî anlatıda, düzenli orduya karşı isyanı ve Yunanlarla anlaşması nedeniyle hain olarak damgalanmıştır.

Ancak son yıllarda bu görüntü sorgulanmaktadır:

Bazı tarihçiler, olayın bir güç mücadelesi olduğunu, Ethem’in Circassian kimliğinin milliyetçi harekette dışlandığını savunur. Hatıralarında İsmet Paşa’yı suçlar ve işbirliği iddialarını yalanlar. Circassian milliyetçiliği kaynaklarında “hain” etiketi 1960’lardan beri kullanılmasa da, algı devam eder.

Halide Edib Adıvar gibi yazarlar onu olumlu tasvir ederken, bazı çalışmalar (örneğin milliyetçi söylem analizleri) resmî tarihin inşasını eleştirir. Bu tartışmalar, Ethem’in mirasını hâlâ canlı tutmakta ve bazı çevrelerde kahraman olarak anılmaktadır.

05 Ağustos 2025
M. Hüseyin OĞUZ

Exit mobile version