Site icon

LOZAN 

Spread the love

LOZAN 

Cumhuriyetimizin tapusu Lozan anlaşmasının yüz üçüncü yılı kutlu olsun.

Lozan anlaşmasını anlamak, değerlendirmek, olumlu ya da olumsuz eleştirisini yapmak tarih, uluslar arası ilişkiler, devletler hukuku konularında yeterli eğitim ve kültüre sahip olmayı gerektirir. Böyle bir eğitime, birikime sahip olmayanlar; ancak yukarıdaki niteliklere sahip olduğuna güvenilen birikimli kimselerin değerlendirmelerinden, tarafsız kaynaklardan yararlanarak kanaat sahibi olabilirler.

Bizzat kendileri araştırmak isteyenler Trablusgarp ve Balkan Harbi’nden başlayarak I. Dünya Harbi’ni, Mondros ve Sevr anlaşmalarını, Kurtuluş Savaşı’nı karşılaştırmalı olarak incelemelidirler. Sonrasında sıra bütün safhalarıyla Lozan görüşmeleri ve sonunda imzalanan anlaşma maddelerine gelmelidir. 

Tarih, uluslar arası ilişkiler, devletler hukuku alanlarında hiçbir uzmanlığı, hatta lisans düzeyinde eğitimi olmayanların, fesli delilerin “Lozan’ın gizli maddeleri, yer altı zenginliklerimize konan yasaklar vb” maksatlı saptırmalarından uzak durmak gerekir. Neyse, Lozan anlaşmasının yüzüncü yılı gelip geçti de artık o yalanlar tümüyle ortaya çıktı. Ama ne yazık ki hâlâ o yalanlarından utanan, gittiği yolun yanlış olduğunu anlayıp pişman olan, özür dileyen yok.

Lozan Anlaşması konusunda saçmalayanları bir yakınıma benzetirim. Sülaleyi ilgilendiren bir konu bana yıkılır, elimden geleni yapıp sonuçlandırırım. Bir şeyler alınmış, bir şeyler verilmiştir. Hiçbir gayreti olmayan o yakınım “Niye şunları, şunları da almadın, niye şunu verdin?” diye hesapsız sözler söylerdi. Sanki karşımızdaki ben ne istersem itirazsız verecek, hiçbir şey istemeyecek, ensesine vur, lokmasını al, zavallının biri(!)

Biz, Lozan’da masaya I. Dünya Savaşı’nın mağlubu olarak oturduk. Sevr dayatmasını kabul edenleri devreden çıkarmış, Sevr’i zorla uygulatmak üzere her türlü destek verilerek üstümüze salınan Yunan’ı denize dökmüştük. Sadece Yunan’ı değil, ardındakileri, güneyde Antep, Maraş, Urfa, Adana’da İngiliz ve Fransızları yenmiştik. Mondros Anlaşması bir ateşkesti. İttifak devletleriyle savaş bitmemiş, ara verilmişti. Mudanya ikinci bir ateşkesti. Trakya, İstanbul ve havalisi, Boğazlar işgal altındaydı. Savaş ancak bir barış anlaşmasıyla bitecekti. Barış anlaşması olarak önümüze sürülen ve İstanbul hükümeti tarafından imzalanan, kabul edilemez Sevr’in yerine geçecek bir anlaşma yapılacaktı. 

Bir barış anlaşması yapılamazsa, savaş bir biçimde sürdürülecekti. Âdil ve onurlu bir barış anlaşması istiyorduk. Bu olmadığı takdirde “Ya istiklal ya ölüm!” anlayışıyla ölümüne direnilecekti. Bu azim, Kurtuluş Savaşı’yla ortaya konmuştu.

Lozan’da karşımızda 1.Dünya Savaşı’nın galipleri, Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı vardı. Bir ittifakın içindeyken, müttefiklerimizle birlikte yenilmiştik ve şimdi galipler karşısında tek başımızaydık. Hiçbiri de kılıncımız altında boyun eğmiş, her dediğimizi kabullenecek durumda değildi. Çok çekişmeli müzakereler sonucunda bir barış anlaşmasına varılmıştır. O günün dünya basını, Lozan’ı Türk’ün çok büyük  başarısı olarak yorumlamıştır. 

Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Millî Mücadele, Lozan’la hedefine ulaşmıştır. Sevr’i kabullenenleri ululayanların, Kurtuluş Savaşı boyunca iç isyanlar çıkaranların, Kuva-yı İnzibatiye adıyla kuvvet oluşturup Millî Mücadele’yi baltalamaya çalışanların, Sevr’i paramparça eden Lozan’a laf etmeleri hezeyandan ibarettir.

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti… 

24 Temmuz 2026

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

Exit mobile version