Site icon

MATEMATİK DİLİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ (3)

Spread the love

MATEMATİK DİLİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ (3)

Bu başlık altında yazdığım önceki iki yazımı yararlı olduğuna inanarak paylaşan bir dostuma, İngilizce öğretmeni filolog olduğunu söyleyen  (Filolog ünvanı okulunun adının İngiliz filolojisi olmasından geliyor olmalı. Umarım lisan üstü eğitimi de vardır.) bir Türk dostumuz, yazılarla ilgili eleştiriler yöneltmiş. Olumlu sözleri için teşekkür ederim. Olumsuz olanlarını burada uzun uzadıya tartışmayacağım. Bu yazılar, bilimsel bir yayın veya toplantıda sunulan  tebliğler değil. Yazılma amaçları, filologlar arasında bilimsel tartışma açacak tezler öne sürmek de değil. 

Bir dizi yazıyla okuyanlarda -farkına varmasalar da var olan- anadil sevgisini, onu koruma ve geliştirme bilincini ortaya çıkarmayı amaçlamaktayım. Konuyla ilgili bilgisi sınırlı olanlar varsa, dilimizin güzelliklerini öğrenmelerine yardımcı olmak istedim. Bilgisi olanların da anımsamalarını sağlamak hoş olur.

İlk yazımda da belirttiğim gibi ciltler dolduracak kapsam ve önemde olan konuyu düşünce paylaşımı amaçlı bir dayanışma sitesinde üst düzey akademik bilgilere boğmam doğru olmazdı. “Olumsuz eleştirileri tartışmayacağım.” dedim. Ancak, yanlış bilgiler verdiğim eleştirisine cevap olarak bazı açıklamalar yapmam uygun olacaktır. Bu vesileyle, ayrıntısına girmeyi düşünmediğim birkaç konuya daha yer vererek yazı dizisini biraz uzatacağım. Bu yüzden ikinci yazımın sonunda bıraktığım yere geri dönmek üzere, izninizle filolog dostumuzun yanıldığı noktalara kısaca değineceğim.

İlk yazımda Türkçenin “en güzel, en gelişmeye açık…“ dillerden biri olduğunu söylemiş ve birçok “en” zarfı kullanmıştım. Sözüme dikkat edilirse: “Bu özellikleri taşıyan başka diller de vardır ve Türkçe bunlardan biridir.” anlamı çok açıktır. Filolog kardeşim, “en” en üstünlük zarfı yerine “daha” üstünlük zarfı kullanılmasından yana. Ben, Anlam Bilimi açısından yine de “en” demeyi yeğlerim.

Bugün yeryüzünde konuşulmakta olan yaklaşık 6000 dil vardır. Birleşmiş Milletler’in verdiği sayı 8000‘i buluyor. Bir dilin bazı lehçeleri, bazı Dil Bilimcilerce ayrı dil sayılırken bazılarınca sayılmadığından sayı tartışmalıdır. Bugün artık konuşulmayan diller de düşünülünce sayının nerelere ulaşacağını tahmin zor.

6000 ilâ 8000 dilin konuşulduğu bir dünyada Türkçe için “en güzel, en…”lerden biri değerlendirmesi yerindedir ve dil sevgimizdendir. Verdiğim örneklerde bu gerçek, üst düzey dil akademisyeni yabancılarca da doğrulanmaktadır. Bu kullanım başka dilleri küçümseme anlamı taşımaz. 

Filolog dostumuz tarafından Cümle Bilgisi (sentaks) ve Ses Bilgisi (fonetik) konularına hiç girilmediği eleştiriliyor ve İngilizce ile karşılaştırılarak Türkçenin öne sürdüğümüz gibi zengin bir dil olmadığı ileri sürülüyor. Hayli bilimsel ayrıntılı bu iki konuya yazımın kapsamını çok genişletmemek için ilk iki yazımda girmedim. 

Ses bilgisi bakımından Türkçe zengin bir dildir. Ünlü ünsüz ses sayısı ve ses çeşitliliği İngilizce, Fransızca ile eşit düzeydedir. Türkçede sesler ve karşılıklarında kullanılan harfler büyük ölçüde uyumludur. İngilizce ve Fransızcanın bu konuda büyük sıkıntıları vardır. Örnek olarak Fransızcada “beaujolais” yazılır “bojole” okunur. Filmlerde görürsünüz. Amerika’da öğrenciler arasında yarışma yapılır ve kelimeler söylenip nasıl yazılacağı sorulur. Çünkü yazılış ile okunuş arasında büyük farklılıklar vardır. Türkiye’de bir öğrenciden uydurduğunuz,  hiç duymadığı “hörtünemiş” sözcüğünü yazmasını isteyin, doğru yazar. Cümle konusuna biraz aşağıda ayrıca değineceğim. 

Bir dilin zenginliğini belirlemede yalnızca sözcük sayısı ölçüt alınamaz. Türkçenin geçmişte aydınlar eliyle başka dillerin baskısı altına alınması sonucunda -özellikle sözcük sayısı açısından- yeterince gelişmesine fırsat tanınmadığı bir gerçek ve ben bunun üzerinde geniş biçimde durdum. Ancak gelişmeye açıklığı, Türkçenin hiç tartışılamayacak bir üstünlüğüdür. İngilizcede sözcüklerin % 30’u Latince, % 30’u Fransızcadır. Daha başka pek çok dilden alınma (Mesela % 6 Yunanca) sözcük vardır. İngilizcede olduğu gibi mevcut bütün Türkçe sözlüklerde yer alan, dilimize girmiş yabancı kökenli sözcükler de katıldığında dilimizdeki sözcük sayısının hiç de az olmadığı görülür.

Bir dilde her ayrıntıyı (nüansı) karşılayan farklı sözcüklerin olması hiç kuşkusuz bir zenginlik belirtisidir. Ancak bir sözcüğün “gerçek, yan ve mecaz” olmak üzere farklı birçok anlamı karşılamasının ayrı bir zenginlik olmadığını düşünmek hiç doğru değildir. Böyle düşünen birisi, dillerin zenginliğini belirlemede ölçüt olarak Dil Biliminin Anlam Bilimi alt dalını hiç dikkate almıyor demektir.

Türkçede “çekmek” sözcüğünün sözlüklerde yer verilen 53 ayrı anlamı vardır. Bu sözcük yeni yan anlamlar kazanmayı sürdürmektedir. Bir süre sonra bu sayı 53’ten 60’lara çıkacaktır.  “Çekmek” sözcüğünün cümle içinde bu anlamlardan hanginde kullanıldığını bütün Türkler hemen anlar: “Pilav suyunu çeker (emer). İpi çekeriz (asılırız). Bankadan para çekeriz (alırız). Bunca derdi çekemeyiz (katlanamayız). Telefon kablosu çekeriz (döşeriz)…” Bu anlam çeşitlenmesi, o dili kullananların “düşünme, kavrama, anlama” yeteneklerinin yüksekliğini gösterir. Hızlı geçen bir konuşmada sözcüğün bu 53 anlamın hangisinde kullanıldığını doğru anlayabilmek, gerçekten de işlek ve yüksek zekâ gerektirir. Mutfakta farklı işlevleri olan 53 bıçak kullanmak yerine, hepsinin işlevini aynı yetkinlikte (mükemmellikte) karşılayan tek bir bıçak kullanmanın getireceği sadelik, tasarruf, kullanım kolaylığı benzetmesi uygun düşer mi dersiniz?

Dostumuz, Türkçe ve İngilizce cümle yapılarını karşılaştırarak İngilizceyi üstün bulmuş. Ben kendileri kadar İngilizce bilmem. İyi bilmediğim bir dille ilgili söz söylerken sınırı aşmak istemem. Ancak, dilimi iyi bilirim.

Türkçe cümle yapısında “yardımcı cümle ya da yan cümle” denen, “ad fiil, sıfat fiil (partisip), zarf fiil (gerindiyum)kullanılarak anlatıma büyük olanaklar katılabilir. Uzun cümleler anlamayı zorlaştırdığı için pek sevilmese de gerektiğinde bu yan cümleleri kullanarak sayfalar uzunluğunda cümleler kurabilirsiniz. Bilim dilinde uzun cümle kurma gereksinimi oldukça fazladır.

Filolog arkadaş, Türkçe ve İngilizce cümlelerde sözcük dizilişini karşılaştırmış. İngilizcede önce özne, sonra eylem sonra diğer ögeler kullanılır. “Ben/ attım/ kocaman bir taş/ öğretmenimin arabasına/ okulumuzun bahçesinde/ dün son ders zili çalmasına beş dakika kala.” örneğini kullanmış. İngilizcenin insana önem verdiğini, bu kuruluşta önemli olanın insan (eylemi yapan) ve yapılan eylem olduğunu ve daha sözün başında asıl olanın anlaşıldığını, ötesinin ayrıntı olduğunu söylemiş. Aynı söz Türkçede (Ben) Dün son ders zili çalmasına beş dakika kala, okulumuzun bahçesinde, öğretmenimizin arabasına kocaman bir taş attım.” biçiminde söyleneceğinden asıl olan eylem ve yapan kişiyi belirten iyelik zamiri eki sonda kaldığından asıl olanı anlamanın İngilizceye göre zor olduğunu belirtmiş. Şunu kurnazlıkla bilgi saptırması saymayalım; ama Türkçede de özne başta söylenir. Yalnız özne kişi zamiriyse ve istenirse söylenmeyip eyleme eklenen iyelik zamiriyle sonda da belirtilebilir. Öyleyse Türkçe de insana önem ve öncelik verir. Kaldı ki özne her zaman insan da değildir. Bunu insana önem vermek gibi bir üstünlük vesilesi saymak hiç doğru olmaz.

Bence filolog dostumuz yine Anlam Bilimini ihmal etmiş. İngilizcede sözün başını kaçıran, dinler ya da okurken başta dikkatini toplayamayan kimse asıl olanı da kaçırabilir. Türkçede ise önce söylenen yardımcı ögeler dikkati çekerek sonucu merakla beklemeye yol açar. Bu kuruluş, anlamayı zorlaştırmaz, aksine güçlendirir. Gerçekte bir cümlenin başı ile sonu arasında geçen süre çok kısadır, birkaç saliseyi geçmez. Cümlenin başıyla sonu arasında dakikalar geçmiş gibi konuyu saptırmak yanlış. Birçok cümlenin “Leb demeden leblebiyi anlamak” uyarınca nasıl biteceği önceden anlaşılabilir. Hızlı okumada bundan yararlanılır. Türkçe “Hızlı ve seçmeli okuma” teknikleri açısından bu özelliğiyle çok daha elverişlidir.

Türkçe cümle kuruluşunun bir üstünlüğü de sözcük sırası değiştirilip farklı anlamlar oluşturulabilmesidir. Ali, dün Ayşe’yi okula götürdü. (Okula başka yere değil.) “Ali Ayşe’yi okula dün götürdü.” (Başka zaman değil.) Dün Ayşe’yi okula Ali götürdü.(Başkası değil.) Ali dün okula Ayşe’yi götürdü.” (Başkasını değil.) “Götürdü Ali dün Ayşe’yi okula.Elbette devrik cümlede yüklemin başa alınabileceği, Türkçede bu olanağın da bulunduğu unutulmamalı. Örnek büyük ozan Yahya Kemal’den: “Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.” Yukarıdaki beş cümlenin her biri başka bir soruya cevap verirken kullanılır. Sırasıyla Ali dün Ayşe’yi nereye götürdü?, Ali Ayşe’yi okula ne zaman götürdü?, Dün Ayşe’yi okula kim götürdü?, Ali dün okula kimi götürdü?, Ali dün Ayşe’yi okula götürdü mü?” sorularının cevaplarıdır ve birbiri yerine kullanılamazlar.

Bu bilgi, Türkçenin “Cümle Bilgisi ve Anlam Bilgisinin Cümlede Anlam bölümü” açısından zenginliğini göstermiyor mu? İngilizce güzel olabilir; ama Türkçe çok güzeldir. Kimse, güzel dilimiz hakkında olumsuz duygulara kapılmasın.

31.05.2026

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

Exit mobile version