Site icon

MATEMATİK DİLİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ (4)

Spread the love

MATEMATİK DİLİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ (4)

İkinci yazımın sonunda kaldığım yerden konuyu sürdürelim. Türkçede yeni sözcükler türetmekten söz ediyorduk. Bir dilde o dilin kurallarına uygun biçimde sözcükler türetmek, o dile gönül vermiş her Türk’ün yetkisi içindedir. Binlerce yıl önce Türkçe sözcükler türetilirken ortada bununla görevli hiçbir kamu kurumu yoktu. Türk halkı anadil bilinciyle gerektikçe kendiliğinden yeni sözcükler türetiyordu. Ancak türetilen bir sözcük toplumca benimseniyor, kullanıma sokuluyorsa tutunuyor; değilse yok olup gidiyordu. Yerel ağızlarda kullanılan; ama genele yayılmayan sözcükler böyle tutunup yaygınlaşamamış sözcüklerdir.

Okuru çok olan ünlü yazarlar yeni türetilmiş bir sözcüğün yaygınlaşmasına çok yararlı katkılarda bulunabilirler. Böyle yazarların bizzat güzel sözcük türettikleri ve toplumca sevilerek benimsendiği de görülür.

1970’lerde Kars / Selim’de II.Dünya Savaşında kurulmuş “Selim Savunma Hattı”nı keşif görevi almıştım. Arazide “korugan” ararken rastladığım bir çobana “Nerde korugan var?” diye sordum. Çoban “Ha korunga.” deyip tarif etti. Halk kendince dilin kurallarına daha uygun bir türetmeyle “koru-gan” yerine “koru-n-ga” demiş. “Koru-mak > koru-n-mak > koru-n-ga”, aynı “süpür-ge, kavur-ga” gibi.

Dil Bilimindeki gelişmeler sonucunda en ince ayrıntısına kadar ortaya konan Türkçenin kuralları, yeni sözcükler türetmede bilimsel kolaylıklar sunmaktadır. Dolayısıyla yabancı sözcüklere karşılıklar bulma konusu artık kişileri aşmakta, bilimsel yeterliliği olan kurumların görevi olmaktadır.

Türk Dil Kurumu bu amaçla çalışmaktadır ve 1932’den beri büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bir dönem ideolojik sapmalara kapılıp aşırıya kaçan bir arındırmacılık (tasfiyecilik) yapmakla eleştirilmiş olsa da Kurum’un övgüye değer başarıları göz ardı edilmemelidir.

O güne kadar olmayan yeni bir sözcük türetilmesinin temel nedeni, ona gerek duyulmasıdır. Ulusların yaşamları, bulundukları coğrafya, ilgi alanları ve pek çok şey sözcük hazinelerini etkiler. Eskimoların ve kuzey  kavimlerinin dilinde, kar ve kar yağış türleriyle ilgili pek çok sözcük vardır. Arapçada deve ile ilgili sözcük sayısı diğer dillerden çok fazladır. Büyük felsefeciler yetiştirmiş Alman ulusunun dili, felsefe  alanında en zengin sözcüklere sahiptir.

Türkçede eylem kökleri, ad köklerinden daha çoktur. Asya bozkırlarında at üstünde hızlı ve hareketli yaşam, Türkleri eylemleri kullanarak kısa konuşmaya zorlamıştır. Türkçedeki adların büyük bölümü de eylemlerden türetilmiştir.

Günümüzde bir ulus; bilimde, teknolojide, kültürde, sanatta, sporda vb. öncü durumundaysa, bu alanlarda ortaya koyduğu her yenilik için kendi dilinde bir sözcük türetecektir. Bu yenilikleri onlardan alan uluslar, bilinçli önlemler almıyorlarsa bunlarla ilgili sözcükleri de dillerine taşıyacaklardır. “Televizyon”u siz icat etmemiş, icat edenlerden almışsanız yalnızca adını değil, TV teknolojisi ve yayıncılığıyla ilgili yüzlerce yabancı sözcüğü de alacaksınızdır.

Çözüm çok zor görünmekle birlikte olanaksız değildir. Yukarıda saydığımız alanlarda öncü ülke konumuna gelmek sorunu kökünden çözümlemiş olur. O zaman başka uluslar sizin dilinizden sözcükler alırlar. Diğer bir önlem, bir yabancı sözcük dile girip yaygınlaşmadan önce Türkçe karşılığını türeterek kullanıma sunmaktır. Sayılan alanlarda etkinlikte bulunan herkes, yabancı sözcüklerin – varsa – türetilmiş karşılıklarını kullanmaya özen göstermeli, olmayan karşılıkların türetilmesine katılmalıdır.

Yabancı bir sözcük yaygın biçimde kullanılır duruma geldikten sonra, türetilecek Türkçe karşılığının tutunması çok zordur. “Telefon, televizyon, radyo vb.” sözcüklere tutunacak birer karşılık türetilmesi artık olanaksıza yakındır. Dolayısıyla yabancı sözcükler yaygınlaşmadan karşılıkları türetilmeli, diline saygısı ve sevgisi olanlarca ısrarla kullanılmalıdır.

Üniversitelere bu konuda büyük görev düşmektedir. Bilim çalışmalarında yeni yabancı sözcüklere karşılık türetmede TDK ile iş birliği yapmaları önem kazanmıştır. Türkçeyi bilim dili yapmak için Türkçe bilim üretmek, teknolojinin hizmetine sunmak ve bütün dünyaya Türkçe bilim ihraç etmek gerekir. Elbette söylendiği kadar kolay değildir; ancak yalnız dilimizin varlığının korunması değil, ülke ve ulusumuzun varlığı da bilim ve teknoloji alanında özveriyle, azimle çalışmaya bağlıdır. Kültür, sanat ve spor dünyasında yer alanlara da kendi alanlarıyla ilgili olarak üniversitelere benzer sorumluluk düşmektedir.

Elbette ülkeyi yönetenlerin, devletin, belediyelerin de Türkçeyi korumak, geliştirmek, güzelleştirmek konusunda önemli görevleri vardır. Dil canlı bir varlıktır. Sürekli gelişir ve değişir. Dilde zorlamaların hiçbir yararı olmaz. Bu yüzden gereksiz zorlamalar yerine insanımızı bilinçlendirecek, Türkçeyi korumaya ve güzel kullanmaya özendirecek ayrıntılı önlemler uygulanmalıdır. Dilimizi yozlaştırmalara karşı korumak için gereken her şey yapılmalıdır. Bu önlem ve özendirmelerin neler olacağı ilgili kurumlarca uzman kişilerden yararlanılarak belirlenmeli, değişmez ve kalıcı bir devlet yaklaşımı oluşturulmalıdır.

08.06.2026

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

Exit mobile version