Site icon

MATEMATİK DİLİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ (5)

Spread the love

MATEMATİK DİLİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ (5)

Türkçe, konuşan insan sayısı açısından ele alındığında dünyanın beşinci büyük dilidir. Edebiyatı olmayan ya da sözlü ürünlerden ibaret sınırlı bir edebiyatı olan diller, kabile dili düzeyindedirler. Türkçe, yazılı ve sözlü büyük bir edebiyat dili olarak da dünyanın önde gelen dillerinden biridir. 

Bin üç yüz yıl önce dikilmiş “Göktürk Yazıtları” söylev (nutuk) türünde bugünün edebî örnekleriyle kıyaslanacak anlatım güzelliği ve gücündedir. Bilge Kağan, Kül Tiğin Yazıtının bir bölümünde kardeşinin ölümünü şöyle anlatır: 

“Kül Tigin yok erser, kop ölteçi ertingiz. İnim Kül Tigin kergek boldı. Özüm sakındım. Körür közüm körmez teg, bilir biligim bilmez teg boldı. Özüm sakındım. Öd tengri yaşar. Kişi oğlı kop ölgeli törümiş. Anca sakındım. Közde yaş kelser tıda köngülte sığıt kelser yanduru sakındım. Katığdı sakındım. İki şad ulayu ini yigünüm oğlanım beglerim budunum közi kaşı yablak boldaçı tip sakındım.” 

Aradan geçen yaklaşık bin üç yüz yıla rağmen büyük ölçüde anlaşılıyor. Bugünün diline aktarırsak şöyle:

“Kül Tigin olmasa hepiniz ölecektiniz. Küçük kardeşim Kül Tigin öldü. Özüm düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu (O benim gören gözüm, bilen aklımdı.) Özüm düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar (Ezelî ve ebedî olan Tanrı’dır.) İnsan oğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse engelleyerek, gönülden ağıt gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Derinliğine yoğun düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak deyip düşünceye daldım. (Ben kedere kapılıp özümü koyuverirsem onlar daha kötü olurlar diye düşündüm.)”

Bilge Kağan, metnin devamında bu düşünceyle kendisinin kederlere koyuvermeye, kağanlık sorumluluğunu bırakıp yas tutmaya hakkı olmadığına inandığı için avunmayı görevine sarılmakta bulduğunu anlatır.

Aldığımız bu kısacık bölümdeki insanın iç dünyasını yansıtan felsefî düşünce ve güçlü edebî anlatım, Türkçenin asırlar önce büyük bir edebiyat dili olmayı başardığını çok güzel örneklemektedir. Bilge Kağan, Yazıtların bir başka satırında kardeşi Kül Tiğin’in ölümünden söz ederken “kergek boldı (öldü)” demek yerine “bulut bustadı (bulut çöktürdü)der. Bu sözüyle yağmur getiren bulutlarla gök yüzünün, doğanın  da bu acı kayba ağladığını anlatan olağanüstü güzel bir edebî gönderme yapar. Çağdaş dünya edebiyatının en önemli ürünleriyle kıyaslanabilecek edebî güzellik ve olgunluktadır yazıtlar. 

Bir dilin yazıtlardaki edebî düzeye gelebilmesi için o günden bu güne kadar geçen sürenin birkaç katı gerilere giden bir başlangıcı olmalıdır. Edebî anlatımdaki gelişmeyi, zenginliği ayrıca değerlendirmek gerekir. Dildeki değişmeler yüz yıllar alır. Örnek olarak Göktürk Yazıtları’nda geçen “edgüti” sözcüğü, yüz yıllarında boyu adım adım değişerek Türkiye Türkçesinde bugün “iyice” olmuştur. Bu değişimi tarihî metinlerde izleyebiliyoruz: “edgü > ezgü > eygü > eyü > eyi > iyi”

Aradan yaklaşık yedi yüz elli yıl geçtikten sonra Divan Şairi Bâkî, Kanûnî Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine yazdığı mersiyede: “Olsun gamında bencileyin zâr u bî-karâr / Âfâkı gezsün ağlayarak ebr-i nev-bahâr.” (İlkbahar bulutu, gam ve keder içinde benim gibi zavallı ve kararsız bir hale gelsin de, dünyanın dört bir yanını ağlayarak gezip dolaşsın.) diyerek o da gökleri Sultan’ın ölümüne ağlatır.

Büyük Türkolog Prof. Dr. Willi Bang Kaup, öğrencisi olan Prof. Dr. Ahmet Demir’e şunu anlatmıştır: 

“Göktürk Yazıtları, 1893’te Danimarkalı Türkolog Wilhelm Thomsen tarafından okunup Türklere ait olduğu ortaya çıkınca önce inanamadım. Batılı uluslara ait edebî değerde yazılı metinlerin bulunmadığı VIII. YY.da Türklerin böyle üstün anlatımlı edebî metinlerinin olabileceğini kabullenmek istemedim. Sonrasında gerçek bir kıskançlık duydum.  Daha sonra bütün bu duygular büyük bir hayranlığa dönüştü. O güne kadar Çin ve Moğol dili, kültürü, tarihi üzerinde çalışırken alan değiştirerek Türkolojiye yöneldim.”

Prof. Bang, kıskanmakta da hayran olmakta da çok haklıdır. Orhun Âbideleri adı da verilen Göktürk Yazıtlarının dikildiği VIII. YY.da Batı dillerinde yazılı edebî ürünler görülmez. “Beowulf, Chanson De Roland” gibi epik destanlar, sözlü ürünlerdir ve X. YY.dan sonra yazıya geçirilmişlerdir.

Dilimizin kıskanılacak ölçüde güzelliğini ortaya koyan Göktürk Yazıtları, edebî değeri üzerinde durularak her düzeydeki okullarımızda işlenmeli, gelecek kuşaklara anadil sevgisi aşılamakta yararlanılmalıdır.

28.06.2026

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

Exit mobile version