Site icon

MEMLEKET SEVGİSİ: ÇANKIRI…

Spread the love

MEMLEKET SEVGİSİ: ÇANKIRI…

Çankırı, ne zamandan beri var olduğu bilinmeyen, tarihin sinesine saklanarak bu zamana gelen şehir. İhtiyarlığı kesin. Bakınız, bu konuda A. K. (Kaynak taramalarımda, şairin açık ismi ni bulamadım. Sadece, A.K. olarak görülmekte. Muhtemeldir ki, Ahmet Kemal ÜÇOK’un bir şiiridir. Ama, emin değilim.) ne diyor:

“Güneş doğar narpaş olur

 Saba eser yoldaş olur

 Fikre bahar sırdaş olur

 Var mı böyle başka şehir?”

Nerede ise bir asra yakın bir zaman önce yazılmış bir şiirin bir dörtlüğünden nasıl yansırmış, bir Çankırılının Çankırı sevgisi, görüyorsunuz.

Bilirsiniz, halk arasında çokça kullanılan bir söz vardır: “Kökü olmayanın dalı olmaz.”

Evet…

Doğup büyüdüğü, insan hafızasına yerleşen ve daha da önemlisi insanın yetişmesine her türlü altyapıyı sunan ve çevrelediği bir hayatla, bir çerçeveyi oluşturan, özü seninle, sana bağrını hep açan, hep onunla yaşadığını hissettiğin yer, yurt, vatan, memleket; başka bir şeye benzetilir mi? Bakınız, bir başka dörtlüğünde ne diyor şair:

“Bahçe su, ay, çiçek lâtif

 Gönüller şen, diller zarif

 Hayat geçer gayet hafif

 Var mı böyle başka şehir?”

Bu güzellik, gerçi herkese göre değişiklik gösterdiği durumlar varsa da, güzel, herkese güzeldir. Zaten o herkese kendini hissettirir. Ayrıca kendisini sevdirmesini de bilir. Bakış açınız ne olursa olsun sizi cezbeder. Kakıp itseniz de, hor görmeye kalksanız da o güzelliğinden bir şey kaybetmez. Aslında halk arasında yaygın bir söz vardır. Hani derler ya; “Gönül kimi severse, güzel odur.”

Katılırım…

Çünkü o güzel onun güzelidir ve kıymeti de benimsediği çapta, benimsediği boyutta artar. Aslında buna genele yayacak bir fikir olarak bakarsak:

“Şebnem değil, lavantalar

 Zannedersin pırlantalar

 Güneş vurur: Sular parlar

 Var mı böyle başka şehir?”

Yine şairin deyimi ile, bakmanın yanında, geniş açılı bir söylem ile her ne kadar ben şiir değil de nesir olarak yazdığım için biraz daha somutlaştırarak söylesem de, bir şiirsel yanı zaten “güzel” kelimesinin güzelliğini kendiliğinden ortaya çıkarıyor. Bu konuda bile Çankırı ile ilgili bir şey yazarken “erguvan çiçekleri” hemen aklıma geliyor. Bununla da kalmıyor; gül, lale, nergis, karanfil, say sayabildiğince, sürüp gider. Bu memleket sanki bir gül bahçesi; sanki güller, çiçekler bahçesi. Ama gülden, çiçekten bahsederken selvi boylu, narin yapılı olarak gördüğünüz sanki sevgi ile donanımlı sevgili akla gelir oturur ama yüreğinizi cız ettiren bir başka duygu ve sizi tamamen çeken, çepeçevre sarıp kucaklayan bir başka sevgi, bir başka sevgili duygusu devreye girer: Bayrak, Vatan, Yurt, Memleket. Adı ne olursa olsun çok güzeldir ve çok da güzel gelir. Ruhumuzu tamamen sarar, bizimle hemhal olur. Fikrimizi, düşüncemizi, hayallerimizi, rüyalarımızı bir anda avcunun içine alıverir. Tabi ki, öyledir; Bayrak – Vatan – Memleket düşüncesi can özünde, canınızın özü olur, can olur.

Çevrenizde, yakınınızda sevgili, yâr; sevgi ile, saygı ile karşıladığınız bir bireyin yanında hiçbir şeye benzemeyen, yine yukarıda da saydıklarımız gibi büyük bir sevgi ile baştacı ettiğiniz çocuk sevgisi, insan sevgisi, insanlık sevgisi bu sevginin özü, dip sevgiyi; Vatan – Memleket – Yurt sevgisi ile birleştiren Bayrak sevgisidir. Şairin duygu dolu, gözlemlerine dayanarak ortaya koyduğu şiirinin bir başka dörtlüğünde bakın nasıl bir duygularını dile getiriyor:

“Güneş doğar narpaş olur

 Saba eser yoldaş olur

 Fikre bahar sırdaş olur

 Var mı böyle başka şehir?”

Vardır elbet…

İnsanın olduğu yerde, genelde güzel insanlar olduğu kadar insanlık da vardır, tabiat güzellikleri de, yerleşim yerleri de… Ama, senin hafızanı oluşturan yer; senin olan, seninle oluşturduğu bir tarihi an olduğu kadar, senin gibilerin yaşayıp benimseyen insanlarda vardır elbet… Ama işte bazı konuşmalarda hemen devreye girdiği gibi, aması da vardır. İşte o ama; senin birleştirip, bütünleştirip, benimsediğin yer; memleketin olma özelliği, işte bu bambaşka bir sevgidir. Her ne kadar ben şu satırları yazsam da az gelir. Bu da, tam mânâsı ile bir gerçektir.

Şair, devam ediyor:

“Çankırı’nın Şengülleri

 Yıldız gibi sümbülleri

 Şakrak öter bülbülleri

 Var mı böyle başka şehir?”

Çankırı’yı bu yönden bakınca da, şairin çizdiği çerçevede seviyorsunuz. Aslında buna hazırsınızdır da; bir hayal gibi, bir güya gibi, ya da tam mânâsı ile bir masal gibi anlatılsa da, biraz abartılsa da, gerçeklik payı büyüktür. Zaten böyle başladığı şiirini şair, şöyle bitiriyor:

“Herdem yeşil bir beldedir.

 Çok ihtiyar, pek zindedir.

 Günlüm ona üfkendedir.

 Var mı böyle başka şehir?”

Şiirin özünden süzülüp gelen şu iki mısra, benim gönlümde hemen kabul görüp, diğerlerinin önüne geçiveriyor. Bilmem nedendir, çok daha hoşuma gidiyor:

“Herdem yeşil bir beldedir.

 Çok ihtiyar, pek zindedir.”

Güzel ve tarihi ile oturan bir tespittir. Tarihte, “Tanrılar ocağı” ve “En eski şehir” diye övünen Çankırılılar, bunu okusalardı, her halde baştacı ederlerdi. “Her dem yeşil” olan ve bunun yanında; “Çok ihtiyar, pek zindedir.” Her halde bu ihtiyarlığındaki zindeliği ile zamana meydan okuyor olmalı.

Allah kimseyi bayraksız, vatansız, yersiz-yurtsuz bırakmasın, gönlünce, sevgi ile yaşamayı nasip etsin…

06.11.2025

Sadık SOFTA

Exit mobile version