NANKÖRLÜK
Farsça “ekmek” anlamındaki “nân” sözcüğü ile Türkçe “kör” sözcüğü birleştirilerek oluşturulmuş bir birleşik sözcük. Bir iyiliğe kötülükle karşılık vermek anlamındadır ve herkes bilir. Çünkü ömründe nankörlükle karşılaşmamış insan yoktur. Bu yüzden herkes, iyiliklerin nankörlükle karşılanmasının ne kadar üzücü olduğunu yaşayarak görmüştür. İnsan, bazen öyle hayal kırıklığına uğrar ki benzeri durumlarda iyilik yapma isteği körelir. Hele de o nankör kişi yeniden iyilik istemeye gelmişse kapısından kovmadan edemez.
Dinî inancı güçlü olanlar, özellikle yaratıcının verdiği nimetlere şükretmeye özen gösterirler. Nimete küfür, bu dünyada da cezasız kalmaz. Şükürsüzlüğün giderek nankörlüğe, nimete küfre dönüşeceğinden, bunun da nimetlerin önünü keseceğinden, hatta ceza geleceğinden korkarlar.
Fâtiha suresi Allah’a (CC) hamd ile başlar. Bütün dualara hamd ile başlanır, yenilip içilenler hamd ile bitirilir. “Nasılsın?” sorusuna “Elhamdülillah.” denerek cevap verilir. Bütün bu şükürler; alışkanlıkla ağızdan çıkıveren, gönüle işlememiş, tekerlemeye dönüşmüş, anlamı bilinmeyen Arapça sözler olmaktan öteye gitmiyorsa hiçbir değerleri yoktur. Şükrün anlamını, gönülden gelmeyince yalan olduğunu iyi bilmek ve yerine getirmenin esaslarına uymak gerekir.
Örnek olarak bir delikanlı bir kızı sevse, kavuşmak için dualar etse, adaklar adasa ve isteği kabul olsa, sonrasında çıkan bazı sıkıntılar yüzünden pişman olup “Nereden evlendim bu kızla, lanet olsun…” filan dese dualarına karşılık verilen nimete küfretmiş olur. Sabredip düzeltmeye çalışmalı, ilk anlaşmazlıkta küfre kapılmamalıdır. Bir işe girmek için dualar eden, gece gündüz yakınlarıyla birlikte yalvaran kişi işe girdikten sonra sadakatle ve iyi niyetle çalışmazsa, kaytarırsa, işi beğenmeyip sürekli şikâyet ederse nankörlük etmiş olur.
Bunlar kişi bazında örnekler. Bir milletin topluca geçmişin karanlık günlerini unutup eriştiği nimetlere şükrü bırakmasının, dahası küfretmesinin boyutları o oranda büyüktür. Başımızda belalar varsa durup iyi düşünmek gerekir.
Günümüzde Millî Mücadele kahramanlarına, Cumhuriyetimize, Cumhuriyetimizin kurucuları Atatürk ve arkadaşlarına karşı akıl almaz nankörlüklere, düşmanlıklara tanık oluyoruz. Vatan hainleri, ayaklanmacılar el üstünde tutulup aklanıyor. Allah (CC) bir ülkeyi en karanlık günlerinde düşman çizmesinden kurtarmışsa, bu göreve birilerini memur etmişse, onlar eliyle ülkenizi uygarlığa taşıyıp benzerlerinden üstün kılmışsa şükretmeyi bilmek gerekir. Şükür yerine küfür, nimetin kesilmesine yol açar, giderek daha da kesileceğini gösterir. “Sizin lâyığınız bu.” denip 1918 şartlarına döndürülmek de var. İnançlılar, cahiller eliyle bu tuzağa düşmemelidir.
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

