Site icon

RÜZGÂRIN GETİRDİKLERİ VE VADİ ÇİÇEKLİ

Spread the love

RÜZGÂRIN GETİRDİKLERİ VE VADİ ÇİÇEKLİ

Şairler hisli insanlardır. Doğup büyüdükleri, gezip gördükleri ve yaşadıkları yerlerden aldıkları duygu yüklü bir ruh hali içindedirler. Onlar bütün gıdalarını yaşadıkları çevreden ve bulundukları coğrafyadan alırlar. Duygu, düşünce, hayal, umut, özlem ve heyecanları bulunduğu fiziki çevrenin de etkisiyle şiirlerinin gerçek dokusunu oluşturur. Vadi Çiçekli’nin şiirlerine baktığımızda da gezip gördüğü yerlerden pırıltılar olduğunu görürüz. Ama Çiçekli’nin şiirlerinde genelde İstanbul görüntüleri hâkimdir. Hatta bunu resimlerinde de sık sık görmek mümkün. Zaman zaman özel sohbetlerde de dile geldiğinden anladığım kadarıyla Çiçekli’nin hayatında İstanbul’un özel bir yeri ve önemi de var. Ama şiirlerinde gördüğümüz genel bir özellik daha vardır ki, o da adeta canlı birer tablo şeklinde, hareket halinde, bir sosyal hayatın akışıdır. Bakınız Vadi Çiçekli, ‘Rüzgârın Getirdikleri’ isimli kitabının ilk şiiri ‘Sahipsiz Bisiklet’te bu durum dizelerle nasıl dile getirilmiş:

‘uykunuzu kaçıran

evde veya dışarıda

direksiyon ya da kaldırımda

sarı yandı o sırada

o şemsiyesiz yakalandığımız yağmurda

çaresine bir türlü bakamadığımız

o işlem yapamıyorum! diyen bankamatiği

zırt pırt kesilen elektriği

üstün insanı, insan üstünü

post modern, dost moderni

aykırı düşünmeyi, ayaküstü düşünmeyi

anlatıma kaymayı, anlatımdan çıkmayı

öznelere kaçmayı, öznelersiz yazmayı

önemsiyor ya da önemsemiyorsak.

Bir dinleyene gereksinim var:’

Dizelerinde sosyal yapıdaki karmaşayı o kadar güzel vurguluyor ki, bu vurguyu dizelerin kuruluşunda bile görmek mümkün.

Kitabın hemen girişinde yer alan bu karmaşanın hayalden öte gerçeği yansıttığı, günlük telaşın bir resmi olduğu görülür. ‘Romantik duyuşla’, ‘realist görüş’ün birleştiği ‘sahipsiz bisiklet’te:

‘işte okuyucu

sahipsiz bisiklet

beklentileriniz için sahiplendiğiniz.

giyindikçe sanal kalan

sanatçı dostlarım.. Donkişotlar!’

dizeleriyle devam ediyor. Önce canlı bir tablo, ardından gelen ve hep ‘sanal kalan’ bir hayata bakış tarzını dile getirirken, günümüz sosyal hayatının tespitiyle birlikte dizelere de taşımış oluyor. Bunu yaparken, aynı zamanda okuyucuya seslenmeyi de ihmal etmiyor.

Hep hayatın akışını gözlemleyen, kısa soluklarla, kısa aralıklarla duraksamalar içerisinde hareket noktasını anında yakalayarak bu durumu dizelere ustaca yansıtan şair, ‘hazır değilim’ şiirinde:

‘yan yana yürümüştük

konuşmak gereksiz bir yüktü aramızda’

derken bir anın, bir duruşun resmini veriyor. Yine devam eden dizelerde hızlı geçişler olduğunu görürüz. Çiçekli’de hep gördüğümüz durumdur bu. Üslubunu da bu geçişlerde dizelere döktüğü hayali, gerçeği ve romantik bir duyuş tarzıyla ve ustalıklı bir şekilde yakalayarak sunuyor. Hem öyle bir sunuş ki, adeta kare kare gözlerinizin önüne seriyor. Hatta diyebilirim ki, sanki bir köşeye çekilerek o manzarayı seyrediyormuşsunuz hissini veriyor. Bir ressam gibi diyeceğim ama, bilindiği gibi aynı zamanda bir ressam olan Çiçekli, bu özelliğini dizelere de yüklemesini biliyor. Bunu yaparken de bence hiç zorlanmıyor. Adeta berrak bir akarsuyun akışı gibi, akıp gidiyor dizeler ve bu dizelerin size sunduğu görüntüler.

‘geri sayımı başlatılan çarpışmaya çeyrek kala

bir hapşuruyorum yıldız yıldız üstüne geliyor

havai fişek gösterisinin paletindeki renkler

bildiğim anlam boyutlarının ötesinde

aydınlığa açılan şok dalgalarıdır dehlizlerimde’

dizelerinde de görüleceği gibi, adeta gözlerinizin önüne iç içe geçmiş tablolar beliriyor. Bu durum şairin aynı zamanda bir ressam oluşundan da kaynaklanıyor.

Mehmet Kaplan, ‘Ressam, her şeyden önce özleri ile yaşayan, varlıkların mahiyetinden ziyade, renk ve şekillerine karışı derin ve tabiî bir alâka duyan insan demektir. Bu bakımdan geleceğin kör veya içe dönük, dış âlemden çok kendi hayallerine dalmış bir tip olarak tasavvur ettiği şairle ressam arasında bir yaratılış farkı olduğu söylenebilir. Dünyanın renk ve şekilleri ressamı, çiçeklerin kelebekleri çekmesi gibi cezp eder. İçinde bu çağrıyı duymayan ressam değildir.

Ressam, şair olunca, farkında olarak veya olmayarak, esas mesleğine ait bir çok unsuru şiire taşır. Bu, onların kullanış tarzına göre iyi veya kötü neticeler verir. Resimle uğraşan Tevfik Fikret’in Türk edebiyatında yapmış olduğu en büyük yeniliklerden biri, şiiri resme yaklaştırmasıdır. Parnasyenleri taklit eden Servet-i Fununcular arasında resmi örnek alan bu okulun prensiplerini yada şâir olmasına borçluydu. Başkalarında basit bir maharet sayesinde kalan resim, onda heyecanlarını ve hayat görüşünü anlatan bir vasıta haline gelmişti…

Resimle şiir arasında bazı münasebetler bulunmakla beraber, iki sanatın kullandığı malzeme ve teknik farklıdır. Fonksiyonları sesler vasıtasıyla hayaller uyandırmak olan kelimeler, hiçbir zaman doğrudan doğruya göze hitap eden renklerin yerini tutmazlar.’ Diyor.

Yine de buna rağmen Çiçekli’de bir ressamın yaptığı tabloyu andıran:

‘karanlıkta açan nergisler vardır

alacakaranlıktan aydınlığa çıkıveren evler

ormanın kuytularında gözlerden uzak yeşillikler..’

dizeleri daha önceleri gördüğümüz bir manzarayı veya bir kartpostalı hayalimize nakşediyor gibidir. Öte yandan bu tür sahneler çoğunlukla şiirlerinde yer almaktadır. Daha da ileri giderek diyebilirim ki, bu durum Çiçekli’de bir özellik gibidir. Zaman zaman dizlerinde bu tür canlı bir görüntü arz eden sahnelere sık sık rastlanmaktadır.

Çiçekli, şiirinde gündelik dilde kullanılan sözcüklerden kalıplar da oluşturur. Bu kalıplar içerisine duygularını, düşüncelerini, düşlerini, özlemlerini yerleştirerek, canlı bir hayatın gündelik akışı içerisindeki canlılığını verir. Söyleyişinde bir sıcaklık, doğallık ve çoğunlukla yalınlık vardır.

‘ellerindeki pazar çantasını görünce

taşımayı çok isteyip

söylemeye cesaret edemeyişinin pişmanlığı

emekli makbule teyzenin yükünü hafifletmez.

kaldırımdan yüzde elli indirimle aldığın roman

daha ilk sayfada yormuş gibidir

bir yer vardır ip incelir

doğruların doğru bulmadıkların

tesbih taneleri gibi dağılıverir’

Çiçekli’nin şiirindeki kelime yapılandırılmasının somut bir nitelik taşıdığı görülür. Doğanın ve şehir hayatının akışını, sosyal hayatın içindeki karmaşayı, bazen içerde / kapalı mekanlarda, bazen dışarıda / açık mekanlarda hep hareket halinde ve bulunduğu, gözlemlediği ya da dizelere döktüğü durumları gözler önüne serer. Bunu yaparken de yeni bir söylem getirir ve zekice çağrışımları kullanır. Dikkati hep çevresine yöneltmiş olduğu duygusunu yaşatır. Düz ve duru bir söyleyiş içerisinde akar gider bu durum ve tespitleri. Bu Çiçekli’nin anlayışına da uygundur aslında. O içsel bendeki hazzı daha çok yansıtmak ister. Modern şiirin takip ettiği yolda kendi kozasını ördüğünü, kendi özgünlüğünü görmek mümkündür. Dizeleri kendi ‘karizması’ndan geçerek yoluna devam edip gider. Bu gidişte, genelde kendisini de sezdirmektedir.

Çiçekli, şiirlerine deyimlere de yer verir: kabak tadı vermek, abdala malum olmak, gözden yaş dökmek, sabrını zorlamak, uykusu kaçmak, yanlışlık diz boyu, kendisi teselliye muhtaç, uykularını kaçırmak, ipliğini pazara çıkarmak, enseye tokat, kazak /çorap söküğü, tesbih taneleri gibi, yerinde yeller esmek, yediğin içtiğin senin olsun, yan gelip yatmak, dalıp gitmek, ekmeğini taştan çıkartmak.. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün. Aslına Vadi Çiçekli bu deyimleri de kendine has bir söyleyiş içersinde verir. Bunlar neredeyse tamamen kendine özgü yeni bir söylem kazanırlar.

İkilemlere gelince; zırt pırt, dalıp dalıp, gıcır gıcır, apar topar, azar azar, uzaktan uzağa… gibi. Bir yerde yazıyordu; ‘ikilemeler, gündelik dilin şiiridir.’ diye. Çiçekli’nin şiirlerinde zaman zaman ikilemeler de yer alır.

Benzetmeler; kaptan hastasından hoşnut doktor, dudağının ucu gelincik tarlası, kazak söküğüdür geçtiğin yollar, toparlanması gereken bir mekândır yüzün, uyku, uzunca bir antredir ayakta geçilir, boynunu bükmüş diş fırçaları, hallacın sopasından paçayı kurtarmış/ yerçekimiyle inatlaşan bir tüy’sün… Görüleceği üzere, şu verdiğimiz örneklerde ve diğerlerinde şairin kendine has bir duruşu, yeni ve kendi üslubuna da uygunluk vardır.

Çiçekli’nin şiirinde renkler de yer yer dizeler arasında kendini gösterir: ‘sarı yandı o sırada’, ‘uçarı bir telaşı doğurur sarı.’, ‘morötesi bir zaman kesitinde’, ‘havayi fişek göstersinin paletindeki renkler’,’şimdi lodosu bol gri bir iskeledir üsküdar’, ‘bu: toprağın rengini almış’.. Bütün bunlar Çiçekli’nin şiirinde yerli yerine oturmuş vaziyettedir.

Aslında Çiçekli’de bir de belirsizlik gösteren durum vardır. Dizeler arasında bazı anlaşmazlıklara rastlanabilmektedir. Aslında Çiçekli kendisinin anlaşılmadığından da dem vurur gibidir.

‘yanlış çıkmakmış, yanlış anlaşılmakmış

bunları biraz da başkalarına bırak’

dünyalılar, üzüntümün adresini bulamayan

o koordinatlarınız var ya.. sizin olsun’

derken bu durumdan doğan sıkıntının bir işareti olmalı.

Vadi Çiçekli, ‘rüzgârın getirdikleri’nde sürekli gezinen, tarihten güne, hatta gazete haberlerine kadar ulaşan gelgitler içerisinde dalgalanıp duran bir hareketlilik içinde, sürekli seslenen, sürekli olayları kendi iç dünyası ile yoğuran, besleyen, beklenmeyen söyleyişleriyle sembollere yüklenen ifadeleri yeni bir anlayışa zemin hazırlamakla kalmıyor, adeta yeni bir benlik (iç ben)ortaya koyuyor.

Çiçekli şiirinde, günlük hayatın bir anlık hadisesinden hareket ederek, okuyanların da iç benini harekete geçiriyor. Böylece olayların ele alınışı, yeni bir ufuk, yeni bir bakış açısı yakalamanıza zemin hazırlıyor. Hal böyle olunca da, sıradan gibi görünen olaylara bakış açınız değişiyor, sunduğu geniş açıyla bakmaya başlıyorsunuz ve olayların derinine bir yürüyüşle tam kalbine oturuyorsunuz ve O’nun dış unsurları nasıl iç benliğe yerleştirdiğine şahit oluyorsunuz. Konuları öyle bir yoğuruyor ki, düşünce süzgecinden geçirişi karşısında irkiliyorsunuz. Dizeler arasındaki gezintiniz çok hızlı bir şekilde başlıyor, öylece gelişerek sürüp gidiyor. Baş döndüren bir hız ve temposunu hep koruyor. Bu hızla, şehirlerin karmaşık, hızlı hayatından, memleketin bazen sınırlarını bile aşan dağına, yaylasına, ovasına, beldesine, denizine ve bulunduğunuz mekânların hareketliliğine tanık oluyorsunuz. Bu gezintide yalnız da değilsiniz üstelik. Şairin nefesini de her an hissedersiniz. Hem öyle ki, o kalabalıklar içinde sanki sizler de varsınız ve O, sizi de gözlemliyor. Ya da birliktesiniz ve elinde asasıyla bir Dede Korkut gibi, bir yunan filozofu gibi durmadan sizinle konuşuyor. Olayların, tabiatın, eşyaların özünü keşfetmeniz için, ya da olayların içinde sizin ve kendisinin zincirin bir halkası olmanız, yapılanlardan, yapılmayanlardan, hatta yapamadıklarınızdan hep bir iç muhasebe çıkarmanız için, bir şeyler söylüyor, sizinle konuşuyor. Eşyanın ötesinde, eşyanın özünde olan gize işaret eder gibi. ‘Rüzgârın getirdikleri’ yanında, rüzgâra kapılıp gitmenin de bir boyutunu ele alıyor. Dün-bugün, bugün-bu an, buan-yarın hep birlikte, baş başa, doludizgin bir koşuşturmaca içinde akıp gidiyor dizeler boyu. Günün mühimsemediğiniz olayının yanında tarihe mal olmuş bir olayla iç içe, anlık bir karşılaştırma içinde buluyorsunuz kendinizi. Dün dünde kalmıyor, bu güne, bu ana geliyor ve siz bu anın, günlük olayların içinde, dünün tarihi derinliklerinde yürümenizi sürdürüyorsunuz. Bunu Çiçekli’nin deyimiyle, kurgusunu bir hikâye olarak ele alıp yürüttüğü dizlerde gerçekleştiriyorsunuz. Zaman zaman düz yazıya kayan masalımsı bir eda ile sürüp gidiyor ‘rüzgârın getirdikleri’. Fakat başından bu yana söylediğim gibi, sürüp giderken de sizi de alıp götürüyor belirsizliklere ve sizin bile tahmin edemediğiniz bir yere, bir iklime. Sonuç olarak; Vadi Çiçekli, bir ilham şairi değildir. O şekil ve kafiyeden çok fikre önem verir. Kendi deyimiyle şiirin kurgusunu kurarak yoluna devam eder.

‘.. ikazı dağları bekliyorsa ve cüzamlıysa dağlar

ve aynı ürperti aklı yeniden işleme koyduğunda

anlam giydiremediğimiz böylesi yakınlıklar batıyorsa

ve sevmek diye bir lüks henüz girmemişse

hayatımıza

uzak durmak meziyetinizle uzun yaşayacaksınız

en iyisi geçiniz..

*

‘izdüşüm’ün ayak sesidir bu’

*

‘elbette mi / .. Elbette’

Sadık SOFTA

Eğitimci / Şair / Yazar

Exit mobile version