Site icon

SÖZCÜKLERİN KÖKENİ

Spread the love

SÖZCÜKLERİN KÖKENİ

Bir dönem “Dilde Arılaştırma” anlayışı egemen olmuş ve yüz yıllardır kullanılan, türkülerde, ninnilerde, bilmecelerde, atasözlerinde, halkın dilinde yer etmiş sözcükler dilden atılmaya çalışılmıştır. Dildeki Arapça, Farsça kökenli sözcüklerden kurtulmaya çalışılırken Batı dillerinin, özellikle İngilizce ve Fransızcanın yoğun baskısı karşısında etkisiz kalınmıştır. Yabancı dil bilmenin gerekliliği, bilim, ticaret, uluslararası ilişkiler, turizm alanlarındaki önemi ve yabancı dille eğitimin artması bu konuda etkili olmuştur.

Yabancı sözcükler daha dile yeni yeni girerken önlem alınmalı, karşılıkları bilimsel yollarla türetilmelidir. Dile yerleşen, halk tarafından yaygın kullanılan, yazılı ve sözlü edebiyat ürünlerinde yoğun görülen yabancı sözcüklere Türkçe karşılıklar türetilse bile yerleşmeleri çok zor; hatta imkânsızdır. (Bakın “olanaksızdır” diyemedim.)

Benzetme uygun düşerse “Evimize yerleşmiş, yıllardır bizimle yaşayan, iyi kötü bize uymuş, kimi gelinimiz, kimi eniştemiz olmuş misafirlerimizi karga tulumba evden atmaya uğraşırken bize hiç benzemeyen Batılı birileri kapımızı kırıp içeri doluyor. Biz eskilerle boğuşuyor, yeni gelenleri gülücüklerle karşılıyoruz.”

Günümüzde dilde arılaştırma (tasfiyecilik) konusu bir dengeye oturmuş, aşırılıklar azalmış, Batı dillerinden sözcük ve dil bilgisi kuralları almama konusunda bilinç oluşmaya başlamıştır.

Bir dildeki bütün sözcüklerin kökenini tam doğru, tartışmasız biçimde belirlemek mümkün değildir. Köken Bilimi (etimoloji) belgesiz olmaz. Göktürk anıtlarında (VIII.Y.Y.) geçen bir sözcük V.Y.Y.da Çin kaynaklarında geçiyorsa oradan alınmıştır kanaati oluşur. Bir gün M.Ö. II. Y.Y.a ait Türkçe yeni bir kaynak bulunur da sözcüğün orada geçtiği görülürse “Bu sözcük, Türkçeden Çinceye geçmiştir.” denir.

Hiçbir dil, yalnızca kökeni kendinden olan sözcüklerden oluşmaz. Her dilde başka dillerden alınma pek çok sözcük bulunur. Tarih boyunca yakın ilişkide bulunan toplumların dilinde birbirinden alınma birçok sözcük bulunur.

İngilizce öğrenen bir Türk, bilmediği İngilizce bir sözcük için İngilizce sözlüğe bakar. Onun için o sözcüğün kökeninin Lâtince, Fransızca ya da başka dilde olmasının hiçbir önemi yoktur. İngilizce konuşmak, okumak, yazmak istiyorsa o sözcüğü bilmek ve kullanmak zorundadır. Onun için o sözcük İngilizcedir. Türkçe öğrenen bir İngiliz için de Türkçe sözlükte yer alan her sözcük, kökeni ne olursa olsun Türkçedir.

Bunları bilmenin sonucu her Türk’e düşen sorumluluk, dil bilinci, bir sözcüğün Türkçesi varsa onu kullanmak; yeni giren yabancı sözcüklere daha iyice yerleşmeden Türkçe karşılık türetilmesine katkıda bulunmaktır.  

* Halkın çoğunluğunca yoğun kullanılan ve anlamı herkesçe bilinenler,

* Halk türkülerinde, atasözü ve deyimlerde, bilmece ve manilerde yer alanlar;

* Edebiyat alanında, medyada yaygın kullanılanlar;

* Ses yapısı değiştirilerek biraz da olsa Türkçenin ses yapısına uydurulanlar,

* Kendilerinden Türkçe eklerle yeni sözcükler, birleşik sözcükler türetilenler,

* Türkçede alındıkları dilde olmayan yeni gerçek, yan ve mecaz anlamlar kazanmış olanlar;

* TDK’nun Türkçe Sözlük’ünde yer alanlar; etimoloji biliminin konusu olarak bilimsel alana bırakılıp artık Türkçe sayılmalıdır.

Okuma sevdalıları için şu da unutulmamalıdır: Hiçbir yazar, bize yalnızca bizim bildiğimiz sözcüklerle seslenmez. Evet, her yazar daha çok okuyucuya ulaşabilmek için diline özen göstermelidir. Ancak bir eseri okumak isteyen onun diline de ulaşabilmelidir. 

Divan şiirini, Fuzuli’yi okumak isteyen, “Dest bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar / Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su.” muhteşem beytini anlamak isteyendedir sorumluluk. “Fuzuli, benim anlayabileceğim gibi yazsaymış.” diyemez.

Bunun için eski, yeni, Türkçe, yabancı demeden ne kadar çok sözcük bilinirse o kadar iyidir. 

Bilmek ayrı, kullanmak ayrı. Bilirsiniz; ancak Türkçe olmayanı kullanmamaya özen gösterirsiniz.

10.07.2026

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

Exit mobile version