TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Tek ayağı üzerinde fırıldak gibi dönen; dün, hatta on dakika önce söylediklerinin tam zıddını söyleyen; az önce en ağır hakaretleri savurduğu adamı az sonra evliya mertebesine yükselten, fikriyatı her an bir uçtan bir uca değişen adamların yürüttüğü çalışmaların sağlığından da kuşkuluyuz.
Evet, insanlar da fikirleri de tutarlılık içinde değişebilir. Ancak, büyük çelişkiler varsa, hele bir de arkasından birilerini sürüklemişse, en azından onlara bu değişimin gerekçelerini inanılır biçimde açıklamalı, gerekenlerden özür dilemelidir. Değiştiğini bile kabul etmeyen pişkinlik anlayabileceğimiz bir şey değil.
Adı çok etkili. Karşı çıkacak herkesi baştan kanlı terör yanlısı ilan ediyor. Tamam karşı çıkmadık; ama ihtiyatlıyız. Gerçekse çok iyi olur. Her şeyden önce ortada bir anlaşma olması gerekir. Ardından bu anlaşmanın ayrıntıları nedir bilmeliyiz. Çok önemli bir husus da anlaşmanın garantisi var mıdır? Yarın cayılırsa ne olacak?
Hani biz terörü yenmiştik? Yurt içinde kalan bir avuç teröristin ayakkabı numaralarını bile biliyorduk. Onların silah bırakması için mi bu çaba? Bakın biz Mondros mütarekesiyle silah bıraktık, ordularımızı terhis ederek silahlarımızı teslim ettik. Bu, sonrasında İstiklal Harbi’ni engellemedi.
Kapalı kapılar ardında, Meclis dışında yürütülen görüşmelerin içeriğini bilmeden bir şeyler söylemek mümkün değil. Ancak bir tarafta geleneğiyle, güvenilirliğiyle uluslararası saygın bir hukuk devleti varken; karşısında tedhiş ve terörü (bebek yakmayı, masum kadın öğretmen öldürmeyi, kısaca vahşetin en acımasızını) hedefine ulaşmada araç olarak gören, hiçbir etik değere inanmayan, hukuk tanımayan, güvenilemez örgüt.
Bütün bilgi eksikliğimize rağmen uluslararası ilişkiler bize çok şey söylüyor. BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), sınırlarımızda mayınların temizlenmesi, Suriye iç savaşı, Suriye kuzeyindeki Arap nüfusun Türkiye’ye göçü, topraklarının PYD hakimiyetine geçmesi, PYD’nin ABD eliyle donatılması ve devletleştirilmesi, İsrail’in yayılmacı girişim ve emelleri, oyun kurucu olarak ABD ve İsrail’in etkin biçimde sahada olduğunu gösteriyor.
PKK’nın fesih kararının ardından PKK üst düzey teröristleri ve DEM yetkililerinin açıklamaları konuyu bambaşka bir noktaya taşıyor. Bekliyoruz. Hükümet tarafından sertçe reddedileceğini umuyoruz. Çünkü terörist başları, Türkiye’ye diz çöktürdüklerinden söz ediyor. Katliama uğradıklarından yakınıyor, Lozan’ı 1924 Anayasasını reddediyor, Sevr koşullarına dönülsün istiyor. Hedef bölünmedir. Silah bırakma, ad değiştirme, daha önce çok defa gördüğümüz geçici duraklama, güç toplama, yeniden örgütlenme olmamalı.
Şöyle biraz gerilere gidelim. İkiz Yasaları, 15 Ağustos 2000 tarihinde New York’ta imzaladık ve 4 Haziran 2003 tarihinde bunlar 4867 ve 4868 numaralı yasalar olarak Meclis’te kabul edildi. Pervin Buldan’ın gevelediği “kendi kaderini tayin hakkı” ile daha önce Diyarbakır B.B. Osman Baydemir’in sözünü ettiği “Bu bölgenin her türlü zenginliği bizimdir.” zırvalamaları, bu ikiz yasaları dayanak almaktadır. Bize göre bölünmenin ilk esintilerini uyaran 4868 numaralı yasanın birinci bölümünün ilk iki maddesi aşağıdaki gibidir:
- Tüm halklar, kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptir, “Bu hak sayesinde siyasi statülerini özgürce belirler ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini özgürce sürdürürler.”
- Bütün halklar kendi amaçları doğrultusunda doğal zenginliklerini, kaynaklarını uluslararası ekonomik sözleşmelerden doğan yükümlülüklere halel getirmeksizin karşılıklı yarar ilkesine ve uluslararası kanunlara dayalı olarak özgürce kullanabilirler. Hiçbir durumda bir halk, kendi geçim kaynaklarından yoksun bırakılamaz.
Üniter yapımız büyük tehdit altındadır. Federasyon, birleşmenin sonucudur, bölünmenin değil. Federasyonlar, birden fazla devletin birleşmesiyle oluşurlar. Dünyada hiçbir üniter devletin kendi içinde bölünerek federatif bir yapıya dönüştüğü görülmemiştir. Yugoslavya örneğinde olduğu gibi, üniter bir devletin federasyona dönüşmesi kesinlikle bölünme ve parçalanmayla sonuçlanır.
13.05.2025
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

