Site icon

TÜRK DİLİNİN TÜRKÇELEŞMESİ

Spread the love

TÜRK DİLİNİN TÜRKÇELEŞMESİ

Bir siyasetçi “Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Meselâ, Fransız Devrimi her şeyi yıkmıştır; ama lügate yani dile dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi MAO’nun Çin’de yaptığı kültürel devrimdir ve o da dile dokunmamıştır. Ama maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir.” demiş.

Epey yanlışı var. Fransa ve Çin’de dille ilgili sıkıntı bulunmuyordu. Dilleri “sözcük yapımı, cümle özellikleri, anlam bilimi, ses bilimi” alanlarında bizdeki gibi çok farklı iki dilin sözcük ve dilbilgisi kurallarının istilasına uğramamıştı. Dolayısıyla onların temizlenmesi gereği de yoktu.

Burada bir hususu özellikle dikkate almak gerekir. Türkçenin yabancı etkilerden kurtarılması derken sözü edilen Türkçe; sadece devlet kademelerinde ve aydınlar arasında, edebiyat dünyasında kullanılan, ancak eğitimli çok küçük bir kitle tarafından anlaşılan ağdalı, Arapça ve Farsça sözcüklerle, kurallarla dolu dildir. 1900’lerde okuma yazma oranının % 4’lerde olduğu, kadınlarda oranın yüzdeyle değil, ancak bindeyle ifade edildiği dönemde halk o dili kullanmıyordu; çünkü hiç anlamıyordu. Ziya Gökalplerin, Ömer Seyfettinlerin yaptığı halkın bildiği dili kullanmaya başlamaktı. Yeni bir dil icat etmediler, Arapça ve Farsçadan Türkçeye döndüler, o kadar.

Ülkemizde dilin yabancı etkilerden kurtarılması çabaları çok eskidir, II. Murat’a kadar götürülebilir. Sultan II. Murat, Mercimek Ahmet’ten, bir nasihat-nâme olan Kabusnâme’yi (İlk gecedeki a kalın ve uzun okunur.) tercüme etmesini ister. Aslında eserin ağır, ağdalı ve halkın düzeyinden hayli uzak bir tercümesi vardır. Ama onu çok yetersiz bulan II. Murad şöyle der: “Hoş kitabdur ve içinde çok fâideler ve nasihatler vardur; amma Fârisî dilincedür. Bir kişi Türkîye terceme etmiş velî rûşen değil, açık söylememiş. Eyle olsa hikâyetinden halâvet bulımazız. Ve lâkin bir kimse olsa ki kitabı açuk terceme etse, tâ ki mefhumundan gönüller haz alsa…”

On altıncı yüzyılda Tatavlalı Mahremî, Aydınlı Visâlî, Edirneli Nazmi aruz ölçüsüyle özellikle Türkçe kelimeler kullanarak yeni bir akıma öncülük etmeye çalışırlar. On sekizinci yüzyılın ünlü şairi Nedim, özellikle şarkılarında daha çok Türkçe kullanır.

On dokuzuncu yüzyılda, Tanzimat Dönemi’nde Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, Yazı dilinde sadeleşme ister. Eğitimin halk arasında kolayca yayılabilmesi için, fenne ve sanata ait kitapların, herkesin anlayabileceği bir dille yazılması gereği üzerinde durur.

1860’tan başlayarak yayımlanan, sayıları gittikçe artan gazete ve dergiler yazı dilinin Türkçeleşmesinde önemlidir. Onların amacı büyük kitlelerce okunmaktır. Bu, ancak halkın dili kullanılarak başarılabilir. Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Necip Asım gibi isimlerin büyük katkıları vardır.

1911’de Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem’in Genç Kalemler dergisinde başlattıkları “Yeni Lisan Hareketi” bu yoldaki en büyük adım olarak herkesçe bilinmektedir.

Cumhuriyet döneminde ise çok önceden başlayarak önemli başarılar kazanılmıştır. Türkçeleşme, daha doğrusu halkın bildiği, anladığı dile dönme konusu, artık devletin resmî tutumu olmuştur. Kurulan Türk Dil Kurumu ile etkili ve yararlı çalışmalar yürütülmüştür.

Türkiye’de ideolojik çatışmaların yaygınlaştığı 1960-1980 arasında devletin resmî ya da yarı resmî birçok kurumunda ideolojik etkiler görülür. TDK’nin çalışmalarında bazı aşırılıklar, bu arada arılaşma adı altında gereksiz tasfiyecilik hareketleri görülmüştür. Günümüzde bu tarz çatışmalar durulmuş; Türkçe, büyük ölçüde istikrar kazanmıştır.

Türkçenin bugün karşılaştığı sorun, bir bakıma bin yıl öncesinin başka biçimde tekrarı tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır. O zaman dile aydınlar(!) eliyle Arapça ve Farsça hakim kılınıyordu. Bugünün aydınları(!), iki İngilizce sözcük öğrenen özentilileri(!) güzel Türkçemizi İngiliz dili kuralları ve sözcükleriyle doldurma çabasında. Aynı hataya düşmemek gerçek aydınların en önemli görevlerindendir.

Harf inkılabı ve gerekliliği konusu, uzunluğu ve önemi dolayısıyla ayrıca ele alınmalıdır. Ancak çok kısaca şunu söyleyip o konuyu başka bir yazıya bırakalım. Bir gecede cahil kalmadık, zaten cahildik. Okuma yazma bilen % 4’lük kesimin çoğu, Lâtin alfabesini biliyordu. Çünkü tramvay biletinden sokak adına, elektrik faturasından pasaporta, dükkân tabelasından gazete reklamlarına her yerde eski yazı yanında Lâtin harfleriyle yazılışları da kullanılıyordu. O yıllara ait fotoğraflara bakıverin lütfen.

10.05.2026

Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ

E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

Exit mobile version