VADEDİLMİŞ KUTSAL GÜZELLİKLER
Hani nerede bana vadedilen kutsal gözlerin?
Kızılırmak’tan Ceyhun’a döne döne,
Yahut da kaşların sıradağlar gibi Urallar’dan Himalayalara, himayesinde parmaklarımın.
Bir vekalet savaşıdır sürer bakışlarımızla.
Susar dudaklarım Bafra Deltası’ndan Fergana Vadisi’ne.
Yaz musonlarıyla saç tellerinin durulanmasını ummayayım mı Umman Denizlerinde?
Ben galırım Bengal’in kıvrımlı içli körfezlerinde.
Kırışır alnında Bozok Platosu’nun vakur duruşu.
Çevrelemiş düzinelerle sanki gözlerini Attila’nın kılıcı.
Hani nerede bana vadedilen kırmızı güller, laleler Vezüv görünümlü yanaklarında alev alev?
Hani ne vakit işiteceksin gürül gürül Gürlevik şelaleli şiir fısıltılarımı salyangoz biçimli kulaklarında?
Hani ne zaman gezintiye çıkacak ellerim Babil’in asma bahçeli gamzelerinde; bir yanda Ihlara Vadisi’nin, diğer yanda Cennet Obruğu’nun?
Söylenip itiraz et, saçılsın ağzının sahillerine; inci mercanlar sürüklensin açıklarından Yeni Zelanda’nın.
Hani nerede bana vadedilen, yan baktığında sağa sola kaçışan iki çemberli hilal gecelerimi gündüze çeviren, kış gündönümlü kutup noktalarında?
Hani nerede bana vadedilen kolunun kanadının gölgesi Altaylar’dan Tuna’ya?
Ya bana vadedilen bir çift Çukurova pamuk kaplamalı ellerin! Tutunarak avcuma sığınan.
Hani nerede gönül atlasında keşfedip de elimden kaçırdığım, iki kişilik ada ülkesi; umutlanıp da döndürüldüğüm Ümit Burnu’ndan?
Hani nerede bana vadedilmiş kendin?
Mikail tutup sarkıtsın arştan arza!
Arz edeyim kendimi sabırla sana, zirvesinde Everest’in!
25.04.2026
Ali ERSEVER

