Site icon

VEFATININ 105. YIL DÖNÜMÜNDE TALAT PAŞA

Spread the love

VEFATININ 105. YIL DÖNÜMÜNDE TALAT PAŞA

Talat Paşa, Osmanlı’nın son büyük fırtınasında dimdik ayakta duran, demir iradeli, teşkilatçı ruhuyla tarihin akışını değiştirmeye yeltenmiş bir dev adamdır. Telgraf tellerinin ucundan sadrazamlık makamına uzanan, köylü oğlundan milletin kaderine hükmeden lidere dönüşen efsanevi bir yürüyüştür onun hayatı.

1874’te Edirne’nin taş sokaklarında, Kırcaali’nin Çepleci köyünden gelen bir kadı babanın oğlu olarak doğdu. Babası erken ölünce, daha çocuk yaşta annesi ve kız kardeşlerinin yükünü sırtına aldı. Posta-telgraf dairesinde mütevazı bir memuriyetle başladı serüveni. Ama o, sıradan bir telgraf memuru değildi; o, korkusuz bir ihtilalciydi, gizli cemiyetlerin beyniydi, karanlıkta meşale yakan adamdı.

Selanik’in dar sokaklarında, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurarken yanında İsmail Canbulat, Mithat Şükrü gibi yiğitler vardı. 1908’de hürriyet meşalesini yakan o ateşin en büyük körüğüydü Talat Bey. İttihat ve Terakki’nin kalbi, örgütün çimentosu, birleştirici ruhu oydu.

Ziya Gökalp’in dizeleriyle haykırır gibi:
“Sen candan birleştiren bir ruhsun,
Vicdanını sende görür cemiyet.
Necat teknesidir. Sen Nuh’sun,
Sen olmasan öksüz kalır bu millet.”

Bâb-ı Âli Baskını ile iktidarı ele geçirdikten sonra Dâhiliye Nazırı, ardından Sadrazam oldu. Savaşın en karanlık günlerinde, devletin direği gibi dimdik durdu. Bir yandan ordular cephede çarpışırken, diğer yandan içerdeki fitne-fesadı bastırmak, milleti ayakta tutmak için gece-gündüz çalıştı. Demir yumruklu idareci, tehcir kararlarının mimarı, devletin bekası için her fedakârlığı göze alan adam olarak tarihe geçti.

Savaş kaybedilince, Enver ve Cemal Paşalarla birlikte vatanı terk etti. Berlin’de “Ali Sai” adıyla sessiz bir sürgün hayatı yaşarken bile, Türk istiklal mücadelesine maddi-manevi destek vermeyi bırakmadı. Hatıratını yazdı, geleceğe notlar düştü.

Ve 15 Mart 1921… Berlin’in soğuk bir sokağında, kalleş bir kurşun ensesinden girerken bile dimdik ayakta kaldı. Son nefesinde bile “Vatan benim ölümümle bir şey kaybetmez. Bir Talat gider, bin Talat yetişir!” diye haykıran iradenin sahibiydi o.

Suikastçı Tehliryan tarafından vurulduktan sonra bile, cenazesine Alman Dışişleri’nin “Büyük bir devlet adamına ve sadık bir dosta” yazılı çelengi konuldu. 1943’te naaşı İstanbul’a getirildi, Abide-i Hürriyet’e defnedildi; çünkü o, hürriyet uğruna ömür tüketenlerden biriydi.

Talat Paşa;
Memuriyetten sadrazamlığa uzanan destansı bir yükseliş,
Gizli cemiyetten devleti yönetmeye geçiş,
Savaşın en fırtınalı günlerinde milletin kaderine el koymuş cesur bir lider,
Sürgünde bile yılmayan, ölümüne bile meydan okuyan bir yiğit…

Tarih, onu kimi zaman kurtarıcı Nuh, kimi zaman kaderin celladı olarak yazsa da, gerçek şudur:

O, Osmanlı’nın son büyük baharını temsil eden, kendi elleriyle yazılmış trajik destanın başkahramanıdır.

Kabri nur, mekânı cennet olsun.

Bin Talat yetişsin, bu vatana…

15 Mart 2026
M. Hüseyin OĞUZ

Exit mobile version