VEFATININ 31. YIL DÖNÜMÜNDE ORHAN ŞAİK GÖKYAY
Orhan Şaik Gökyay (1902-1994)
Türk edebiyatının çok yönlü, zarif ve derin bilgili simalarından biri olan Orhan Şaik Gökyay; şair, edebiyat tarihçisi, öğretmen, kütüphaneci, redaktör ve aynı zamanda ateşli bir Türkçü-Turancı olarak tanınır. “Türkçülüğün büyük adamı” diye anılır, ama aynı zamanda 1944’teki meşhur Türkçülük-Turancılık Davası’nın en önemli sanıkları arasında yer almış, bu dava yüzünden hapis yatmış ve hayatının bir bölümünde ağır bedeller ödemiştir.
1902 yılında İnce Mehmet Efendi ile Fatma Hanım’ın oğlu olarak Kastamonu’da doğdu.
1922 yılında Kastamonu İdadisi’ni bitirdi, aynı yıl İstanbul’a gelerek edebiyat fakültesine yazıldı.
1927 de İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nden mezun oldu, öğretmenliğe başladı.
Kastamonu, Ankara, Malatya, Bursa, Edirne, Sivas, Kayseri ve çeşitli İstanbul liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğrencileri arasında Attilâ İlhan, Orhan Pamuk gibi isimler vardır.
1940’lar: Millî Eğitim Bakanlığı’nda Yüksek Öğretim müdürü, eski eserler müdürü gibi görevler aldı.
1951-1954: Londra’da British Museum’da Türk yazmalar bölümünde çalıştı (Türkiye’den giden ilk Türk uzman).
1959-1962: Galatasaray Lisesi müdürlüğü.
1969: Ordinaryüs Prof. oldu (Ankara Üniversitesi).
1970’ler-1980’ler: Türkiye’de ve İngiltere’de dersler verdi, konferanslar verdi, ansiklopedi maddeleri yazdı.
2 Aralık 1994: İstanbul’da vefat etti.
“Bu Vatan Kimin” şiiriyle (1939’da CHP Şiir Armağanı birinciliği) ünlendi.
“Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır;
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.”
En meşhur eseri: “Dede Korkut Kitabı” (1938-1973). Oğuz Türkçesinden Türkiye Türkçesine çevirisi ve tenkitli metniyle Türk dünyasında klasik kabul edilir.
Diğer önemli eserleri:
Katip Çelebi Hayatı ve Eserleri
Destursuz Bağa Girenler (inceleme)
Kâtibî ve Divanı (tenkitli basım)
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi maddeleri
Çok sayıda makale, tercüme ve redaksiyon
Orhan Şaik Gökyay, II. Dünya Savaşı yıllarında Türkçü-Turancı hareketin önde gelen isimlerinden biriydi. Türkçü dergilerde (Çınaraltı, Gökbörü, Ergenekon, Kopuz vb.) yazılar yazdı, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu gibi isimlerle aynı çizgideydi.
1944 Irkçılık-Turancılık Davası’nın sevk maddeleri arasında şu isimler vardı:
Nihal Atsız, Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu, Orhan Şaik Gökyay, Nejdet Sançar, Cemal Oğuz Öcal, Hasan Ferid Cansever vb. (Toplam 23 sanık)
Suçlamalar:
“Hükümeti devirmek, ırkçılık ve Turancılık propagandası yapmak, gizli cemiyet kurmak”
Özellikle Nihal Atsız’ın Sabahattin Ali’ye açtığı dava sırasında ortaya çıkan mektuplar ve Ankara’daki 3 Mayıs 1944 Türkçü gösteriler bahane edildi.
7 Eylül 1944’te dava başladı.
Sanıklar önce “1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi”nde yargılandı.
İşkence iddiaları çoktur: Tabutluklar, copla dayak, tırnak sökme gibi ağır işkenceler yapıldı. Orhan Şaik Gökyay da bu işkencelere maruz kaldı.
İlk mahkemede çoğu sanık 10-15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Askerî Yargıtay, kararı bozdu; 1945’te yeniden yargılama yapıldı.
1945’teki ikinci davada Orhan Şaik Gökyay 4 yıl 8 ay hapis + sürgün cezası aldı.
1946’da genel af çıkınca serbest kaldı; ama fişlendi, öğretmenlikten uzaklaştırıldı, bir süre işsiz kaldı.
Gökyay, bu davadan sonra bile Türkçü-Turancı kimliğinden asla taviz vermedi. Hapisten çıktıktan sonra da “Türkçüyüz, Türkçü olarak kalacağız.” anlayışını sürdürdü.
Orhan Şaik Gökyay, hem ilim adamı zarafeti hem de Türkçü-Turancı ülküye bağlılığıyla Türk milliyetçiliğinin sembol isimlerinden biri oldu. 1944 Davası, onun hayatında derin bir kırılma olsa da, bu dava Türk milliyetçiliğinin 20. yüzyıldaki en önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti. Onun için sıkça söylenen söz şudur:
“Türkçülüğün âlimi, âlimlerin Türkçüsü.”
Bu Vatan Kimin?
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
Tutuşup kül olan ocaklarından
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda bekleyen göz yaşından
En gür sadâlı şarkılarındır.
Göklerin yırtılmayan aksiyle
Dağların yerinden kopmaz aksisiyle,
Bu vatan, dün olduğu gibi yine
İmânlı göğsü üstünde taşır
Bayrağını, hür olarak yaşar.
Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl,
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Bu vatan kimindir?
Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da
Kefensiz yatanların,
Malazgirt’te, Mohaç’ta, Kosova’da, Niğbolu’da
Alp Arslan’ların, Fatih’lerin, Yavuz’ların,
Kanunî’lerin,
Ve binlerce adsız yiğidin,
Ve anaların, babaların,
Ve henüz doğmamış çocuklarınındır!
Bu vatan,
Toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranların,
Ve bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir! (Orhan Şaik Gökyay)
Rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
02 Aralık 2025
M. Hüseyin OĞUZ

