Site icon

VEFATININ 45. YIL DÖNÜMÜNDE MÜNİR NURETTİN SELÇUK

Spread the love

VEFATININ 45. YIL DÖNÜMÜNDE MÜNİR NURETTİN SELÇUK

Münir Nurettin Selçuk, Türk musikîsinin efsanevî sultanı, sesiyle Boğaz’ın sularını titreten, notalarıyla İstanbul’un ebedî şiirini besteleyen ve klâsik Türk sanat müziğine frak giydiren efsanevî bir devdir. 1900 yılında İstanbul’un mistik semalarından Sarıyer’de doğan bu ölümsüz ses, Osmanlı’nın son nefesleriyle Cumhuriyet’in şafağını birleştiren bir köprü gibi yükseldi.

Babası Divan-ı Hümayun muavini, şair ve Fars edebiyatı müderrisi Mehmed Avni Nureddin Bey’in tamburundan dökülen gazellerle, annesi Fatma Hanife Hanım’ın piyanosundan yükselen nağmelerle yoğrulmuş bir saray evinde büyüdü. Anne tarafından Germiyanoğulları Beyliği’ne, Selçuklu köklerine uzanan soylu bir kan taşıyordu; bu yüzden soyadı Selçuk oldu.

Henüz 10 yaşında sesinin büyülü parlaklığı fark edilen Münir Nurettin, 15 yaşında Kadıköy’deki Darülfeyzi Musiki Mektebi’ne adım attı. Orada Ahmet Irsoy ve Bestenigâr Ziya Bey gibi üstatlardan ders aldı. Gençliğinde Fenerbahçe’de futbol bile oynadı; ama kaderi, topu değil, notaları peşinden koşturmaktı. 1915’te ilk konserine çıktı, 1917’de ailesinin ziraat öğrenimi için gönderdiği Macaristan’dan musikî aşkıyla döndü. Askerlik yıllarında Mızıka-i Hümayun’da yer aldı, sonra Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti’nde görev yaptı. 1920’lerde Tevfik Fikret’in şiirine yaptığı ilk bestelerle yola çıktı, ama asıl devrimini 1928’de Sahibinin Sesi firmasıyla çıkardığı plaklarla başlattı. Paris’e giderek ses tekniği eğitimi aldı; Bel Canto’nun zarifliğini Türk makamlarının derinliğine kattı. Böylece Türk musikisinde ilk solist konser geleneğini başlattı: 1930’da Ses Tiyatrosu’nda frak giyip ayakta, koro eşliğinde tek başına sahneye çıktı. O güne dek koro içinde kaybolan sesler, onunla birlikte taht kurdu.

Münir Nurettin Selçuk, Türk müziğine yeni bir soluk, yeni bir duruş getirdi. Klâsik üslubu modern anlayışla harmanladı; opera ve tango’nun dokunuşlarını makamlara ustaca işledi. Yahya Kemal Beyatlı‘nın “Aziz İstanbul” şiirine yaptığı beste, İstanbul’un bir tepeden bakıldığında duyulan ezgisi oldu: “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!” diye yükselen o hicaz makamı, Boğaz’ın rüzgarıyla karışıp hafızalara kazındı. “Endülüs’te Raks”, “Kalamış”, “Biraz Kül Biraz Duman”, “Hatırla Maziyi”, “Rindlerin Ölümü” gibi eserleri, onun elinde destanlaştı. Yüzlerce beste yaptı; kâr, beste, semai, şarkı formlarında eserler bıraktı. İstanbul Konservatuvarı’nda uzun yıllar icra heyeti şefliği yaptı, nice sanatçının yetişmesinde hoca oldu. Sesindeki o muazzam hakimiyet, yüksek perdelere rahatça tırmanan o büyüleyici ton, dinleyeni başka bir âleme taşırdı. Eleştirmenler onu “Türk musikisini ayağa kaldıran adam”, “fraklı üstat” diye andı; çünkü o, musikîyi salonlara, sahnelere, modern zamanlara taşıdı.

Hayatı da sanatı gibi epikti. 1928’de Enise Hanım’la evlendi, bu evlilikten kızı Meral doğdu. Daha sonra Şehime Erton’dan oğulları Timur Selçuk ve Selim Selçuk dünyaya geldi; Timur, babasının mirasını çağdaş yorumlarla yaşattı. 1966’da eşi Enise’yi kaybedince derin bir yas tuttu. 27 Nisan 1981’de Nişantaşı’ndaki evinde, 81 yaşında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Aşiyan Mezarlığı’na, eşi Enise’nin yanına defnedildi; Boğaz’a nazır o mezarda, İstanbul’un ezgileri hâlâ fısıldar gibi.

Münir Nurettin Selçuk, sadece bir ses sanatçısı veya besteci değildi; o, Türk musikisinin yeniden doğuşunun mimarı, eskiyle yeniyi, Doğu’yla Batı’yı, şiirle nağmeyi birleştiren bir destan kahramanıydı. Onun sesi, “Sana Dün Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul”da olduğu gibi, şehrin siluetini, mazinin hüznünü ve geleceğin umudunu aynı anda taşır. Bugün hâlâ radyolarda, konserlerde, hafızalarda yankılanan o nağmeler, “Bir daha böyle bir ses gelmez” dedirtir.

Ruhu şad olsun; İstanbul’un tepelerinden, Boğaz’ın sularından ve Türk musikîsinin ebedî gök kubbesinden selaâ olsun o büyük üstadımıza!

Tanrı, rahmetini bol eylesin.

27 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ

Exit mobile version