VEFATININ 75. YIL DÖNÜMÜNDE OSMAN BATUR
Osman Batur… Altay Dağları’nın kartalı, Doğu Türkistan’ın hürriyet meşalesi, göçebe Kazak Türklerinin son büyük bahadırı! Asıl adı Osman İslamoğlu olan bu efsanevî yiğit, milletinin kendisine lâyık gördüğü “Batur” (Kahraman) unvanıyla anılır oldu.
1899 yılında Altay’ın Koktokay (Köktogay) ilçesi, Öngdirkara mevkiinde, orta hâlli bir çiftçi olan İslâm Bey ile Ayça (Kayşa) Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi.
Göçebe Kazak hayatının sert rüzgârlarında yoğrulan Osman, daha 10 yaşına basmadan usta bir binici ve avcı hâline gelmişti. 12 yaşında, Çin işgaline karşı direnen büyük kahraman Böke Batur’un yanına girerek savaş sanatının inceliklerini öğrendi. Böke Batur’un acı sonu (Çinlilere yenilip Tibet üzerinden Türkiye’ye kaçarken yakalanıp başının kesilmesi) onun yüreğinde derin bir iz bıraktı. Kırk yaşına kadar çiftçilik yaparak sakin bir hayat süren Osman, 1940’larda Çin yönetiminin (özellikle Sheng Shicai’nin) ağır baskıları, toprak gaspı, silah toplama ve Müslüman Kazaklara yönelik zulüm artınca tek başına dağa çıktı. “Yalnız dağlar hürdür!” diyerek başlattığı mücadele, kısa sürede binlerce yiğidin katıldığı bir destana dönüştü.
1941’de Altay’da Rus ve Çin kuvvetlerine karşı ilk büyük hamlelerini yaptı. 10 Mayıs 1941’de emriyle birçok Rus görevli kurşuna dizildi ve Ekim 1941’den itibaren millî ayaklanmanın liderliğini üstlendi. Gerilla taktikleriyle, at sırtında, dağların zorlu coğrafyasında, modern ordulara karşı inanılmaz zaferler kazandı. 1943’te Bulgun’da (Burçin) toplanan Altay Kazakları onu Han ilan etti ve “Batur” unvanını resmen verdi. Altay’ı büyük ölçüde Çin ve Rus işgalinden arındırdı; 1945’e gelindiğinde Doğu Türkistan’ın birçok bölgesinde kontrol, Türklerin elindeydi.
Üç Vilayet İnkılabı (İli İhtilali) sırasında Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kurulmasında rol oynadı ve bu cumhuriyeti ilk tanıyan liderlerden biri oldu. Ancak Sovyetler’in ve komünist eğilimlerin baskın çıkması üzerine saf değiştirdi; Milliyetçi Çin kuvvetleriyle (Kuomintang) iş birliği yaparak hem komünist Çin’e hem Sovyet destekli güçlere karşı direnişini sürdürdü. Baytik ve Peitaşhan gibi çatışmalarda Moğolistan güçlerine karşı da savaştı. Otuz bin kişiyle başladığı mücadelede sayı zamanla azalsa da (1950’lerde yaklaşık dört bine düşse de) iradesi kırılmadı. Gerilla savaşının ustasıydı; hızlı hareket, dağları iyi tanıma ve cesaretiyle düşman ordularını perişan etti.
Osman Batur, sadece bir savaşçı değil, aynı zamanda vatanını, dinini, dilini ve göçebe hayat tarzını korumak için üç büyük güce (Milliyetçi Çin, Komünist Çin ve Sovyetler Birliği) karşı aynı anda direnen nadir kahramanlardan biriydi. “Bugün silah veren, yarın canını da verir!” sözüyle halkını motive eder, asla boyun eğmezdi. Ailesi (eşi, çocukları, kızı dahil) de bu mücadelede büyük acılar çekti; bazıları esir düştü, bazıları şehit oldu.
1951 yılında Kanambal’da Çin güçlerine esir düştü. Urumçi’ye (Ürümçi) götürüldü, günlerce ağır işkencelere maruz kaldı. 29 Nisan 1951’de, 51-52 yaşlarındayken kurşuna dizilerek şehit edildi. Naaşı bile işkence gördü, ancak ruhu ve davası yenilmedi. Doğu Türkistan Türkleri o günü “Güneşin söndüğü gün” olarak anar.
Osman Batur’un hayatı, klâsik bozkır destanlarını andırır: Tek başına dağa çıkışı, imkânsız zaferleri, ihanetlere rağmen dimdik duruşu ve nihai şehadetiyle Türk tarihinin son gerçek nomad kahramanlarından biri olarak yerini aldı. Mücadelesi, Taklamakan Çölü’nü ve Himalayalar’ı aşarak Türkiye’ye ulaşan Kazak göçmenlerin hikâyesiyle birleşince tam bir efsane hâline geldi.
Bugün Altay Dağları’nda, Kazak bozkırlarında ve tüm Türk dünyasında adı hâlâ destanlarda, türkülerde, dualarda yaşar. O, “Dilime, dinime ve toprağıma kim kastederse kolunu keserim!” diyen, özgürlüğü her şeyin üstünde tutan bir yiğitti. Şehadeti üzerinden geçen onca yıla rağmen, Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı davasının sembolü olmaya devam ediyor.
Altay Kartalı Osman Batur Han!
Senin gibi bahadırlar sayesinde Türk milleti hürriyet ateşini hiç söndürmedi. Ruhun şad olsun, mekânın cennet olsun!
Milleti için canını veren tüm kahramanlarımız gibi, Osman Batur da unutulmayacak; aksine, her yeni nesilde yeniden doğacak.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
29 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ

