Site icon

YENİ DÜZENE GÖRE ÇİZİLEN HARİTALAR VE SAHADAKİ BAŞ AKTÖRLERİ

Spread the love

YENİ DÜZENE GÖRE ÇİZİLEN HARİTALAR VE SAHADAKİ BAŞ AKTÖRLERİ

Suriye Sahasında Yeniden Kurulan Oyun ve Türkiye’ye Yönelik Demografik Kuşatma

Bölgesel tasarımın şifresini gelecek nesillerini düşünen her vatandaş gibi iyi okumak ve yüksek farkındalık gerekir.  ABD–İsrail Ekseninde Orta Doğu’da bugün yaşanan hiçbir gelişme, tekil ya da kendiliğinden değildir. Suriye sahasında art arda yaşanan askeri, demografik ve siyasi kırılmalar; yüzeyde “iç savaş”, “terörle mücadele” ya da “insani kriz” başlıkları altında sunulsa da, derin yapıda çok daha büyük bir bölgesel yeniden tasarım projesinin parçalarıdır.

Bu noktada İsrail, tam anlamıyla bağımsız bir devlet değil; ABD’nin Orta Doğu’nun kalbine yerleştirdiği ileri bir askeri ve istihbari üs niteliğindedir. Bölgedeki operasyonel akıl, Washington’da şekillenmekte; Tel Aviv ise bu aklın sahadaki uzantısı olarak hareket etmektedir.

ABD açısından Orta Doğu’nun merkezindeki asıl hedef ise yakın planda İran’dır. Ancak İran yalnızca enerji kaynakları ya da rejim yapısı nedeniyle değil; Çin ve Rusya ile kurduğu stratejik denge nedeniyle hedefe konulmaktadır. BRICS ekseniyle derinleşen bu iş birliği, Atlantik merkezli küresel düzen için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle İran, yalnızlaştırılması ve çevrelenmesi gereken bir “denge bozucu güç” olarak tanımlanmıştır.

Suriye, tam da bu çevreleme stratejisinin kilit coğrafyasıdır. Suriye sahasında yaşananlar artık bir iç savaşın çok ötesindedir. Bugün sahada fiilen devletsizleştirilmiş, parçalanmış ve vekil yapılarla yönetilen bir coğrafya bulunmaktadır. HTŞ/Colani yönetimi, YPG kontrol alanları, Dürzi ve Alevi bölgeleri; merkezi otoritenin yerini almış geçici ama fonksiyonel yapılardır.

6 Ocak 2026 tarihinde Paris’te yapıldığı iddia edilen görüşmeler, bu geçici yapıların artık “gayri resmi” olmaktan çıkarılıp meşrulaştırılma sürecine sokulduğunu göstermektedir. İsrail’in, HTŞ dâhil olmak üzere Suriye’deki mevcut yapılarla istihbarat paylaşımına gitmesi iddiası; sahadaki fiili durumun diplomatik zemine taşınmaya hazırlandığının açık göstergesidir.

Bu, E. Kur. Alb. Fikret Bayır’ın yıllardır altını çizdiği bir gerçeği teyit etmektedir: “Ortadoğu’da haritalar masada değil, sahada çizilir. Masaya gelen harita, zaten sahada çizilmiş olandır.” Bugün Suriye’de konuşulan Dürzi, Alevi, Kürt ve Arap “devletçikleri”, büyük bir çatışma dalgası sonrasında resmileştirilecek yeni sınırların ön taslaklarıdır.

Türkiye’ye yönelik görülmesi gereken cephe “Demografik Saldırı” Suriye sahasında yaşanan parçalanmanın Türkiye’ye yansıması ise yalnızca sınır güvenliği meselesi değildir. Asıl tehlike, demografik yapının sistematik biçimde dönüştürülmesidir.

2011 sonrası süreç, yalnızca bir “göç dalgası” olarak okunamaz. Türkiye; Suriyelilerle sınırlı olmayan, Afgan, Pakistanlı, Tacik, Özbek ve Afrika kökenli unsurlarla çok katmanlı bir nüfus mühendisliği sürecine sokulmuştur. Bu durum, Banu Avar’ın sıkça ifade ettiği gibi, modern çağın “sessiz işgali”dir.

Bu göç dalgası plansızdır, denetimsizdir, entegrasyonsuzdur, güvenlik taramasından yoksundur. Ve en önemlisi: kalıcı olacak şekilde kurgulanmıştır. Bu noktada “insani yardım” söylemi, jeopolitik bir kalkan görevi görmektedir. Oysa sonuç; Türkiye’nin sosyolojik dokusunun, ekonomik dengelerinin ve iç güvenlik yapısının aşındırılmasıdır.

YPG eylemleri ve planlanan iç karışıklık senaryosunun hayata geçirilmesi adına Türkiye’nin 17 ilinde eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği iddia edilen YPG destek eylemleri bir tür eş zamanlılıklar serisi, spontane gelişmeler olarak değerlendirilmemelidir.

Bu durum iç karışıklık senaryolarının test edildiğini, sokak mobilizasyonunun ölçüldüğünü, güvenlik reflekslerinin sınandığını göstermektedir.Bu tür eylemler, Batı merkezli projelerin klasik bir aşamasıdır. Önce demografik yapı dönüştürülür, ardından kimlik temelli gerilimler tetiklenir ve nihayetinde “yönetilemeyen ülke” algısı üretilir.

Terörün Gelecek Nesli Suriye’deki El-Hol Kampı, bugün öylesine bir mülteci kampı değil; geleceğin radikal kadrolarının yetiştirildiği bir ideolojik kuluçka merkezidir. Kampta binlerce çocuk vatansız, travmalı, eğitimden yoksun, radikal ideolojiye açık bir şekilde ABD kontrolünde büyümektedir. Bu çocuklar için ne bir rehabilitasyon planı vardır ne de uzun vadeli bir çözüm iradesi. Aksine, bu belirsizlik hali bilinçli biçimde sürdürülmektedir.

YPG’nin bu kamplardan çekilmesi ya da güvenliği gevşetmesi iddiası, ABD’nin kontrollü kaos stratejisiyle birebir de örtüşmektedir. Serbest kalan radikal unsurların HTŞ saflarına katılması, sahadaki güç dengelerini yeniden şekillendirecek; kaos derinleştirilecektir.

Türkiye için saatli bomba olan bu uyuyan hücreler Türkiye’nin büyükşehirlerinde ve stratejik illerinde çatışma deneyimi olan radikal unsurların yerleştiğine dair iddialar, hafife alınamaz. İstanbul, Yalova, Adana gibi şehirler; yalnızca ekonomik merkezler değil, aynı zamanda olası iç güvenlik kırılmalarının merkez üsleridir.

Bu yapıların uzun süre sessiz kalması, tehdit oluşturmadıkları anlamına gelmez. Aksine, bu sessizlik uyuyan hücre mantığının en temel göstergesidir.

Ekonomik kriz, işsizlik, barınma sorunu ve kontrolsüz göç birleştiğinde; toplum, provokasyonlara açık hale gelmektedir. Bu da dış müdahaleler için elverişli bir zemin yaratmaktadır.

Bugün Türkiye için asıl beka sorunu, yalnızca sınır ötesindeki terör yapılanmaları değildir. Asıl tehlike; sınırların içeri taşınmasıdır. Demografik yapı değiştirildiğinde, toplumsal direnç kırıldığında ve devlet aklı zayıflatıldığında; askeri gücün tek başına yeterli olması mümkün değildir.

Suriye sahasında yaşanan her gelişme, Türkiye’nin iç dengelerini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle mesele; günlük siyasi tartışmaların, ideolojik kamplaşmaların ya da geçici söylemlerin çok ötesindedir.

Bu, bir jeopolitik kuşatma, bir nüfus mühendisliği ve bir devlet çözündürme projesidir.

Ve bu proje ancak uzun vadeli devlet aklıyla, milli güvenlik merkezli politikalarla, demografi, ekonomi ve güvenliği birlikte ele alan stratejilerle boşa çıkarılabilir.

Aksi halde her şey çok değişecek Türkiye’de çok değişecektir! Buna izin vermeyecek akıl ve ahlaka sahip tüm vatanperverler hattı ve sathı müdafaaya her açıdan mecburdur.   

Güneş Altuner

22.01.2026

Exit mobile version