23 NİSAN VE ULUSAL EGEMENLİK
Atatürk’ün doğup büyüdüğü dönem, Osmanlı’nın çöküş süreciydi.
Osmanlı devlet sistemi “teokratik” bir monarşiydi.
Yani, egemenliğin kaynağı “ulus” değil, halife de olan padişahtı.
Tanzimat ve 1’inci Meşrutiyet süreçleri ile Parlamenter Monarşi‘ye geçiş sağlandı; ama egemenlik hâlâ Saray’daydı.
2’nci Meşrutiyet ile ilk defa “Millet İradesi/hakimiyeti” kavramı ortaya çıktı; fakat hâlâ “padişah egemen” bir yapı vardı.
Bu yapıda halk tebaaydı. Siyasi hak ve temsil yoktu!
Ulus egemen yapıya Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkması ile ilk adım atıldı.
Mustafa Kemal, daha 22 Mayıs 1919’da İstanbul’a gönderdiği raporda, “Millet, ‘millî hâkimiyet’ esasını ve ‘Türk Milliyetçiliğini’ kabul etmiştir. Bunun için çalışacaktır.” diyordu.
Türk İnkılâbı’nın manifestosu Amasya Genelgesi’nde’: “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararının kurtaracağı” belirtilmişti.
Erzurum Kongresi öncesinde beliren ana düşünce şöyleydi: ‘Millî hakimiyete’ dayalı, kayıtsız şartsız yeni bir Türk Devleti kurmak! Bu hedefe mutlaka ulaşılacaktır…
Nitekim Erzurum Kongresi’nde “Kuva-yı milliyeyi âmil ve iradeyi milliyeyi hâkim kılmak esastır.” yönünde karar alınmış, Sivas Kongresi’nde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birleştirilmişti.
Özetle; “Teokratik egemenlikten, demokratik egemenliğe, yani millet egemenliğine” geçiş amaçlanmıştı…
23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla, “ulus egemenliğini” esas alan yeni bir Türk devleti kurulmuştur!
Bu bağlamda, 24 Nisan 1920’de Mustafa Kemal’in önergesiyle, TBMM’nin üstünde hiçbir gücün tanınmayacağı kararı alınmış ve “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir!” ilkesi benimsenmiştir.
1921, 1924 ve 1961 Anayasaları’nda benzer ilkeler korunmuştur.
Ancak, 1961 Anayasası’nda, 1971-1973 değişiklikleri ve 1982 Anayasası ile egemenliğin kullanımındaki denge Yürütme ve Cumhurbaşkanı lehine bozulmuştur.
Bunu takiben, 2007 ve 2017 Anayasa değişiklikleri ile egemenliğin kullanımında TBMM belirgin oranda devre dışı bırakılmış, Cumhurbaşkanı olağanüstü güçlenmiştir.
Böylece Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ile egemenliğin kullanımı bakımından “Tek Adam” sistemine geçilmiştir.
Şimdi, 2’nci Açılım‘la gelebilecek yeni anayasa ile ulus devlet/üniter devletin feshi riski çok yüksektir!
Bu risk, Türkiye’nin 1’inci Meşrutiyet yıllarına geri dönmesi demektir!
Bu bir Çan Eğrisi’dir ve geriye gidiştir!
Sonuç olarak, 23 Nisan; sadece bir ‘çocuk şenliği’ olarak kutlanmamalı!
Türkiye’nin ulusal egemenlik meselesindeki seyri dikkatle değerlendirilmelidir.
Gözbebeğimiz çocuklarımıza güvenli yarınlar hazırlayabilmek için, Atatürk ve silâh arkadaşlarının kadim mirası Cumhuriyete ve “ulusal egemenliğe” sahip çıkmamız kaçınılmazdır!
Bayramınız, Kutlu Olsun!
23 Nisan 2026
Dr. Fikret BAYIR
E. Kur. Ab. / Zafer Partisi Gn. Bşk. Yard.


