29 MAYIS 1453 İSTANBUL’UN FETHİNİN 573. YIL DÖNÜMÜNÜ
Kızıl bir şafak, Boğaz’ın sularını kan rengine boyarken, tarih tek bir isimle anılacaktı: Fatih.
O sabah, surların önünde yığılmış 80 bin Osmanlı askeri, gökleri inleten tekbirlerle Allah’ın adını haykırıyordu. Karşısında ise bin yıllık bir imparatorluğun son nefesini verdiği, aşılmaz addedilen Theodosius Surları duruyordu. Ama ne surlar ne zincir ne de Haçlı’nın son umudu, 21 yaşındaki bir padişahın iradesine karşı koyabilecekti.
“Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni alır!”
Bu söz, sadece bir slogan değildi. Bu, bir genç hükümdarın kaderiyle kenti birbirine bağlayan yemindi. Fatih Sultan Mehmed, fetihten önce hocası Akşemseddin’e yazdığı mektupta ve komutanlarına hitabında bu kararlılığı defalarca dile getirmişti. “İstanbul’u almak benim nasibimdir” diyordu gözlerinde çakan şimşeklerle. Çünkü o, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadis-i şerifindeki müjdeyi biliyordu: “İstanbul elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”
Ve o komutan, işte oradaydı. Kırmızı beyaz çadırının önünde, atının üzerinde dimdik duruyordu. Yanında sadrazamı Çandarlı Halil, vezirleri, yeniçerileri ve gönüllü akıncılar… Ama en önemlisi, yüreğinde taşıdığı iman vardı.
Fethin yolu kolay değildi. Mart ayından beri süren kuşatmada Osmanlı ordusu hem karadan hem denizden kuşatmıştı kenti. İmparator XI. Konstantin, son Bizanslıların umudu olarak surların arkasında direniyordu. Venedik, Ceneviz gemileri Haliç’e zincir germiş, Osmanlı donanmasını dışarıda tutmaya çalışıyordu.
Fakat 22 Nisan gecesi, Osmanlı’nın akıl almaz hamlesi geldi. Kadırgalar, Dolmabahçe sırtlarından kızaklar üzerinde Haliç’e indirildi. O gece İstanbul uyuyamadı. Çünkü surların ardındaki düşman, Türklerin gemilerinin karadan yürüdüğünü görünce paniğe kapılmıştı. “Bu nasıl iştir?” diye haykırıyordu Bizanslılar. Bu, sadece bir askeri manevra değildi; bu, imkânsızı mümkün kılan bir irade gösterisiydi.
29 Mayıs… O Kutsal Sabah
Son hücum emri verilmişti. Top sesleri yeri göğü inletiyor, devasa “Şahi” toplarının gürlemesiyle surlar sarsılıyordu. Urban adlı Macar mühendisin döktüğü toplar, Bizans’ın bin yıllık kibrini paramparça ediyordu.
Saatler ilerledikçe savaşın şiddeti zirveye çıktı. Yeniçeriler, sipahiler, azaplar ve gönüllüler dalga dalga surlara hücum ediyordu. İşte o sırada destanın en parlak kahramanlarından biri öne çıktı: Ulubatlı Hasan.
Surların üzerine ilk bayrağı diken yiğit, göğsüne saplanan oklara aldırmadan “Allah Allah!” nidalarıyla tırmandı. Vücudu delik deşik olmuştu ama elindeki sancak yere düşmedi. Son nefesinde bile “İstanbul fethedildi!” diye haykırdığı rivayet edilir. O, sadece bir asker değildi; o, fedakârlığın ve imanın ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Nihayet, surlarda bir gedik açıldı. Osmanlı askeri sel gibi akın etti içeri. Konstantin, son bir kahramanca çıkışla cesurca savaştıysa da, imparatorluk onunla birlikte son buldu. Cesedi, mor çizmelerinden tanındı.
Öğleden sonra, toz ve barut kokusu içindeki surlardan içeri giren genç padişah, atının üzerinde ağır ağır ilerliyordu. Ayasofya’ya vardığında attan indi. İçerideki dehşeti gören askerlerine dönüp şu emri verdi:
“Durun! Bundan sonra burası camidir. Kimsenin malına, canına, ırzına dokunulmayacaktır!”
Sonra secdeye kapandı. Şükür namazı kıldı. Tarihin en büyük fetihlerinden birini, en büyük tevazuyla taçlandırdı. Ayasofya’nın kubbesi altında okunan ilk ezan, hem bir imparatorluğun sonunu hem de yeni bir çağın başlangıcını ilan ediyordu.
Fatih, şehre “İstanbul” adını verdi ve burayı payitaht yaptı. “İslambol” diye hitap etti. O günden sonra bu şehir, artık sadece bir başkent değil, İslam’ın ve Türk’ün kalbi oldu.
29 Mayıs 1453, sadece bir şehrin fethi değildi.
Orta Çağ’ın kapandığı, Yeni Çağ’ın açıldığı gündü.
Karanlık bir imparatorluğun küllerinden, aydınlık bir medeniyetin doğduğu gündü.
Fatih Sultan Mehmed, sadece bir komutan değil, bir vizyonerdi. 21 yaşında yaptığı bu fetihle hem Osmanlı’yı imparatorluk mertebesine çıkardı hem de asırlar boyu sürecek bir miras bıraktı. Bugün hâlâ minarelerden okunan ezanlar, o fetih sabahının tekbirlerinin yankısıdır.
“Ne mutlu o askere ki, İstanbul’u fetheden askerdendir.”
Ve ne mutlu bize ki, o büyük fethin torunlarıyız.
Allah, Fatih Sultan Mehmed Han’ı ve tüm gâzileri rahmetiyle kuşatsın.
İstanbul, ebediyen Türk ve Müslüman kalacaktır.
29 Mayıs 1453 – Zaferin ve İmanın Günü Kutlu Olsun.
29 Mayıs 2026
M. Hüseyin OĞUZ

