30 AĞUSTOS’TA “TÜRK” OLMAK…
(2010)
“Tarihinde batıya doğru yürüyüşünü yüzyıllar öncesinden başlatan Türk Milletinin, Anadolu’ya attığı en büyük askerî ve siyasî adımların yaşandığı günlerin tekrarını bu günlerde yeniden yaşıyoruz.
Her ne kadar gözden, gönülden ve akıldan uzak tutulmaya çalışılsa da Alparslan’ın Malazgirt Ovası’nda bir kez daha açtığı kilidin Mustafa Kemal Atatürk’le daha da sağlamlaştırıldığı ve Türk Ordusunun zaferlerle yoğrulduğu günleri içeren “Zafer Haftası”nı bir kez daha gururla idrak ediyoruz.
Bu sebeple Türk milletinin ve bağrından çıkardığı Peygamber Ocağı olarak gördüğü şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 30 Ağustos Zafer Bayramı hepimize kutlu olsun.
Türk milletini ve Tanrı’nın nizamını yer yüzüne hakim kılma davasında, toprağı kanları ile sulamış bulunan bütün şehitlerimizin aziz ruhları önünde bir kez daha saygıyla, minnetle ve şükranla eğiliyor, Türk milletinin bu kahraman evlatlarını binlerce Fatiha ile selâmlıyorum.
Yine Allah yolunda, Türk milleti için çarpışarak gâzilik mertebesine ulaşmış yiğit insanlarımızın ebediyete intikal etmiş olanlarına rahmet yaşayanlarına da hayırlı ve bereketli bir ömür diliyorum.
Şahsen, Allah’tan sonra kendimi en borçlu hissettiğim varlıklar, şehitlerimiz ve gâzilerimizdir. Anama, babama, dedeme, atalarıma ve çocuklarıma nefes alacak, karın doyuracak bir toprak bulduysam onlar sayesindedir. Onlara ve mirasçılarına ne yapsam haklarını ödeyemem. İnanıyorum ki; kendisini Türk olarak hisseden her kişi, aynı duygular içerisindedir.
Şehitlerin ve gâzilerin, kanları ve canları pahasına bize emanet ettikleri bu vatanda, bugün Türklük sorgulanmakta ve âdeta aşağılanmaktadır. Hatta Türk milletinin devlet üzerindeki hükümranlığı referandum ile geçirileceği farzedilen anayasa değişiklikleri ile sonlandırılmak istenmektedir. Demek ki; yaşananlara bakarsak, emaneti korumakta, üzerimize düşeni lâyıkıyla yerine getirememişiz. Ya da en azından ben getirememişim!
Bu yıl Zafer Haftası nedeni ile camilerde okunan Cuma hutbesinde bir kez dahi “Türk” sözcüğü geçmedi. Sanki Alparslan ve Mustafa Kemal; Türk ve komutalarında savaşan askerler Türk askerleri değildi!!!
Bu Diyanet İşleri’nde, imamlarımızda, vaizlerimizde ve müezzinlerimizde hiç mi haysiyet kalmadı? Yeri ve zamanı değil ama birçok konu var ki neredeyse beni arkalarında namaza durmaktan alıkoyacaklar. Onun için acilen aynaya bakmalarında fayda görüyorum.
Eskiden vaaz ve hutbelerde “Müslüman Türk”lerin İslamiyete yaptıkları hizmetlerden bahsedilir ve Zafer Haftasında Türk Ordusunun komutanları ismen zikredilerek övülürdü. Şimdi bakıyorum da ne Alparslan’ı ne de Mustafa Kemal’i anan var, ne hatırlayan. Varsa yoksa “bu millet” tantanası. Tarih mi değişti, yoksa bu imam, müezzin ve vaiz tayfası mı?
Gözümün önünden camilerde asılı “Ne mutlu Türküm Diyene” ve diğer millâ söylemli mahyaların apar topar indirilişi geçiyor ve bu anı hiç unutamıyorum. İnsan ister istemez, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra yurdun dört bir köşesinde müttefik güçlerin işgalinde yaşananları hatırlıyor. Yoksa aynı günlere doğru mu gidiyoruz? Ya da nereye gittiğimizi biliyor muyuz? diye soruyorum…
Atatürk’ün, Bulgar Ivan Manelof’la 1906 yılında yaptığı konuşmaya bakacak olursak, “Türk Milleti gerçeği görünce arkasından yürür…” diye ifade ettiği düşüncesinin doğru olduğu kadar bugün bunun hayata geçirilmesinde büyük zorluklar içinde olduğumuz tartışılmaz bir hakikâttır, diye düşünüyorum.
Türk milleti, kendisinden saklanan gerçekleri nasıl görecektir? İşin püf noktası budur…
Her türlü yol denenerek Türk milletinden, başına gelecek olanlar saklanmaktadır. Bunu anlamak için kahin olmaya gerek yoktur. Biraz tarih bilgisi ve de gündemi takip etmek bizi sonuca götürmektedir. Yeter ki, gaflet içinde olmayalım.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nda “Türk” sözcüğünün es geçilmesi ve bunun için, camilerin ve din adamlarının da içinde bulunduğu her türlü argümanın kullanılmış olması fikirlerimizin haklılığına delalet eden en büyük göstergelerdir.
Ancak yine de Türk milletinin içinde yok edilemeyecek ve aslî cevher olarak nitelendirilen bir öz vardır ki; bu öz oynanan oyunu yine bozup atacaktır.
Dünyanın neresinde “Ne Mutlu Türküm Diyene” anlayışı içinde yaşayan, gönlü ve kalbi Ayyıldızlı bayrak için atan ne kadar kardeşimiz varsa, onlarla hep birlikte nice 30 Ağustoslarda birlikte olmayı diliyor, Asil Türk milletinin Zafer Bayramı’nı kutluyor, Cenab-ı Allah’tan Türk ordusuna her daim zafer niyaz ediyorum.”
***
Bu yazı, tam 16 sene önce yazıldı. 2026’da da değişen bir şey yok!
Türk, bilinen yöntemlerle saldırı altında. Ancak, bir türlü başaramıyorlar ve yine başaramayacaklar. Fakat, Türk’ün gözü açılmak zorunda!
Son söz: Yaşadığım müddetçe her 30 Ağustos’da bu yazımı sizlerle paylaşmaya devam edeceğim…
29 Ağustos 2010 / İstanbul
Özcan PEHLİVANOĞLU
Zafer Partisi Gn. Bşk. Yard.

