Tarih: 20.09.2022 – Yazar : Sadık SOFTA
Şeyh İsmail Rumi, Anadolu’nun sayılı evliyaları arasındadır. Türk tasavvuf tarihinde olduğu kadar, Anadolu’nun manevi birliğini oluşturan, bilim ve düşünce çığırının da başında yer alır. Bu nedenle onun hakkındaki bilgiler efsaneleşen bir hayatin romanıdır.
Rumi, Osmanlı Döneminde yetişen velilerdendir. “Zamanındaki Kadiriye tarikatı büyüklerindendir.” İsmi İsmail olup, Rumi nisbesiyle meşhur olmuştur.
Şeyh İsmail Rumi’nin babası “Çoban Ali” isimli bir zattır. O zamanlar vilayet olan Kastamonu’ya bağlı, Tosya ilçesinin bir köyü ve şimdi de Çankırı’nın Yapraklı İlçesi’nin bir beldesi olan İkizören (Babsa) beldesindendir. İkizören’de Kayabaşı oğlu sülalesi olarak anılmaktadır. Çoban Ali Yukarıöz’e (Yukarı Bağdiğin) iç güveysi olarak girer ve burada yerleşir. Bugün ikisi de belde olan bu yerler, Yapraklı’ya bağlıdır. Fakat döneminde Tosya’ya bağlı olduğu için, Şeyh İsmail Rumi’ye bazı kaynaklar Tosyalı diye yer vermektedir.
İkizören
Bazı kaynaklarda Yukarıöz’de dünyaya gelen Şeyh İsmail Rumi’nin lâkabı “Keloğlan”dır ve doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1550’li yıllarda doğduğu sanılmaktadır.
Çocukluğu, doğduğu köyde geçmiştir. Yazarını ve kaynağını tespit edemediğim bir yazıda önemli bilgiler vardır. Bu bilgilere göre; çocukluk yıllarında önemli olaylara şahit olunur. Bir yandan çobanlık yaparken, diğer yandan da bazı kerametleri görülmeye başlanır. “Zemherinin en soğuk kış günlerinin birinde o’nu salatalık yerken görürler. Bir başka gün; dağların diz boyu karlarla kaplı olduğu bir zamanda O’nu bir dere kenarında yeşillikler ve çiçekler arasında hayvan otlatırken bulurlar.” Bu tür kerametleri sürüp gidecektir.
İlk tahsilini Tosya’da gören İsmail Rumi, akli ve nakli ilimleri öğrendi. Tasavvuf yoluna yönelip, Halvetiye Yolu mensuplarından Şeyh Ahmet Efendi’den feyz aldı. Bu yolda ilerledikten sonra Abdulkadir Geylani Hazretlerinin manevi daveti üzerine Bağdat’a gitti. O zaman Abdulkadir Geylani Hazretlerinin dergâhında şeyhlik yapan Feyzullah Efendi’nin sohbetlerinde ve hizmetlerinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip, Evliyalık derecesine ulaştı. Abdulkadir Geylani hazretlerinin manevi âlemde, “Ya Rumi, Rum’a (Anadolu’ya) git; tarikimi neşret” emri ve işareti üzerine Anadolu’ya gitmek üzere Bağdat’tan ayrıldı. “Pir-i Sani” künyesiyle Anadolu ve Rumeli taraflarını gezerek, gittiği yerlerde insanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlattı. Böylece onların dünya ve ahrette saadete, mutluluğa kavuşmaları için gayret etti. Kırk yere gitti. (Türkiye gazetesi Evliyalar Ansiklopedisi.) Öyle ki Bağdat’tan ayrıldıktan sonra yine Çankırı yöresine gelmiş olduğu sanılmaktadır. Çünkü halk arasında ve Çankırı ilçelerinde (Yapraklı ve Kızılırmak) yedi adet camii ve tekke yaptırdığı hala canlılığını koruyarak anlatılmaktadır. İlk camii yaptırdığı köyün Kaymaz (Yapraklı) olduğu ve hatta çevrede öyle bir camii olmadığı için köye (Camili Kaymaz) denildiği köylüler tarafından söylenmektedir. Diğer camii yaptırdığı yerler ise Kızılırmak İlçesi Aşağı Alagöz / İğdeli Alagöz Köyü ile Çankırı Bayındır Köyü’dür. Diğerlerini tespit edemedim. Bu arada bir müddet Akyazı Köyü’nde de bulunduğu ve Yukarıöz’den sonra Asa Suyu’nu buradan çıkardığı, hatta Akyazı’dan Asa Suyu’nu durdurup, asasını atınca Sazcağız’dan çıktığı da her iki köy halkı tarafından anlatılmaktadır. Tosya, Kastamonu, Edirne, Tekirdağ, Bursa, Mısır ve Siroz gibi toplam kırk yer gezmiştir. Bulunduğu her yerde Kadriye Yolu Dergahları’nı inşa ve ihya etmiştir.
Sazcağız Tekkesi
Sazcağız’a (Satcuaz) gelen Şeyh İsmail Rumi, kimilerine göre çobanlık yapmaya devam etmiştir. Köylülerle tanışıp – biliştikten sonra camii ve hamam yaptırmak için köylülerden yardim ister. Köylüler oralı olmayınca ısrar eder. Bu ısrar üzerine Sazcağızlılar da kuru, çorak ve köyün dışında bir arazi gösterirler. Şeyh İsmail Rumi burada Camii (tekke) yapmak için işe koyulur. Köylülerden pek yardım görmediği halde inşaat hızla ilerlemektedir. Köylüler bu durumdan şüphelenmeye başlarlar. Bina inşaatı için çok büyük ağaçlar (öz) taşımaktadır. Şeyh İsmail Rumi için “bizim damlarımızdan (ahir) hayvanları gece çalıyor, sonra da bizim hayvanlarımızla bu ağaçları taşıyor” derler. Bu inançla da bir gece Karacaözü Köyü civarında pusuya yatarlar. Amaçları Şeyh İsmail Rumi’yi kaçak hayvanlara ağaç taşıttırırken yakalamaktır. Gece yarısı olur. Şeyh İsmail Rumi ağaçları dağdan indirmiş, pusu yerine gelmiştir. Pusuda yatan köylüler birden pusudan çıkarlar. Gördüklerine inanamazlar. Şeyh İsmail Rumi, ağaçları geyiklere yüklemiş, yılanları da urgan yaparak bağlamış olarak inşaata götürdüğüne şahit olmuşlardır. Hatta pusudan ani çıktıkları için geyikler ürkmüş, birisinin ayağı da ağaçların arasına sıkışarak yaralanmıştır. Kısa sürede inşaat tamamlanır. Daha sonra da binanın bulunduğu bu çorak yerden su çıktığını görmüşler. Asa Suyu denilen bu su, bugün Sazcağız ve Yüklü Köylerinin bahçelerini hala sulamaktadır.
Şeyh İsmail Rumi’nin yaptırmış olduğu bu tekke (Bazılarına göre camii) ahşap olarak dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Ahşap olarak yapılan bu binanın girişi doğu yönündedir. Üzeri kiremitle kaplıdır. Kuzey ve bati yönü kapalıdır. Doğu ve güney duvarlarında pencereler vardır. duvar kalınlığı bir metredir. Girişin sağında hücrelere (halvet) çıkan ahşap bir merdiven bulunur. Kadınlar mahfili dardır. Ahşap parmaklıklarla ayrılmıştır. Üzerinde hücreler bulunur. Kadınlar mahfilin önünde ve girişin tam karşısında ortada bir direk vardır. Bu direk “Kucaklama Direği” diye bilinir. Niyet tutularak direk kucaklanır. Niyeti olacaksa eller birbirine ulaşır, tutmayacaksa ulaşmazmış denilmektedir.
Tavan “dökme denilen kalın ağaçlar üzerine tahtalar kapatılarak gerçekleştirilmiştir. Binanın içi sade bir görünüm arz eder. Loş bir durumu vardır. Binası tamir geçirmiştir.
Duvarla çevrili olan camii avlusunda çeşmesi vardır. Avlu ağaçlandırılmıştır.
Yukarıöz Tekkesi
Şeyh İsmail Rumi’nin Yukarıöz’de bulunduğunda yaşadığı ev yıkılmıştır. Yıkılan bu evin enkazı kaldırılarak Yukariöz Belediyesi tarafından 1994 yılında ufak bir tekke yaptırılmıştır. İki katlidir ve her kat küçük bir oda durumundadır.
Tosya’da: Şeyh İsmail Rumi Tosya’da da bulunmuştur. Tosya’da Hocaimat mahallesine yerleşmiştir. Bu mahallede bir camii ile bir hamam yapmaya karar vererek ise koyulur. Camii tamamlandıktan sonra hamamın yapımına başlanır. Komşulardan yardım ister. Fakat istediği yardımı göremez. Ama yapım isleri de aksamadan devam etmektedir. Ustaların aksama kadar harcadığı malzemenin yerine, sabaha kadar yenileri gelir. Bu durum halkın dikkatini çeker, gözlemeye başlarlar. Sazcağız ve Bayındır’da olduğu gibi onlar da gördükleri karşısında şaşırırlar. Yine malzemeyi geceleri geyikler taşıyordu. O’nun Evliyadan bir zat olduğunu anlarlar. Fakat yine de denemeye karar verir. Kendilerine Hızır’ı göstermesini isterler. Bir gün ustalar öğle yemeği yerken sırtında torbasıyla bir yolcu gelir. Buyur ederler. Nereden gelip, nereye gittiğini sorarlar. O’da “Cuma Namazı’nı Bağdat’ta kıldığını ve daha uğrayacağı yerler bulunduğunu söyler.” Aradan bir müddet geçince Şeyh İsmail Rumi’ye söz verdiği halde Hızır’ı kendilerine göstermediğini söylerler. O da “Siz tanımadınız amma o gelen yolcu Hızır’dı karşılığını verir. “Adamlar düşünürler. Öyle ya “Cuma’yı Bağdat’ta kıldım demişti. Hâlbuki namazdan çıkalı iki saat bile olmamıştı derler.
İstanbul’da
Şeyh İsmail Rumi buradan sonra Kastamonu’ya gitti. 1611 senesinde İstanbul’a geçti. İstanbul’da; Tophane’de Boğazkesen Mahallesi, Kadirler yokuşunda, “Kadirihane” adıyla, Kadiriye Yolu Dergahını inşa ve ihya edip, Kadiriye Yolu’nun esaslarını yaydı. Anadolu ve İstanbul’da kurduğu “Kadiriyehane” sayısı 48’dir. Bunların içinde özellikle “Kadirhane” en büyüğüdür. Hadikatü’l Cevami’de (Cilt 2 sayfa 67) ve Iskarlatos Vizandios’un “Konstantinopolis” adli eserindeki (Cilt 2 sayfa 81) kayıtlara göre Bu Kadirhane’nin kurulduğu yer eski bir kilisenin yeridir.
Şeyh İsmail Rumi, Sultan Ahmet Camiinin açılışında Sultan I. Ahmet, açılışın yapılacağı gün O’nu da davet etti. Merasimde Aziz Mahmut Hüdayi hutbe okudu. Abdullehad Nuri vaaz verdi ve Şeyh İsmail Rumi’de Kadiriye Yolu usulüne göre zikrederek töreni yönetti. Tören ve zikir Sultan I. Ahmet’in çok hoşuna gitti. Anadolu ve İstanbul’daki bütün Kadiri Tekkelerine gelir bağladı.
Şeyh İsmail Rumi (Haci Piri),Riyazet (Nefsin isteklerini yapmamak) ve Mücahede (Nefsin istemediklerini yapmak) hususlarında son derece dikkatli hareket ederdi. Kilise mensuplarının dikkatlerini çekecek bir hayat sürdü. Adi etrafında birçok efsanevi hikayeler dolaşmaya başladı.
Şeyh İsmail Rumi’nin erkek evladı olmadı. Kızını, İstanbul’a gelip misafir olan, Bağdat’taki Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin Dergahının Şeyhi Seyit Feyzullah Efendi’nin Oğlu Şerif Şeyh Halil Efendi ile evlendirdi. O da İstanbul’da kalarak, kayın pederinin ihtiyarlığı sırasında vekili oldu.
Şeyh İsmail Rumi 1631 (H.1041) yılında İstanbul’da vefat etti. İstanbul Tophane’deki dergâhının yanında defnedildi. Türbesi’nin üzeri açıktır. Sevenleri tarafından ziyaret edilip, manevi feyz ve bereketlerinden istifadeye çalışılmaktadır. (Türkiye Gazetesi, Evliyalar Ansiklopedisi, C:11, s: 270). Vefatından sonra damadı Şerif Şeyh Halil Efendi, makamına geçerek vazifesini devam ettirmiştir. Kadiriye Yolunun İsmailiye Kolu olan yolu, son devre kadar devam etti.
