TÜRKİYE, BİR HUKUK DEVLETİ Mİ?
Adalet erdemi üzerine…
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi, devleti “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar. Bu ifade, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlüklerin korunması, eşitlik ve adaletin tarafsız uygulanması gibi evrensel ilkeleri çağrıştırır. Ancak, özellikle 2002’den beri iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) dönemi bağlamında, bu kavramın pratikte ne ölçüde gerçekleştiği, uluslararası raporlar, istatistikler ve olaylar üzerinden sıkça tartışılmaktadır. Bu yazı, tarafsız bir bakışla hem ilerlemeleri hem de eleştirileri ele alacak, “adalet işliyor mu?” sorusuna gerçekçi bir yanıt arayacaktır.
Hukuk devleti, devletin kendi koyduğu kurallara bağlı olmasını, keyfi uygulamaların önlenmesini ve bireylerin haklarının güçlü yargı güvencesi altında olmasını gerektirir. Dünya Adalet Projesi (World Justice Project – WJP) gibi bağımsız indeksler, bunu “hükümet yetkilerinin kısıtlanması, yolsuzluk yokluğu, temel haklar, sivil ve cezai adalet” gibi faktörlerle ölçer. Adalet ise, sadece yasalara uymak değil, eşit muamele, orantılı ceza ve tarafsız yargılamayı içerir.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf bir ülke olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uymakla yükümlüdür. Ancak, bu alanda kronik sorunlar yaşanmaktadır.
2002 Sonrası Dönemde İlerlemeler ve Reformlar
AKP’nin ilk yıllarında (2002-2010’lar başı), AB uyum sürecinde önemli adımlar atıldı:
İşkenceye karşı daha sıkı önlemler, ifade özgürlüğü ve azınlık haklarında (Kürtçe yayın gibi) kısmî iyileştirmeler.
2010 anayasa değişikliğiyle Yüksek Yargı Kurulu (HSYK) yapısında değişiklikler, askeri yargının daraltılması ve bireysel başvuru hakkının getirilmesi gibi reformlar yapıldı. Bunlar, dönemin koşullarında yargıyı daha erişilebilir kılmayı amaçlıyordu.
Ekonomik istikrar ve bazı yasal paketlerle bürokratik işlemlerin hızlandırılması gibi pratik kazanımlar sağlandı.
Bu dönemde Türkiye, WJP indekslerinde görece daha iyi sıralarda yer alıyordu ve uluslararası aktörler tarafından “model” olarak görülüyordu. Hükümet, bu reformları “demokratikleşme” olarak savundu.
2013’teki yolsuzluk iddiaları, 2016 darbe girişimi sonrası olağanüstü hal (OHAL) ve özellikle 2017’deki başkanlık sistemiyle birlikte tablo değişti. Bağımsız raporlara göre sistematik sorunlar derinleşti.
Binlerce hakim ve savcı (2016 sonrası yaklaşık 4.000’den fazla) ihraç edildi veya değiştirildi. HSYK’nın yapısı nedeniyle yürütmenin yargı atamalarında etkili olduğu belirtiliyor. Freedom House, yargıyı “ciddi şekilde siyasileşmiş” olarak nitelendiriyor. WJP 2025 indeksinde Türkiye 143 ülke arasında 118. sıraya geriledi (Doğu Avrupa ve Orta Asya’da son sıralarda). “Hükümet yetkilerinin kısıtlanması”nda çok düşük puan aldı.
Muhalif siyasetçiler (Selahattin Demirtaş gibi), gazeteciler, insan hakları savunucuları (Osman Kavala) ve akademisyenler (Barış Akademisyenleri) uzun tutukluluklar ve “terör örgütü üyeliği” gibi suçlamalarla karşılaştı. AİHM, bu davalarda siyasi amaçlı tutukluluk (Madde 18 ihlali) tespit etti ve derhal tahliye kararları verdi; ancak bazıları uygulanmadı.
Türkiye, AİHM’de en çok ihlal kararı çıkan ülkelerden biri olmaya devam ediyor. 2024’te 73 karardan 67’sinde ihlal bulundu. Sistemik sorunlar (ByLock davaları gibi) nedeniyle binlerce benzer başvuru var. Uyum oranı tartışmalı; hükümet % 89 derken, eleştirmenler kilit davalardaki (Kavala, Demirtaş) non-compliance’i vurguluyor.
Gazetecilerin tutuklanması, medya kapanmaları, internet sansürü (siteler engelleme) ve sosyal medya kısıtlamaları yaygın. Freedom House Türkiye’yi “Not Free” kategorisinde değerlendiriyor (2025 skoru 33/100).
Yolsuzluk iddialarında şeffaflık eksikliği, kayyum atamalarıyla seçilmiş belediyelerin devralınması, OHAL sonrası KHK’larla kitlesel ihraçlar ve uzun tutukluluk süreleri eleştiriliyor. Kürt sorunu bağlamında güvenlik operasyonları sırasında hak ihlalleri raporlandı.
EU ilerleme raporları da yargı bağımsızlığı, temel haklar ve demokrasi standartlarında “gerileme” veya “ciddi endişe” notu veriyor.
Adalet İşliyor mu?
Türkiye’de adalet mekanizmaları günlük suçlar için bir dereceye kadar işliyor olsa da, siyasi ve yüksek profilli davalarda yargının yürütmeye bağımlı algısı güçlü. WJP ve Freedom House gibi kaynaklar, kurumsal erozyonu gösteriyor: 2015’te WJP’de ~80. sırada olan Türkiye, 2025’te 118’e düştü.
Hükümet tarafı, terörle mücadele gerekçesini, reform stratejilerini (2019, 2025) ve yüksek uyum oranlarını öne sürüyor. Eleştirmenler ise, gücün tek elde toplanması, muhalif susturma ve AİHM kararlarına seçici uymayı vurguluyor.
Gerçekçi bakış açısından: Erken dönemde reformlar vardı, ancak 2016 sonrası otoriterleşme eğilimi baskın hale geldi. Bu, hem iç güven (siyasi istikrar) hem uluslararası itibar açısından maliyet yarattı.
Sonuç olarak, “Türkiye bir hukuk devleti midir?” sorusuna yanıt, kısmî ve sorunludur. Anayasal çerçeve yerinde olsa da, uygulamada yargı bağımsızlığı, eşitlik ve temel hakların korunması açısından ciddi eksiklikler var. Tam bir hukuk devleti için, yargı reformlarının gerçekten bağımsızlaştırılması, AİHM kararlarına tam uyum ve şeffaflık şarttır. Bu, sadece uluslararası taahhüt değil, toplumun adalete olan inancı için de gereklidir. Tartışma, verilere dayalı ve yapıcı olmalıdır; çünkü adalet, tüm taraflar için evrensel bir ihtiyaçtır.
“Türkiye bir hukuk devletidir.” savı askıdadır. Adalet, kör topal ilerlemektedir. “Adalet, âdil midir?” sorusunun cevabı kolaylıkla ve içtenlikle “evet” olamamaktadır. Yani, adaletin zengin ve güçlüden yana işletildiği kanaati, toplumda yaygın bir kanaat olarak kendini göstermektedir.
Bir gün, herkes, adalet ile tanışacaktır.
Âdil günlerde yaşayın…
24 Haziran 2026
M. Hüseyin OĞUZ


