DOKURCUM DEĞİRMENİ KATLİAMI
Dokurcum Değirmeni Destanı
O gün, 28 Mart 1920’nin soğuk ve kanlı sabahıydı. Anadolu’nun yüreği Antep’te atıyordu. Fransız işgalcilerinin çizmeleri toprağı eziyor, düşman bayrakları semada dalgalanıyordu. Şahin Bey ve yiğit çetesi, Elmalı Köprüsü’nde son nefeslerini veriyor, vatanın hürriyet ateşini kendi kanlarıyla yakıyordu. O ateş sönmesin diye, henüz bıyığı terlememiş on dört genç yola düşmüştü.
Yaşları on iki ile on beş arasında değişen bu çocuklar, ellerinde erzak torbalarıyla yürüyordu. Yüreklerinde korku yoktu; sadece vatan sevgisi ve büyük bir sorumluluk vardı. Şahin Bey’e, o destan yazan komutana ve silah arkadaşlarına ekmek, su, umut taşıyorlardı. Küçük adımları toprağa basarken, sanki tarihin kendisi onların peşinden geliyordu.
Fakat düşman, o sabah daha da acımasızdı. Şahin Bey’i şehit eden Fransız birlikleri Antep’e doğru ilerlerken, bir grup asker Dokurcum Değirmeni’ne yöneldi. Değirmenin taş duvarları, o masum çocukların son sığınağı oldu. Silahları yoktu; yanlarında sadece erzak ve yüreklerindeki iman vardı. Düşmanı fark edince değirmene saklandılar. Kalpleri küt küt atıyordu ama sesleri çıkmıyordu.
Fransız askerleri değirmeni kuşattı. Gözlerinde acıma yoktu; sadece kin ve zulüm vardı. Çocukları dışarı çıkardılar. Ellerini birbirine bağladılar. Değirmenin önündeki dik kayaların önüne, bir sıra halinde dizdiler. Ne esir aldılar, ne sorguladılar, ne de merhamet gösterdiler. Silahsız, masum, vatan için yola çıkmış on dört yavruyu önce kurşuna dizdiler. Mermiler göğüslerini delerken, son nefeslerinde belki de “Vatan!” diye fısıldadılar.
Ama bu yetmedi düşmana. Hâlâ canları titreyen o bedenlere süngülerini sapladılar. Kan toprağa aktı, değirmenin taşları kızardı. Gökyüzü o gün kara bulutlarla örtüldü; rüzgâr, o çocukların isimlerini fısıldayarak esti.
Fransız birliği yoluna devam ettiğinde, çevre köylerden koşup gelenler o manzarayı gördü. Elleri bağlı, kurşunlanmış ve süngülenmiş on dört masum yavru… Anneler, babalar, kardeşler o cesetlere sarıldı, gözyaşları toprağı ıslattı. Ağlaşmalar, feryatlar, lânetler… Ama aynı zamanda bir yemin yükseldi: “Bu kan yerde kalmayacak!”
Dokurcum Değirmeni, o günden sonra sadece bir değirmen olmaktan çıktı. O, Antep Savunması’nın en acı, en destansı sayfalarından biri oldu. On dört çocuğun şehadeti, bir milletin bağımsızlık ateşini daha da körükledi. Gaziantep Kalesi’nin girişinde rölyefleriyle anılan, anıtlarla yaşatılan o kahramanlar, bugün hâlâ yüreklerde yaşıyor.
Onlar silah tutmadı, ama vatanı savundu.
Onlar çocuktu, ama destan yazdı.
Onlar öldü, ama ebediyen yaşadı.
Dokurcum Değirmeni’nde akan kan, Türk milletinin hürriyet damarlarında hâlâ atıyor. O on dört şehit, her 28 Mart’ta yeniden diriliyor; her Antep’linin yüreğinde, her vatanseverin gözünde…
Tanrı rahmetini bol eylesin
31 Temmuz 2026
M. Hüseyin OĞUZ

