MİLLÎ MÜCADELE’NİN GİZLİ KAHRAMANLARINDAN: GÂZİ HACI MUSTAFA EFE
Gâzi Hacı Mustafa Efe, Ege’nin bağrından kopup gelen, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir yiğittir. 1896 yılında Aydın’ın Bozdoğan ilçesine bağlı Kızılca köyünde, Sarıkeçili Yörük köklerinden gelen bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Gençlik yıllarında ailesiyle birlikte kıl çadır ve heybe dokuyarak geçimini sağlarken, kader onu savaş meydanlarına sürükledi.
Yemen Savaşı’nda silah altına alındı. İngilizlere karşı çöllerin kavurucu ateşinde kahramanca çarpıştı. Birliği esir düşünce, esaretin zincirlerini kırmak için cesaretini kuşanıp birkaç arkadaşıyla birlikte kaçmayı başardı. Günlerce Yemen çöllerinde yürüdü; yaprakları ve hayvan pisliklerinden arpa tanelerini ayıklayarak hayatta kaldı. Yaralı bedeniyle ana birliğine ulaştı, tedavi olduktan sonra yeniden silaha sarıldı. Bu çöl direnişi, köylülerinin ona “Hacı” lakabını vermesine vesile oldu. Sonra Çanakkale’ye geçti. Liman von Sanders’in emrinde savaştı; Almanlara kurbağa ve kaplumbağa yakalayıp ekmek karşılığında takas ettiği o zor günleri unutmadı. Gâzi olarak köyüne döndüğünde bedeni kurşun yaralarıyla, tetik parmağı hafif kesik, bir gözü takma olarak yurduna kavuştu.
1919’da yurt toprakları işgal edilince, eşinin dayısı Kınoğlu Süleyman Efe ile birlikte Demirci Mehmet Efe’nin sancağı altına girdi. Zeybeklik hayatı yaşamamıştı; başına bir olay gelmemiş, dağa çıkmamıştı. Sadece vatan ve millet tehlikedeydi diye silahlanmış, Kuvayi Milliye’nin isimsiz yiğitlerinden biri olmuştu. Demirci Mehmet Efe tarafından sevilen, sayılan ve özel görevlerle yetkilendirilen Hacı Mustafa Efe; birliklerin iaşe işlerinde, resmî yazışmalarda ve Kuvayi Milliye askerî mahkemesinde aza olarak hizmet etti. Kardeşleri de onun gibi yiğitti: Küçük kardeşi Çakır Mehmet bir iftira yüzünden idam sehpasına çıkarıldıysa da Zurnacı Ali Efe’nin müdahalesiyle kurtulup emre girdi. Diğer kardeşi Hacı Emin Efe (Mehmet Şahin) Yunan esaretinden, aşçılık ve at bakıcılığı yaparak canını kurtardı; sonra silah ve cephaneyle dolu atları alıp kaçarak Kuvayi Milliye’ye ulaştırdı. Bu kahramanlığıyla Gâzi madalyası aldı.
Direcik köyü civarındaki çatışmalarda Demirci Efe’nin yanında yer aldı. İsimsiz bir kahraman kadının (yüzünü gizleyip bedenine cephane saran, köylerden dağlara taşıyan) muhafızlığını yaptı. Galip Hoca – Celal Bayar’ın korunması görevi de ona verildi. Bir gün Celal Bey’e “Hocam size neden Galip Hoca diyorlar?” diye sorduğunda, “Öyle icap ediyor Hacı!” cevabını aldı. Düzenli ordu kurulunca İnönü Savaşı’na, Sakarya’ya ve Büyük Taarruz’a katıldı; düşmanı kovaladı.
Zaferden sonra köyüne çekildi. Aile mesleğine, çiftçiliğe ve hayvancılığa döndü. Yaşlılık günlerinde sofrada ekmek kırıntısı düşüren torunlarına “Biz bir ekmek kırıntısına muhtaç halde düşmanla savaştık. Dökmeyin yere ekmeği!” diye nasihat ederdi. Avda tilkiyle karşılaştığında ezan okununca tilkinin ayağa kalkıp durduğunu görünce “Bu tilkiyi vurmamam gerek” deyip bir daha ava çıkmadı. Askerlik şubesinden maaş bağlandı. Gençlere düğün, sünnet yardımı yaptı; ev, tarla alacaklara destek oldu; köy camisine arsa bağışladı. 1960’lı yıllarda askeriyeye heybe ve at çulu üretti. Çanakkale Gâzisi madalyası evinden çalındı. Soyadı Kanunu’yla Beker soyadını aldı. 1989’da 90 yaşında vefat etti. Mezarı Bozdoğan’ın Kızılca köyündedir.
Gâzi Hacı Mustafa Efe, Kuvayi Milliye’nin isimsiz kahramanlarından biridir. Yemen çöllerinden Çanakkale siperlerine, Demirci Mehmet Efe’nin yanında Aydın dağlarından İnönü’ye, Sakarya’ya ve Büyük Taarruz’a uzanan yolu; vatan aşkıyla, yiğitlikle ve sade bir Anadolu erinin metanetiyle örülmüştür. Kardeşleriyle birlikte Ege’nin kurtuluş destanına adını yazdıran bu gâzi, torunlarına ve millete “ekmek kırıntısına bile saygı” öğreten bir miras bıraktı. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
08 Ağustos 2026
M. Hüseyin OĞUZ

