YAZIYORUM; ÇÜNKÜ SESSİZLİK, TÜKETİCİYİ YALNIZLAŞTIRIR!
Bir tüketici, ilk kez konuştuğunda ses çıkarır; ilk kez yazdığında tarih yazmaya başlar.
Hiç düşündünüz mü?
Bir şikâyet dilekçesi gerçekten sadece bir dilekçe midir? Bir e-posta, bir tüketici hakem heyeti başvurusu, bir gazete yazısı ya da sosyal medya paylaşımı… Bunlar yalnızca kelimelerden mi ibarettir?
Bence değildir.
Çünkü yazmak, çoğu zaman bir haksızlığın “Ben buradayım.” deme biçimidir.
Dijital çağın en büyük yanılsaması, her şeyi konuşuyor olmamızdır. Her gün milyonlarca mesaj atıyor, binlerce paylaşım görüyor, sayısız yorum okuyoruz. Gürültü hiç eksilmiyor. Fakat ilginçtir; ses çoğaldıkça hafıza küçülüyor. Söylenenler saniyeler içinde kayboluyor. Oysa yazılan, kayıt altına alınır. Yazılan, hesap sorar. Yazılan, yarın da okunur.
İşte, bu yüzden yazıyorum.
Yalnız kendim için değil. Bugün aynı sorunları yaşayan ama sesini duyuramayan milyonlarca tüketici için…
Tüketici hakları mücadelesi, yalnızca mahkeme salonlarında verilmez. Asıl mücadele, çoğu zaman bir kalemin ucunda başlar.
- Bir dilekçe hazırlanırken…
- Bir sözleşmedeki haksız şart işaretlenirken…
- Bir ayıplı mal nedeniyle şikâyet yazılırken…
- Bir gazeteye ya da dergiye makale gönderilirken…
Aslında aynı cümle kurulmaktadır:
“Ben, bu haksızlığı kabul etmiyorum.”
Yazı, hukukun en sessiz ama en güçlü tanığıdır.
Konuşma inkâr edilebilir.
Hatıralar unutulabilir.
Ama yazılmış bir cümle, yıllar sonra bile gerçeğin şahidi olarak karşınıza çıkar.
Kapitalist sistemin en büyük başarısı, yalnızca daha fazla tüketmemizi sağlamak değildir. Asıl başarısı, sorunlarımızın yalnız bize ait olduğuna bizi inandırabilmesidir.
- Bozulan ürün, yalnızca bizim başımıza gelmiş gibi…
- Haksız sözleşmeyi yalnız biz imzalamışız gibi…
- Fahiş fiyatı yalnız biz ödemişiz gibi…
Oysa aynı gün binlerce insan aynı mağduriyeti yaşamaktadır.
İşte yazmak, bu görünmez yalnızlığı görünür hâle getirir.
Bir kişinin kaleme aldığı itiraz, başka binlerce insana cesaret verir.
Bir makale, yüzlerce dilekçenin önünü açabilir.
Bir mahkeme kararı kadar, bazen bir gazete yazısı da toplumsal değişimin başlangıcı olabilir.
Bugün yapay zekâ çağını konuşuyoruz.
Algoritmalar, bizim yerimize düşünüyor.
Platformlar, bizim yerimize seçiyor.
Reklâmlar, biz fark etmeden kararlarımızı etkiliyor.
Dijital sözleşmeleri çoğu zaman okumadan kabul ediyoruz.
Tam da bu yüzden yazmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Çünkü yazmak, düşünmenin görünür hâlidir.
Yazan insan, önce durur.
Sonra sorgular.
Ardından anlamaya çalışır.
Ve en sonunda itiraz eder.
İtirazın olmadığı yerde hak gelişmez.
Hak gelişmeyince tüketici güçlenemez.
Yıllardır tüketici hareketinin içinde şunu gördüm:
En büyük değişimler, en büyük kalabalıklardan değil; kalemini eline almaktan korkmayan insanlardan doğuyor.
- Bir dilekçeyle başlayan mücadele…
- Bir köşe yazısıyla büyüyen farkındalık…
- Bir akademik makaleyle gelişen bilinç…
Hepsi aynı kökten besleniyor:
- Yazmak, sadece anlatmak değildir.
- Yazmak; kayıt tutmaktır.
- Sorumluluk almaktır.
- Tanıklık etmektir.
- Ve gerektiğinde vicdan olmaktır.
Belki de gelecekte bizleri söylediklerimizden çok, yazdıklarımız tanımlayacak.
Çünkü söz, rüzgâra karışır.
Yazı ise zamana emanet edilir.
Bugün kaleme aldığımız her satır, yarının tüketicisine bırakılmış küçük bir pusuladır.
Belki bizi tanımayacaklar.
Belki ismimizi hiç duymayacaklar.
Ama hak arama kültürünü, bizim bıraktığımız izlerden öğrenecekler.
İşte bunun için yazıyorum.
Ve yazmaya devam edeceğim.
Çünkü biliyorum ki…
İnsan, sorgulamayı bıraktığı gün tüketici olmaktan çıkar; tüketilen olmaya başlar.
Yazmak ise, tüketilen olmaya karşı verilen en sessiz, en onurlu ve en kalıcı mücadeledir.
O HALDE, HAYDİ YAZALIM…
16.08.2026
Av. Fahrettin ÖNDER
Tüketici Savunmanı / TBF Yürütme Kurulu Üyesi

